1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Kimlik numarası krizi 'tuzak' mı yoksa büyük ihmal mi?
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Kimlik numarası krizi 'tuzak' mı yoksa büyük ihmal mi?

A+A-

Gazetenin haberi: "Seçimlere kilitlenen Türkiye, dün çarpıcı bir gelişmeyi tartıştı. Başbakan Tayip Erdoğan, Yalova'daki mitingde yaptığı konuşmada 'kimlik numarası' üzerinden oyun oynandığına dikkat çekti."

Yalan değil, Başbakan gerçekten de konuya -şu sözlerle- dikkat çekmiş:

"Oyuna gelmeyelim, tuzağı bozalım. (…) Demokratik hakkınızdan olmamak için hemen TC kimlik numaralı kimliklerinizi temin edin."

Başbakan'ın açıklaması -tabii ki- kayıtsız kalınabilecek türden değil.

Bu çerçevede akla gelen ilk soru da haliyle şu: Yüksek Seçim Kurulu'nun "kimlik numaraları"na ilişkin 10.03.2009 tarihli açıklamasıyla duyurulan kararı Başbakan'ın ifade ettiği gibi bir "oyun-tuzak" niteliğini mi taşımaktadır?

Görüyorsunuz; seçim öncesinin fazlasıyla gergin atmosferini hepten geren bir ifade-iddia ile karşı karşıyayız şimdi de.

Tahmin ettiğiniz gibi, Başbakan'ın bu açıklamayı (hem de miting meydanında) niçin yaptığını bilmiyorum. Vardır bir nedeni mutlaka ve doğrusu bu nedeni de öğrenmek isterim.

Ama konuyu uzaktan izleyen birisi olarak şunu söyleyebilirim: Gördüğümüz kadarıyla "kimlik numarası"nın yol açtığı krizden hiçbir siyasi parti memnun değil. CHP, MHP, SP, DSP'nin yetkili ağızları bu son derece önemli "krizin" kabul edilemez olduğunu açıklamadılar mı?

Bilmiyorum, Başbakan söz konusu açıklamayı "kimlik numaraları" krizinin en fazla "kırsal bölgeler"deki seçmenleri vuracağı için mi yaptı. Çünkü biliyorsunuz, önce muhtara sonra nüfüs dairelerine başvurularak edinilecek bu "kimlik numarası" hizmetinin tahmin ettiğiniz nedenlerden dolayı en az ulaşacağı kesim köylerde ikamet edenler.

Ama bu şekilde bir akıl yürütme de doğru olmasa gerek, çünkü AK Parti eskinin DYP'si gibi bir "köylü partisi" olmaktan ziyade basbayağı bir "şehir partisi" niteliğinde.

Demek ki, eğer ortada iddia edildiği gibi- bir "oyun-tuzak" var ise, bu bütün partilerin seçmenlerini ilgilendiriyor.

Peki bu durumda, kaç milyon seçmen üzerinde kimlik numarası belirtilmiş kimlikten yoksun?

Konunun ortaya düştüğü gün verilen sayı 10 milyonu aşkındı. Oysa dünkü gazetelerde 5 milyon civarında olduğu söyleniyor. Aslına bakacak olursanız bu sorunun bir tahmin konusu olması da yadırgatıcı. Ülkenin nüfusu ve bugüne kadar kaç kişinin kimlik numaralı nüfus kağıdı ya da geçerli başka bir belgeye sahip olduğunu -bu çağda- bilemiyor muyuz?

Sonuca gelecek olursak: Seçmenlerin seçime 5 dakika kala karşılaştıkları bu büyük problemin nüfus dairelerinin seçim gününün akşamına kadar -gerekirse 24 saat- hizmet vermeleri ile çözülemeyeceği aşikâr. Köylü-kentli, işini gücünü bırakıp bu saatten sonra önce muhtarlığa gidip bir talep formu düzenletecek, sonra da nüfus dairelerinin önünde kuyruğa girip saatlerce bekleyerek "vatandaşlık görevini" yerine getirmeye çalışacak. Söz konusu olan 100-200 bin kişi olsa mesele yok, ama milyonlardan söz ediliyor.

Geçen akşam televizyon haberlerinde önümüze geldi. Çankaya/Ankara Nüfus Dairesi (bu "krizi" düşündüklerinden olacak beşinci katta hizmet veriyor!) anababa günüydü. O izdiham içinde bir gün geçiren bir vatandaşın aynı eziyete ikinci gün de dayanması çok zor; "vatandaşlık bilinci" bütün engelleri aşabilecek nitelikte değilse eğer… Köylerde ikamet edenlerin şansından söz etmeye bile gerek yok.

Bu arada YSK'nın konuya ilişkin kararını eleştiren hukukçular da eksik değil. Prof. Mustafa Şentop, YSK'nın kanunu yanlış yorumladığını söylüyor. Şentop, ülkede milyonlarca seçmenin kimlik numarası olmayan eski nüfus hüviyet cüzdanlarını kullandığından bahisle, "YSK mutlaka bu kararını düzeltmelidir" diyor.

Bu mümkün mü bilmiyorum. Ama unutmayalım ki YSK de kararını doğrudan 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un "Kimliğin tespiti" başlıklı 87. maddesine dayandırıyor.

Toparlayacak olursak:

"Kimlik numarası" krizi tamamen, siyasi partilerin büyük ihmalinin bir neticesidir. Seçime girmeye hak kazanmış şu kadar siyasi parti içinden hiçbirisi zamanında zahmet edip konuyu ciddi şekilde incelememiş. "Kanun çıkartmak" iyi de bu kanunların uygulamada nasıl sonuçlar getireceğini araştırmak da onların birinci görevi değil mi?

Sırası gelmişken şunu da ekleyeyim: Siyasi partilerin sergilediği bu "tembellik"in bir (büyük) örneğini "367 krizi"nde yaşamıştık. Krize yol açan Anayasa maddesi benim açımdan da "krize" yol açacak nitelikte değildi. Ama bu maddeden hareketle neler yaşandığını hatırlayın. Ancak bu maddenin yanlış yorumundan hareketle yaşadıklarımızı düşününce ben şunu söylemeyi de gerekli görüyorum: AK Parti iktidarı, cumhurbaşkanı seçimi de yaklaşmakta olduğuna göre, Anayasa'nın bu maddesini önüne koyup onu çok daha "açık ve seçik" hale getirmek için -tabii ki önceden- yeni bir düzenlemeye gidemez miydi? Madde orada dururken, AK Parti'nin anayasa uzmanları "Bir dakika, bu madde başımıza iş açabilir, kendisine bir çeki düzen verelim" diyemezler miydi?

Demek ki "tembellik" etmemek gerekiyor.

Son olarak YSK açıklamasının "rötarına" ilişkin de iki söz.

YSK, atıfta bulunduğu kanun maddesi orada öylece dururken ve ülke seçime giderken, "kimlik numarası"na ilişkin açıklamasını çok daha önceden bir uyarı mahiyetinde yapamaz mıydı?

Vatandaşların seçme haklarının önündeki muhtemel engelleri öngörmek ve bunları kaldırmak da YSK'nın görevleri arasında değil mi?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT