1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Kılıçdaroğlu Cumhuriyet evinin neresinde?
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet evinin neresinde?

A+A-

Orduya 'kâğıttan kaplan' demek bir eleştiri midir?

Galiba soruyu böyle sormak gerekiyor. Çünkü orduyu güçsüz olmakla -güç neye yarayacaksa- itham eden Süheyl Batum'un sözleri kendi genel başkanı tarafından bile 'eleştiri' kavramıyla toparlanmaya çalışılıyor. Özür kabahatten büyük yani!

Süheyl Batum orduyu 'kâğıttan kaplan'a benzetirken herhalde anti militarist bir düşünceden hareket etmiyor. Öyle olduğunu farz edenler üşenmeyip son dönem konuşmalarına göz atsınlar. Batum, kendisini hayal kırıklığına uğratan Silahlı Kuvvetler'i Ergenekon davasına yeterince müdahil olmamakla suçluyor.

Aslında gerek CHP parti teşkilâtında, gerekse tabanında Batum'un sözcülüğünü yaptığı fikrin alıcısı az değil. Sivil vesayet tartışmasının başladığı zamandan bugüne, Silahlı Kuvvetler'e misyon yükleyen, TSK'nın ülke yönetimine dahlini yeterli görmeyen kesimler, ordunun pasifize edildiğini, yeniden atağa geçmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Batum'un sözlerini popüler kılan ise akademisyenliğine rağmen siyaset literatürüne Türk tipi bir tanımlamayı yerleştirmiş olmasıdır.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, medyada büyüyen tartışmayı toparlamak için 'orduyu sadece ben eleştirebilirim' buyurmuş! Oysa demokratikleşmeye hız vermek isteyen bir genel başkanın, 'Ordu siyasal bir kurum değildir, siyasette ordudan medet ummak, öncelikle siyasi partilere hakarettir' demesi beklenirdi. Kılıçdaroğlu, Silahlı Kuvvetler'i siyasetin alanında görüyor olmalı ki, 'ancak ben eleştiririm' diyebiliyor. Bunu söylerken feyz aldığı kişi ise eski genel başkanı Deniz Baykal. Baykal'ın ordu-sivil siyaset ilişkisine dair, ilkinden yana olan tercihini bilmeyen var mı?

Bu sözlerin neresinden tutulacak? Öncelikle askeri eleştirme hakkının bir partinin tabanına, üyelerine yasaklanması hasar bir durum. Daha baştan ordunun tartışılma alanını daraltıp sınırlamak hangi demokratik değerle uyuşuyor, anlamak zor. Adında 'halk' olan, halk adına siyaset yaptığını söyleyen bir partinin -ki Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında değişen parti sloganı 'halkın iktidarı' idi!- halkın söz hakkını daha baştan sınırlaması vitrindeki değişikliğin makyajdan ibaret kaldığını kanıtlıyor. Sahiden Kılıçdaroğlu'nun Kürt ve Alevi oluşunu vitrinine koyup bununla yetinilmesini istemek bugünün Türkiye'siyle alay etmekten daha vahim bir durum. Bana trajikomik geliyor. Kürt kelimesini ağzına almayan bir Kürt lider; orduyu kutsallaştıran cümleleri referans gösteren bir parti genel başkanı... Cumhuriyet tarihinin ürettiği garabetlerin bir yenisi.

Kılıçdaroğlu ile ilgili ümitvar olduğum ilk günlerde 'negatif karizma' tanımını yapmıştım. Özetle, 'halihazırdaki manzarada, Başbakan Erdoğan gibi aşılmaz bir karizmaya alternatif lider daha fazla karizma değil, şaşkınlıkla malul masum bir vatandaş görüntüsü olurdu. Kılıçdaroğlu'nda ise bu fazlasıyla var' demiştim. Hatta bu benzetmenin yerinde olduğuna dair de CHP tabanından olumlu tepkiler almıştım. Ama aradan geçen zamanda sergilediği performans ne yazık ki negatif karizmasını büyüten, onu alternatif yapan türden olmadı.

Toplumda bu kadar samimi bir muhalefet ihtiyacı varken can simidi olarak sarınılan bir liderin hayal kırıklığı yaratması sahiden hazin.

Hazin, çünkü geniş toplumsal kesimlerin özellikle de Kürt Alevilerin Kılıçdaroğlu'na tanıdıkları kredinin sonsuz olduğunu biliyorum. O kadar ki 'Kılıçdaroğlu bizim dedemizdir' diyebiliyorlar. Bu türden bir kredinin çaresizlikten doğduğunu bilmek de başka bir garabet. Gidecek bir kapısı olmayan insanların ilk buldukları saçak altına sığınmaları gibi bir kader bu.

Kılıçdaroğlu'nun Alevi Kürtlere sunacağı ne yazık ki evin oturma salonu olmayacak. Çünkü kendisi bile kimliğini gizleyerek, bir sığıntı gibi girip çıkıyor 'Cumhuriyet evi'ne.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT