Kim kimin fetvacısı?

16.06.2014 14:33

Yasin Aktay

Mümtazer Türköne'nin Hayrettin Karaman üzerine Zaman Gazetesi'nde arka arkaya yayımladığı yazıları büyük bir hüzünle ve tabii ki ibretle okudum. Hüznüm, onca edebiyatın, onca siyaset bilimi müktesebatının, onca tecrübe birikiminin nasıl bir duygusal zeminden beslenip bir karakter suikasti için nasıl birer kurşuna döküldüğüne tanık olmaktan.

Türköne bütün yazılarının hülasasında Hayrettin Karaman'ı iktidarın yaptıklarını meşrulaştıran, onun her yaptığına fetva veren bir 'iktidar müftüsü'ne indirgemiş.

Öncelikle belirtelim ki, Türköne'nin yazdıklarının hiç bir analitik değeri yok. Önce 17 Aralık, olmadı 25 Aralık, o da olmadı taş patlasa 30 Mart tarihine kadar devrileceğine dair bir yerlerden kesin tüyolar almış olduğu hükümetin devrilememiş olmasına kızdığı, öfkelendiği zaten besbelli.

Epey zamandır yazdıkları hep bu yanılmış veya yanıltılmışlığa olan öfkesini yansıtıyor. Ama öfkesini kendisini yanıltanlara yönelteceğine, bir darbeye maruz kalıp devrilememiş olanlara yöneltiyor. Yine artık besbelli ki Türköne hükümetin 30 Mart'ta devrileceğini tahmin etmemiş, hükümetin devrilmesini hedeflemiş bir stratejinin içinde fiilen yer almış. Yani fiilen içinde yer aldığı bir eylemin haberlerini veriyormuş siyaset bilimi üstad. Yıllarını darbelere karşı mücadeleye adamış siyaset bilimcisi üstadımızın geldiği noktaya hüzünlenmezsiniz de ne yaparsınız?

Bu öfkeyle kalkan üstad, eteğinde ne kadar siyaset bilimi kavramı, tarih bilgisi varsa beraber hareket ettiği siyaset yoldaşlarının hizmetine sunuyor, onlar adına, veya belki kendi öfkesi adına, karşı cephenin en muteber isimlerine bodoslama dalıyor. Dalıyor dalmasına da, bahsettiği kişi Hayrettin Karaman hoca.

Hayrettin hocanın Türkiye'nin mütedeyyin insanı için müstesna bir yeri vardır. Dün Ahmet Yaman'ın Star Açık Görüş'te ifade ettiği gibi Hayrettin Karaman sadece Hayrettin Karaman değildir. O hiç bir zaman iktidar ilgisini kendisine paralel yapılar kurma yolunda bir çabaya dönüştürmüş biri değil. İlminden başka ihtiyaç duyduğu bir iktidar alanına tenezzül etmiş biri de değil. Şimdiye kadar polis teşkilatına, istihbarat kurumlarına, TSK'ya ve devletin herhangi kritik bir kurumuna ileride lazım olur diyerek adam sokma çabası olmamıştır.

Maamafih Karaman'ın Başbakan'a olan genel ilgisi ve muhabbetini de bilmeyen yok. Başbakanın o düzeyde birini ne kadar dinliyor ve dikkate alıyor olduğunu bilemem, ama alıyorsa o da sayın başbakanın büyüklüğünü ayrıca bir daha gösterir.

Karaman hoca yıllardır Yeni Şafak'ta köşe yazarlığı da yapıyor, olup bitenlere dair kendi yorumlarını, görüşlerini kendi dilinden serdediyor. Böylece de her türlü eleştiriye kendini zaten açmış bulunuyor. Hiç bir zaman bir 'hocaefendi hazretleri' lakabının sağladığı mistik dokunkulmaz otoriterlik alanına kapanmadı. Yeri gelmiş ben de onu eleştirmişim, ama o bütün eleştirilere yine aynı seviyeden karşılık vermiştir.

Bu haliyle aslında Hayrettin Karaman, çok kendine özgü bir alim modeli ortaya koyuyor ve hiç bir zaman söylemekten çekinmedim, tıynetimde Allah ve Resulü'nden başka hiç kimsenin her söylediğini sorgulamaksızın almak yoksa da, Karaman hoca farklı meselelerde görüşlerini en çok merak edip dikkate aldığım alimlerdendir.

Yıllar önce İletişim Yayınları'nda editörlüğünü üstlendiğim Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce: İslamcılık kitabında onu ele aldığım yazının başlığını 'Türk İslamcılığının Otantisite Kaynakları' diye koymuştum. Karaman ile Türkiye'nin İslamcı duyarlılığı veya toplumsallığı arasındaki ilişki o derecede otantiktir, sahihtir.

Türköne, Karaman'ı iktidar müftüsü ilan ederek, onun adeta dini iktidarın hizmetine sunduğu imasında bulunarak bir analiz yapmıyor, iftira atıyor, hakaret ediyor, uzun ve hiciv dolu yazıları yoluyla da yaptığı sadece bir karakter suikastından ibaret oluyor. O yüzden Türköne'nin bu düzeyde Karaman hakkında söylediklerinin hiç bir kıymeti olmuyor, ama belki Karaman hocanın Türköne hakkında söyledikleri veya söyleyeceklerinin veya susmasının bir önemi olur.

Karaman hoca bir şey demeden, ben kendisini iktidar müftülüğüyle suçlayan Türköne'nin bu yaptığıyla kimin fetvacılığına soyunduğunu sormak isterim. Bu kadar siyaset bilimi literatürünü, jargonunu birine karşı silah olarak 'hizmete' sunacak, bu kadar duygusal bir mecraya sokan motivasyon nereden geliyor?

Aslında bugün artık herkesin cevabını bildiği bir soru bu. Ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kaydettiği en para-politik siyasi hareketini Sivil İslam, geriye kalan diğer bütün dini cemaatleri resmi İslam diye nitelemek için Türkiye'ye ne kadar yabancılaşmak gerekiyor acaba? Açıkçası bu kadar yabancılaşma ancak siparişle olur.

Bu eleştiri köşe arkadaşı Ali Bulaç'a da gitsin tabii. O da sosyolojinin ve İslamcılığının bütün müktesebatını bu denklemi işlemek üzere harcamadı mı? Bedelsiz yapılacak bir fedakarlık değil bu? Ya çok inanırsınız, ideolojik gözünüz başka bir şey göremez kılar sizi veya bir görev alırsınız?

Mevzu göz ve görmek ise, üşenmeden göstermeye çalışalım: Sizin o sivil İslam dediğiniz hareket Türkiye'de şimdiye kadar ancak ordunun yeltenebildiği türden, hatta ondan çok daha kapsamlı bir darbe girişiminde bulundu ve başarısız oldu. Bütün başarısız darbe girişimleri gibi şimdi önce toplum nezdinde mahkum oluyor, tabii ardından yasal yargılama da gelir.

Sizin o sivil dediğiniz hareket şimdiye kadar hiç bir dini cemaatin hatta masonların bile yapmadığı şekilde TSK, emniyet, istihbarat, yargı, idari bütün devlet kurumlarına, kendi hiyerarşisine tabi olacak şekilde organize olmuş adamlarını soktu. Neresi sivil bu hareketin Allah aşkına, neresi ahlaklı nesil yetiştirme, eğitim hareketi? Allah muhafaza başarılı olsaydı, Türköne'ye ne vaat edilmişti, Ali Bulaç'a ne? Müftülük veya siyasal teorisyenlik keser miydi acaba?

Kalkıp başarısız olmuş bir darbenin faillerinin hemen dini boyutuna dikkatleri çekip bugün 'sivil' diye yutturmaya kalkmak o vaatlerin karşılığı değilse nedir? O da tarihimizin kaydettiği en ağır din istismarı değilse nedir?

Yeni Şafak

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim