Kim Terörist?

20.10.2013 21:15

Mustafa Siel

Terör ve Terörizm Kavramlarının İçeriği

Terör, insanları yıldırmak ve sindirmek suretiyle belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma yada tehdit eylemi olarak tanımlanıyor. Terörizm ise, siyasal hedeflere ulaşmak için mevcut hukuk ile devlet otoritesini ve savaş kurallarını tanımayarak, örgütlü, sistematik, öldürme, kaçırma korkutma ve tahrip eylemleri olarak tanımlanıyor. Bu şekilde kitlelere yönelik şiddet eylemleriyle toplumun güven duygusunu tahriple can derdine düşürmek ve devlet ile arasında uçurum meydana getirilmesi hedeflenmektedir. Daha ziyade sol görüşlü örgütlerin hedeflerine erişmek için kullandıkları en önemli araçlardan biri terör ve terörizm.

Her ne kadar yukarıda ki tanımlar genel kabul görmüşse de, terör ve terörizm kavramları, her kesimin kendi çıkarlarına göre anlamlandırdığı, egemen güçlerinde kendi çıkarlarına göre yasallaştırdıkları kavramlar. Bir kesim için terörist olan diğer kesim için özgürlük savaşçısı olurken, süreçte bir kesimin çıkarları farklılaşınca; önceden özgürlük savaşçısı dediğine terörist, terörist dediğine özgürlük savaşçısı diyebiliyor.

Bu Tanımlara Göre Terörist Kim Oluyor?

İran, Afganistan, Pakistan Irak ve başka İslam beldelerinde ABD'nin yaptıkları savaş mı yoksa terörizm midir bu tanımlara göre? Keza bu tanımlara göre Rusya'nın Kafkasya'da, Çin'in Doğu Türkistan'da, Cezayir'de batı işbirlikçisi, aşığı ve uşağı ordunun, Suriye'de Esed çetesinin kendi halkına karşı yaptıkları terörizmden başka ne ile isimlendirilebilir ki?

İsrail'i ele alalım. 1947'ye kadar İsrail diye bir devlet yoktu ama Yahudi terör örgütleri ve teröristler vardı. Sadece Müslümanlar değil, Filistin'i işgal altında tutan İngiltere ve diğer batı devletleri bile böyle tanımlıyordu bunları. Sonra ne oldu ise, İsrail diye bir devlet kurulduğu BM'de kabul edildi ve terör örgütleri İsrail ordusu, terör ele başları da İsrail yöneticisi ve komutanları oldular!

Bununla da kalmadı, vatanlarını savunmaya çalışan Filistinliler terörist, direniş örgütleri de terör örgütleri sayılmaya başladı. İlk ortaya çıktığında Yaser Arafat liderliğindeki FKÖ'de bu konumda iken, Arafat ve FKÖ'nün İsrail'e ve batıya boyun eğmesinin ardından, sözde Filistin Hükümetliğine terfi ettirildiler. İşbirlikçi Mahmud Abbas liderliğinde ki FKÖ Filistin'in meşru temsilcisi kabul edilirken, Batı ve İsrail'e boyun eğmeyen Hamas ve İslami Cihad ise halen terör örgütü olarak sayılmaya devam ediliyor.

Bu ve benzeri misaller, asıl teröristlerin batılılar ve İslam dünyasındaki işbirlikçileri olduğunu, lakin bunların batıya boyun eğmeyen Müslümanları terörist olarak tanımladıklarını, güç ve medya ellerinde olduğu içinde bu konuda dünya halkları genelinde başarılı olduklarını ortaya koyuyor.

Terör ve Terörizm Konusunda Çifte Standartlar

Mesela, bazı kesimlerce Suriye'de Esed Çetesi ile şebbihalar terörist sayılmazken, El Nusra ve benzerleri terörist sayılıyor. Aynı kesimlerce Mısır'da Cunta tetikçileri ile baltacılar terörist sayılmazken, İhvan terörist sayılıyor.

Yine aynı kesimlerce Irak'ta Mehdi Ordusu gibi Amerikan işbirlikçisi Şii çeteler terörist sayılmazken, El Kaide gibi işgale karşı mücadele eden Sünni gruplar terörist sayılıyor. El Kaide ve benzeri örgütler Şii düşmanı ve tekfirci olarak nitelenirken; İran, Irak, Lübnan ve başka yerlerdeki Şii örgütler herhalde Sünni dostu ve çevreci örgütler olmalı ki, tekfirci sayılmıyorlar.

İran'dan gelen Şii savaşçılar ile Lübnan Hizbullah'ının Suriye'de mezhep taassubu ile yaptığı haksız saldırı ve katliamları lanetlemeyen ve bunların Suriye'de ne işi var demeyenler;  mensuplarının ezici çoğunluğu Suriyeli olan Sünni direniş guruplarını kökü dışarıda tekfirci çakallar olarak niteleyip kırmızı kart göstererek Suriye dışına davet ediyorlar.

Türkiye'de PKK'yı özgürlük savaşçısı - gerilla sayıp legalleştirenler, El Kaide ve benzerlerini terörist sayıyorlar. Aynı kesimlerce Suriye'de PKK'nın uzantısı PYD halkın meşru temsilcisi sayılırken, mensuplarının çoğu Suriyeli olan El Nusra gibi örgütler kökü dışarıda ve terörist sayılıyor.

Türkiye'de DHKP-C ve benzeri silahlı terör eylemlerini meşru sayan ve gerçekleştiren sol örgütler şirinleştirilir ve adeta meşru sayılırken, Hizbut Tahrir gibi silahlı mücadele anlayışından uzak olan ve bu alanda en ufak bir eylemi bulunmayan bir camia terör örgütü sayılıyor ve mensuplarına ağır cezalar veriliyor.

Türkiye'de PKK ile DHKP-C gibi örgütleri terör örgütü sayıp saymadıkları konusunda solcular ve aleviler sorguya çekilmezken -çekilemezken, Müslümanlara El Kaide ve benzeri örgütleri terör örgütü sayıp lanetlenmemiz gerektiği dolaylı yada direkt yollarla dayatılıyor.

Yine Türkiye'den Suriye muhaliflerine katılan İslamcı fertler ile muhaliflere yardımcı olan dernek ve çevreler topa tutulurken; Esed çetesine şebbiha olarak katılan Alevici fertler ile bu çeteye yardımcı olan dernek ve çevreler konusunda çıt çıkmıyor.

Bu Konuda Cevaplandırılması Gereken Bazı Sorular

Irak'ta, Lübnan'da, Pakistan'da ve başka yerlerde canlı bomba ve benzeri eylemleri sadece Sünni direniş örgütleri mi yapıyor ki, her eylem Sünni örgütlere mal ediliyor?

Eğer El Kaide ve benzeri direniş örgütleri olmasaydı ABD ve İsrail 'in işgal ve saldırıları olmayacak mıydı? Afganistan'a El Kaide bahanesiyle saldıran ABD, Irak 'ada mı bu bahaneyle saldırdı.

Irak'ta oluşan kaotik ortam El Kaide benzeri Sünni direniş örgütlerinden mi kaynaklandı, yoksa Mehdi ordusu ve benzeri Şii örgütlerin Irak'ta mezheplerini hakim kılma hırsıyla işgalci ABD ve ortaklarıyla işbirliği yapması ve sıradan Sünni halka acımasız saldırı ve katliamları ile halen iktidarda bulunan Maliki hükümetinin Irak'ta Şii hegemonyası oluşturmasına yönelik İran ve hatta ABD tarafından dolaylı olarak desteklenen politikalarından mı kaynaklandı?

Şii yada Alevilere direnmek, direniş örgütleri kurmak ve desteklemek hakta, Sünnilere hak değil mi? Niye Türkiye'de ve dünyada ki El Kaide ve benzeri İslami direniş gruplarının her yaptığı tüm İslamcılara ve hatta Müslümanlara mal ediliyor da; Şii, Alevi ve sol silahlı grupların yaptıkları tüm Şii, Alevi yada solculara mal edilmiyor?

Batı ve İşbirlikçileri Bizleri Terör Sopasıyla Terbiye Etmeye Uğraşıyor

Meşhur bir kıssa vardır. Irmağın kenarında kuzuyu gören kurt, kuzuyu yemeye niyetlenince, sudan bahaneler bularak kuzuyu suçlayıp yemeye çalışıyor. Bahanelerinin asılsızlığı kuzu tarafından ortaya serilince de, bu suçları sen yapmadı isen geçen yıl baban yapmıştır diyerek kuzuyu yiyor.

Batı kuzuyu - Müslümanları yemeye niyetlenmiş, El Kaide ve benzerlerini bahane ediyor sadece. Batı bize uslu çocuk olun, hümanist ve diyalogcu olursanız canınızı yakmam diyor ama, tamamen yalan. Hatta tam aksine, batı bu direnişçiler olduğu için çok fazla canımızı yakamıyor, bu direnişçileri zayıflatmak için hizmet cemaati ve benzerlerini sırtını sıvazlıyor.

Eğer Suriye'de terörist olduğu iddia edilen cihadi örgütler ve faaliyetleri olmasaydı, muhtemelen şu anda Esed muhalefeti çoktan ezmiş ve bu güne kadar katlettiğinin birkaç katı insanı katletmiş olacaktı.

Bu direniş gruplarının varlığı ve fedakarlıkları batının ve yerli işbirlikçilerinin gözünü korkutuyor, yıldırıyor, daha fazla ileri gitmelerini, İslam dünyasını hallaç pamuğu gibi atmalarını engelliyor. Yoksa Hizmet Cemaati yada El Buti gibi uzlaşmacı grup yada kişilerin yüzü suyu hürmetine değil asla.

Bilakis Hizmet Cemaati ve El Buti gibi Tatlısu İslamcıları, batının ve yerli işbirlikçilerinin bu taltiflerini, El Kaide ve benzeri direniş örgütlerinin varlığına ve faaliyetlerine borçlu. O örgütlerin etkinliğini azaltmak, insanları direniş ve cihattan soğutmak, o örgütlere karşı İslamcı! Destekçiler (işbirlikçileri) bulmak için Hizmet Cemaati ve benzeri oluşumların sırtı sıvazlanıyor. Eğer o örgütler olmasaydı, şu anda Hizmet Cemaati batılılar ve yerli işbirlikçilerince en tehlikeli terör örgütlerinden biri sayılacaktı muhtemelen. Nitekim batıyla çıkarları uzlaşmayan Rusya ve güdümündeki bazı devletlerde bu konumda görülüyorlar.

Dikkat edecek olursak, Batı ve yerli işbirlikçileri sadece El Kaide ve benzeri silahlı cihad gruplarını değil, İhvanı Müslimin gibi silahsız - sivil mücadele metodunu benimsemiş İslamcı grupları da terörist olarak görüyor ve şartlara göre bunu deklare ediyor yada takiyye yaparak içinde saklıyor. Suriye'de yıllardır sadece İhvan mensubu olmanın idamla yargılanmaya yeterli olması ve Mısır'da İhvan'a karşı yapılan askeri darbenin tüm batılılarca direkt yada dolaylı olarak desteklenmesi vakıası, bu durumu ortaya koymaya yeten misaller.

Cihadi Örgütlere Nasıl Bakmalıyız?

El kaide ve benzeri örgütlerle gerek dini anlama, gerekse mücadele metodu konusunda ciddi farklılıklarımız olduğu aşikar. Lakin şu nokta çok önemli. Bizleri ve terörle suçlanan bu tür örgütleri harekete geçiren temel muharrik, iman, imtihan ve cihad bilinci.

Bu nedenle, din ve cihad anlayışlarının, eylem ve faaliyetlerinin bir kısmını tasvip etmesek bile, onlara karşı batıyı ve batılıları, içimizdeki Batılılaşmış mankurtları tercih etmek, 4.Nisa Suresi 138 ve 139. ayetlerde münafıklara yakıştırılarak zemmedilen, Allah'ın gazabını celbedecek derecede çok çirkin, kişiliksiz ve aşağılık kompleksinden kaynaklanan bir tutumdur.

Tüm bu örgütleri İslami niyet ve çabalarından dolayı tasvip etmeli, yanlış gördüğümüz din ve mücadele anlayışları konusunda onları uyarmak için daima kardeşçe bir diyalog içinde olmalıyız. Bu örgütlerin iman ve takvasını, ne niyetle cihad yaptıklarını değil, bu örgütleri terörle suçlayanların ve kınayanların gerçek arzu ve niyetlerini sorgulamalıyız.

49.Hucurat Suresi 6.ayette Müslüman olmakla beraber fasık olanların getirdikleri haberlerin araştırması, aksi halde bu haberle masum insanlara kötülük yapılabileceği bildirilmişken, günümüz medya dünyasına hakim olan kafir islam düşmanlarının bu örgütlerle ilgili haberlerine asla itibar edilmemelidir. Bu tür medya organlarınca bu örgütlerle ilgili yapılan her türlü haber ve bu örgütlere mal edilen her türlü saldırı konusunda, mutlaka bu örgütlerin ve bu örgütleri iyi tanıyan analistlerin açıklama ve değerlendirmelerini öğrendikten sonra değerlendirme yapmalıyız.

Afganistan'da Taliban, Tunusta Nahda, Mısırda İhvan, Suriye'de Ahraruş Şam ve El Nusra ile birlikteyiz. Dinler arası diyalog değil, İslamcı grup ve örgütler arası diyalog diyoruz.

Direnişçi grupların metod ve faaliyetlerinde oluşan hata ve yanlışlar bizim kendi iç sorunlarımızdır. Diyalogla düzeltmeye çalışmalıyız. Hiçbir direniş örgütünü ötekileştirmemek ve şeytanlaştırmamak, bilakis sahiplenmek ve güzel öğüt ve nasihatle düzeltmeye çalışmak temel ilkemiz olmalıdır. Bu örgütler kendi aralarında çıkan sorunları diyalogla çözmeye çalışmalı, eğer silahlı kavga çıkarsa, 49.Hucurat Suresi 9 ve 10. Ayetler çerçevesinde aralarını düzeltmeye, buna yanaşmayan tarafa karşı mücadeleye, yanaştıklarında ise aralarında adaletle hükmederek düzeltmeye gayret etmeliyiz.

Direniş ve Cihatsız İslam ve Müslümanlık Olmaz

Daha önce bu sütunlarda yayınlanan Tebliğ, Cihad ve Gıtal İlişkisi başlıklı yazıda detaylı olarak açıkladığımız gibi, İslam elbette barış (silm) dinidir. Lakin aynı zamanda adalet ve kısas dinidir de. Adalet ve barışın olabilmesi için, gerektiğinde silahlı mücadeleyi (gıtal) cihadın en önemli unsuru olarak görür.

İslami direniş grupları terörist gruplar değil, şartlar gerektirdiği için silahlı cihada (gıtal) başvurmuş direnişçi cihad gruplarıdır. Bu grupların ortaya çıkması kendiliğinden değil, batı ve işbirlikçilerinin yukarıda açıkladığımız işgal ve terör faaliyetleri olmuştur.  Mesela, Suriye'de son yüz yılda batılıların ve işbirlikçisi Nusayri Esed çetesinin yaptıkları olmasaydı, bu gün Suriye'de ne iç savaş, ne de El Nusra gibi terörist olduğu iddia edilen örgütler olmayacaktı.

El Kaide ve benzeri İslami direniş örgütlerini terör grupları olmakla suçlayan Müslümanlar da, Hudeybiye anlaşmasından sonra, anlaşma gereği Mekkelilere iade edilmişken Mekkelilerin elinden kaçan ve kendisi pozisyonunda olanlarla Mekke ile Medine arasındaki kontrolsüz bölgede örgüt kurarak Mekkelilere saldırılar düzenleyen Ebu Cendel'in konumu ve faaliyetleri üzerinde bir kez daha düşünmelidirler.

Evet başta yapılan tanımı kapsamında teröre karşıyız, ama direniş ve cihada değil. İslami direniş ve cihad örgütlerinin yanında, eğer hata yada yanlış yaparlarsa, yaptıkları hatalar ve yanlışlardan beriyiz. Tıpkı peygamberimizin savaş için gönderdiği bir grubun komutanının yaptığı yanlışı zemmedip, bu yanlış uygulamadan beraatını ilan ettiği gibi.

Savaş Suçu Kafirler İçin Esas, Müslümanlar İçin İstisnadır

2.Bakara Suresi 204'ten 209'a kadar olan ayetlerde kafirler, münafıklar ve Müslümanların savaş ve barışa dair gerçek durum ve duruşlarını ortaya koymaktadır.

Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi kafirler ve münafıklar savaş hukuku ve ahlakından yoksundurlar. Her daim savaş suçu işlerler, savaş metotları tamamıyla savaş suçu üzerine kuruludur. Bu onların Allah'ı ve ahireti inkar etmelerinin savaşlarına tabii bir yansımasıdır. Kafirlerden savaş hukuku ve ahlakı beklemek ham hayaldir, ancak istisnalar söz konusu olabilir. Nitekim dünyanın dört bir tarafından ABD'li, Rus, Cin, Hintli vd. kafirlerin savaşlarında bu durumu müşahede ettiğimiz gibi; Suriye savaşında da Nusayri kafirleri ile onların işbirlikçisi Şii ve Sünni münafıkların gerçekleştirdikleri işkence, tecavüz ve sivil katliamlarında bu durumu çok açık olarak müşahede ettik ve etmeye devam ediyoruz maalesef.

Müslümanlar ise temelde savaş hukuku ve ahlakıyla hareket eder, lakin bazen bilerek ve bazen bilmeyerek savaş suçu işleyebilirler. Yani Müslümanların savaş suçu ve ahlaksızlığı ancak istisna olarak gerçekleşir. Tabi bu ilkeler bilinçli olan ve sadece Allah rızası için Allah yolunda cihad eden gerçek Müslümanlar için geçerlidir, nüfus kağıdı Müslümanları ile başlangıçta Allah yolunda cihadı hedeflemişken, süreç içinde çeşitli nedenlerle münafıklaşan kişi ve örgütler için değil.

Savaş suçu ve ahlaksızlığı üzere savaşını temellendiren ve hareket eden, yada savaş suçu ve ahlaksızlığı işlemeyi istisna olmaktan çıkarıp sıradanlaştıran islami bir grup ve örgüt olamaz. Bu durumda olan kişi yada gruplar varsa, onların savaş ve mücadelesi aslında Allah'a ve ahirete imandan dolayı değil, Suriye'de sivil katletmekle meşgul olan Şii fanatikleri gibi, dinlerini - mezheplerini ideoloji haline getirmeleri neticesi yada başka nedenlerle münafıklaşmalarından kaynaklanmaktadır. Biz böyle olanlardan, Şii yada Sünni kökenli ve taassublu olmalarını ayırt etmeksizin tamamıyla beriyiz.

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim