1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Gülerce

  3. Kimler isterse gerilim bir günde düşer?
Hüseyin Gülerce

Hüseyin Gülerce

Yazarın Tüm Yazıları >

Kimler isterse gerilim bir günde düşer?

A+A-

Yedi sivil toplum kuruluşunun sağduyu çağrısı, ortak aklın devreye girmesi ve tansiyonun düşürülmesi adına çok önemli bir adımdır.

28 Şubat sürecinde bu yedi kuruluştan dördü, o dönemde "mahşerin beş atlısı" olarak askerî vesayetin zeminini hazırlıyor ve demokrasiyi yaralayan bıçağı tutuyordu. Nereden nereye gelmişiz, sevinmeliyiz.

Benzer şekilde TÜSİAD'ın çıkışıyla, büyük sermayenin -biraz utangaç da olsa- demokratik güçlerden yana tavır koymasını da önemsemeliyiz.

Ancak ne TÜSİAD'ın ne de yedi sivil toplum kuruluşunun sağduyu çağrısı, beklediğimiz olumlu tesiri yapabilir. Tansiyonun düşmesi, kutuplaşmanın azalarak hoşgörü ikliminin gelmesi için daha esaslı aktörlerin sağduyusuna ihtiyaç var. Bunların başında CHP, medya, askerî ve sivil bürokrasi gelmektedir. Toplumun içine girildiğinde, laik kesim olarak adlandırılan çevrelerin, medyanın yoğun etkisi altında kaldığını görmemek mümkün değil. Acımasız bir manipülasyon var. Vehimler kamçılanıyor, önyargılar derinleştiriliyor, kin ve düşmanlık aşılanıyor. CHP lideri Sayın Baykal'ın üslûbu ise adeta bir savaş üslûbudur. Ergenekon soruşturmasını göğüslemek için siyasî bütün kariyerini bitirmeyi göze alan Sayın Baykal'a, ben, "dinci medya" ifadesini hiç yakıştıramadım. Bu, bir kavga üslûbudur.

Bugün üç büyük medya patronu var. Maalesef üç patronun da medya yayın yönetmenleri, köşe yazarlarının çoğunluğu çatışmadan, gerilimden, toplumun büyük kesimini aşağılamaktan yana tavır koyan insanlar. Ben bütün samimiyetimle söylüyorum: Bu tür yayın yapan gazete ve televizyonlar sivil toplum kuruluşlarının sağduyusu çağrısına uysunlar ve kutuplaşma yerine, çatışma yerine hoşgörülü, birleştirici ve demokrasiden yana yayınlar yapsınlar, Türkiye'de tansiyon bir hafta içinde düşer. Mesela Sayın Aydın Doğan, kızının başında bulunduğu TÜSİAD'ın demokrasi davetine uysun, bu inancını sahip olduğu medya yöneticilerine aktarsın, bugün ülkeye en büyük hizmeti yapar. Yüreğindeki Anadolu insanının yumuşaklığını, civanmertliğini konuştursun, demokrasi yürüyüşümüzün kahramanlarından biri haline gelir. Konumu itibarıyla medyada, bürokraside, siyasette böyle elli adam çıksın "tek çare demokrasi, insan hakları, özgürlüklerin genişletilmesi ve hukukun üstünlüğü" desin, ardından da silahlı kuvvetler adına "darbeler devri bitmiştir, kimse askeri tahrik etmesin" diye açıklama yapılsın, bu ülke, içine yuvarlandığı kâbustan bir günde çıkar... Evet, hiç mübalâğa etmiyorum, bir günde çıkar. Vehimlerin neden olduğu paranoyalar, sanal korkular semalarımızdan uçup gider... Bugün bize kendini aşan insanlar lazım. Kendi ülkemize, kendi insanımıza kendimiz zulmediyoruz. Hamle yapan, potansiyel gücünü harekete geçiren, bölgesinin yükselen yıldızı haline gelen Türkiye'ye, en büyük kötülüğü onu yönetme kavgası verenler yapıyor. Bizi çelmelemek isteyenlere, bizi bölmek isteyenlere en büyük kozu bizim zaaflarımız veriyor.

Neden birileri, eşit statüde insanlar olduğumuzu kabullenmemekte ve ayrıcalık istemekte ısrar ediyor? Neden birileri, kendilerini bu ülkenin asıl sahibi gibi görüyor, neden üstünlük iddiasında bulunuyor, neden gerçek bir demokratik sistem içinde "paylaşma"yı kabul etmiyorlar? Neden demokratikleşme; daha özgür, daha insanî, daha müreffeh bir yaşam tarzı vaat ettiği halde, darbe taşeronu çetelere karşı tarafsızlık kurnazlığına sapılıyor? Neden dünyaya entegre olmuş, uluslararası yarışta onurlu bir yürüyüşü başaracak Türkiye yerine, içine kapanan, otoriter ve baskıcı bir rejime, İttihatçı hayâllerine özlem duyuluyor? Neden? Neden?..

Şu gelip geçen dünyada güçlü olmak, hep güce yaslanmak çok mu önemli? Sıradan insanlar olmak, insanlardan bir insan olmak çok mu ağır bir yük?

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT