Kilit Taşlarını Çözme Harekâtı

30.12.2013 06:16

Kenan Alpay

Muhalefetin merkez üssünü temsil eden FG Cemaatinin Zaman Gazetesi’ndenHepsi buraya kadardiye sesleniyor Mümtaz’er Türköne. Derin bir kaosu engellemenin en kestirme ve garantili yolu olarak çok net bir şekilde Başbakan Erdoğan’ın istifasını işaretliyor. Ama mecburi istikamet olarak işaretlediği bu istifa müessesine karşı hiçbir surette seçimleri erkene alarak toplumsal desteği tazeleme tercihine yönelmemesini de ihtar ederek.

Gelinen aşamada Türköne de FG Cemaati de tıpkı Kemalist iktidar sınıfları gibi yargı oligarşisine karşı ‘milli irade’ dediği toplumsal desteği öne çıkartma çabasının mevcut krizi daha da derinleştireceğinden çok emin gözüküyor. Peki, gerçekten de kehaneti aşıp kapsamlı bir kaos ve derinleşen bir krizden bu kadar emin olmaları ve Başbakan Erdoğan’ı “boynum kıldan incedir” diyerek sandığa değil yargı oligarşisinin kararına teslim olmasını önererek hayırlı olanı mı tavsiye ediyorlar?

Kritik Eşik: Dindar Nesil

Elbette 17 Aralık Operasyonu’nun yolsuzlukla alakalı gerçeğe tekabül eden bir boyutu mevcut. Bakanlar Kurulu’nun yeniden yapılandırılması bunun en önemli göstergesi. Lakin yolsuzluğu aşan ve yolsuzluk operasyonunu kendine maske kılan kapsamlı ve uzun vadeli bir darbe planını ihtiva ettiğine ilişkin çok sayıda somut gelişmeyi atlayarak olan biteni izah etmek mümkün değil.

Halkbank ve büyük alt yapı yatırımlarıyla öne çıkan kimi firmalara yönelik iddia ve operasyonların Türkiye’nin iktisadi ve sınaî açıdan ipotek altında tutulma girişimlerinin bir devamı olduğu aşikâr. Faiz, dolar-euro, borsa, enflasyon değerlerinde yaşatılan sarsıntı kadar orta ve uzun vadede Kemalist sermaye sınıfıyla rekabet eden firmaların tasfiyesinin hedeflendiği gayet sarih. FG Cemaati’nin istihbarat ve yargı ayağı hem kendi sermaye gruplarını hem de Kemalist sermaye gruplarını özenle steril tutmak derdinde. Fakat AK Parti’yle yakın duran sermaye gruplarına esaslı bir darbe vurmak üzere ciddi plan ve projelerin hayata geçirilmesi için fırsatlar yaratıldığı her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Yolsuzluk merkezli iktisadi kriz” algısı her ne kadar öne çıkıyorsa da meselenin ideolojik-siyasi hatta dini değerlerden neşet eden boyut burada krizi inşa eden asıl merkezdir. İktisadi-siyasi analizleri sınıfsal alana hapsetme yanlışından sakınırsak şu sorunun cevabını tereddüde mahal bırakmayacak derecede doğru olarak bulabiliriz. Başbakan Erdoğan’ın “Dindar Nesil” söylem ve siyaseti sadece Kemalist, liberal-sol ve ulusolcu kesimleri mi rahatsız ediyor yoksa FG Cemaatinin de bu söylem ve siyasete karşı geliştirdiği güçlü blokajlar var mı?

FG Cemaati sadece istihbarat ve yargı örgütlenmesi üzerine Hükümetle (Devletle değil) savaşmıyor. AK Parti Hükümeti FG Cemaatinin ev ve yurtlarına mecbur kalan liseli ve üniversiteli gençler için alternatif ikamet mekânları üretmeye hız verdiği için de psikolojik harekât planlarının hedefi oluyor. TÜRGEV’e ve onun üzerinden Bilal Erdoğan’a odaklanarak Başbakan Erdoğan’ı itibarsızlaştırılmış bir halde savcılar marifetiyle alaşağı etme projesiyle asıl olarak FG Cemaati’nin Işık Evleri gibi gençler için yürürlükte tuttuğu ev ve yurtlardaki tekeli korunmak isteniyor.

FG Cemaati ve Türkçü Damar

FG Cemati’nin hem hızla artan İmam Hatip Liselerinden hem de tüm okullara giren seçmeli Kur’an ve Siyer derslerine dair ciddi endişeleri biliniyor. Alabildiğine mistifike edilmiş ve Mehdilik tarzı anlamlarla kuşatılmış Fethullah Gülen Hocaefendi merkezli Türk İslamı’nın dışındaki tüm İslami anlayış ve pratikleri mahkûm edip tasfiye etmeye yönelen örgütlenme ve mücadelenin açıktan yürütülen bir savaş şeklinde seyretmesinin temelinde işte bu türden endişeler yatıyor. AB, ABD ve İsrail’le çatışan veya uzlaşmazlık görüntüsü veren tüm İslami çabaların sonu El Kaide’ye kadar uzanan Milli Görüş, Siyasal İslam veya Küresel Cihad gibi yaftalarla kirletilmesi ve tasfiye edilmesine ilişkin FG Cemaati’nin yayın organlarına yansıyan heves, teşvik ve sevinçlere bakmak yeterli olur sanırım.

İdris Bal ve İdris Naim Şahin’in istifa gerekçelerindeki en önemli vurgu Kürt Açılımı’na duyula tepkiydi. Sadece Polis Akademisi kökenliler değil en aşağıdan en yukarılara kadar hatta F. Gülen’in kendisinde de Türkçülük damarı son derece kuvvetli ve baskındır. Sorun sadece MİT ve Emniyet İstihbarat’ın KCK-BDP dava ve operasyonlarına yaklaşımlarından kaynaklanmıyor.

FG Cemaati’nin polis ve yargıdaki örgütlenmesinin Türkçülük merkezli tasarruflarda inat etmesi, Haberal ve Balbay’ın tahliyesine karşın BDP’li beş vekilin halen tutuklu tutulması ne anlatır bize? Herhalde kronik Türkçülük hastalığının nöbet durumlarından birini işaretler. Bunun için FG Cemaati kadrolarının ideolojik olarak Türkçü ve mistik karakterine bağlı olarak neşet eden örgütlenme, propaganda ve operasyonlarına karşı sadece iktisadi analizler yaparak çözüm üretilemeyeceğini hatırlatmış olalım.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim