KİAP’ın Önemi ve Misyonu

26.01.2011 04:21
KİAP’ın  Önemi ve Misyonu
22 Ocak 2011 tarihinde KİAP tarafından Şanlıurfa'da gerçekleştirilen “Anadil Çalıştayı”nda Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Bşkanı Serdar Bülent Yılmaz'ın sunduğu tebliği sizlerle paylaşıyoruz.

KİAP'ın Önemi ve Misyonu / Serdar Bülent YILMAZ

Tarihsel olarak cumhuriyetin ilk yıllarındaki sürece benzer bir dönemi yaşıyoruz. Hem Türkiye'de sistem değişiyor hem de Kürdistan'da. Bir yandan Türkiye neoliberal sisteme tam bir entegrasyon yaşıyor diğer yandan Kürdistan'da siyasi, idari ve toplumsal yapı yeniden şekilleniyor.

Kürdistan'da siyaset, toplumsal yapı ve iktidar biçimi reorganize oluyor. Bu süreç sanıldığından daha hızlı işliyor. Kürt sorununun çözümünde yol alındıkça bu süreç daha da hızlanacak. İçinde olduğumuz ama müdahil ol(a)madığımız bu reformasyon/yeniden şekillenme sürecinin Kürdistan toplumunun ve özelde Müslüman yapıların lehine mi aleyhine mi olacağı tartışılmalıdır.

1919- 1924 arasında nasıl ki Türkiye'de o dönemde mevcut olan İslami yapılar, kişiler ve toplum tasfiye edildi ise benzer bir durumun bugün Kürdistan için de yüksek bir ihtimal olduğunu ifade etmek mümkün. Dikkat çektiğimiz tasfiyenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği İslami kesimin kendini süreçte konumlandırış biçimine bağlı.

Kürt halkı seküler düzlemde yeniden dizayn ediliyor ve buna karşı koyabilecek İslami dinamizmin pasifize edilmesi hesaplanıyor. Seküler Kürt egemen siyasetinin genel söyleminde ve son olarak hazırlanan Demokratik Özerklik taslağında bu hesapları görmek mümkün.

Tam da bu nedenle Müslümanların Kürdistan'da İslami kimlikli bir söylemi üretmeleri gerekiyor. Fakat bunun için öncelikle bunu yapabilecek örgütlü bir dinamik yapıya ihtiyaç var. KİAP örgütlenmesi bir konsept olarak bu bağlamda bölgedeki İslami kesimin Kürt sorunu ve Kürdistan'ın yarını bağlamında örgütlü bir güç olarak varolabilmesi açısından önemli bir adımdır.

Toplumsal Zemin

Kürdistan'ın toplumsal yapısı, İslami zemin üzerinde şekillenen sosyalitesindeki homojenliğini artık koruyamıyor. Son yirmi – otuz yıllık süreç, Kürdistan toplumunda çok hızlı bir değişimin tarihidir. Toplum milliyetçi Kürt siyasetinin ideolojik yönlendirmesiyle dönüşüyor.

Bu süreçte toplumsal yapı farklı kompartımanlara ayrılmıştır. Toplumun önemli bir kısmı sekülerize olmuş, toplumsal yozlaşma had safhaya ulaşmıştır. Öte yandan Kürt ulusallaşması yaygınlaşmış, taban bulmaya başlamıştır. Bu dönemde dindarlık da kabuk değiştirmeye başlamış, hem modernleşme eğilimine girmiş, hem de paradoksal olarak dinle irtibatını daha nitelikli bir hale getirerek güçlendirmiştir.

Siyasi Zemin

Kürdistan halkının kavmi ve dini kimliklerinin inkârı, yüzyıllık imha politikaları, süregelen kirli savaş, hayatı anormalize etti ve bütün bir toplumsal gerçekliğin altüst oluşlar yaşamasına yol açtı. Böylece ortaya çıkan lokal iktidar yapısının otoriter ve dini değerleri dışlayan tavrı, ister istemez, anormal şartlarda yaşayan travmatik toplumun gözünden kaçtı.

Ancak Kürt sorununun çözüm yoluna girmesiyle, çatışmaların durması, işkencenin sona ermesi, faili meçhul ve gözaltında kayıpların bitmesiyle, bu anormal şartlar normalize olmaya başladı. Sonuçta bu toplum daha net ayrımlar yapabilecek bir siyasal atmosferi yakaladı.

Kürt toplumu siyasi olarak iki büyük kompartımana bölünüktür. Bunlardan birisi BDP çizgisi diğeri de AK Parti çizgisidir. Bu iki çizgi dışında kalan fakat toplumsal taban itibariyle süreci değiştirme gücüne sahip olmayan irili ufaklı farklı güçler de söz konusudur.

Bu iki kompartımanın temel belirleyeni din değildir. Tersine din her iki kompartımanın da büyük bileşenidir. Buradaki ayrım Kürt sorunu kaynaklı bir örgütlenme biçimidir. Tabana indikçe her iki yapı da hem Kürt sorununa bakışta hem de dini yaklaşımlarda aynılaşma düzeyinde benzeşmektedir. Ancak tavanda durum farklıdır. Tavanda Kürt sorununa ve dine yaklaşım konusunda kesin bir ayrım vardır. Tavanın zaman içinde tabanı belirlediği de unutulmamalıdır.

İslam'ın toplumun büyük paydası olması karşımıza, son derece olumlu bir sosyal zemin çıkarmaktadır.

Müslümanların realitesi

Gerek siyasi gerek toplumsal zemin nasıl olursa olsun burada önemli olan Müslümanların realitesidir. Bu realitenin dönüştürme gücü, temel belirleyendir. Müslümanların realitesinin zayıf yanları gibi güçlü yanları da söz konusudur.

a) Zayıf yanlarımız

1) İstişare eksikliği: İşlerimizi müşavere ile yapmak Kur'an'ın bize bir emri. Müşavere ortak aklı ortaya çıkaracak, bu aklın üreteceği strateji ve yol haritası bizler için bir projeksiyon olacaktır. İstişarenin eksikliği, söylem ve düşünce düzeyinde savrulmanın, ortak tavır ve yöntem zaafının da temel nedenidir. Daha sağlıklı sonuçlara ulaşmanın, anlayış ve tahammülün yolu istişareden geçiyor. İstişaredeki zaaf, maalesef Müslümanların Kürt sorununa yaklaşımdaki zaaflarını derinleştiriyor.

b) Dil sorunu: Sahada varlığını ortaya koyamayan her düşünce önce inisiyatifi karşıtlarına kaptırır, sonra da dilini. Sahaya baktığımızda kimi görüyorsak, cari dil ona aittir.

Kürt sorununun sekülerleştirici bir etkisi hep olagelmiştir. Bu sekülerleşmenin ilk tezahür ettiği alan, dil ve söylemdir. Böylece liberal insan hakları söylemi, liberal milliyetçi söylem ve bunlara ait kavramlar bu dil ve söyleme hâkim oluyor ve liberalizmden milliyetçiliğe geniş bir yelpazede dilde sekülerleşme yaşanıyor.

Açıkçası eğer bu halk adına dağlarda çarpışıyor olsaydınız söyleminiz önemli olmayabilirdi. Ancak eğer bu yoksa dilinizi doğru kurmaktan başka çareniz de yok demektir. Bize ait olmayan, kendimize, bu topraklara, bu halka yabancı bir dil kullanıyoruz. Dilimiz, İslam tarafından refere edilmediği gibi halk tarafından da anlaşılmıyor. Maalesef. liberal, soft milliyetçi, popüler ve ezberci bir söylem var

3) Yöntem sorunu: Yöntem, sabit referansların sahada işlenmesiyle ortaya çıkar. Tarihsel ve kaynak itibariyle referanslarınız ne kadar güçlü olursa olsun eğer sahada yoksanız, sahada olanların yönetimi belirleyici ve kuşatıcı olacaktır. Bugün de bakıldığında İslami kesim, Kürtlüğü, Kürt milliyetçi hareketlerinin tarih perspektifiyle okumakta, sorunu ya batılı insan hakları ideolojisinden, ya da liberalizmin toplum ve siyaset anlayışından kalkarak tanımlamakta ve buna uygun modellere atıflar yapmaktadır.

4) Örgütsel dağınıklık: Sosyal zemin itibariyle güçlü olan İslami potansiyel, maalesef bir dinamizm oluşturamayacak denli dağınık durumda. Çatı örgütler hala kurulamadı. İslami kesimin sesi bu nedenle ya çok cılız çıkmakta ya da hiç çıkmamaktadır. Dolayısıyla bir varlık gösterememekte ve asla dikkate alınmamaktadır. Bölgede güçlü bir inisiyatif kurulamasına tam da bu nedenle acil bir ihtiyaç var.

5) Model sorunu: Kürt sorunu konusunda sayılan zaaflar doğal olarak bir model üretmemize el vermeyecektir. Bugün toplumda bizim değil başkalarının modeli tartışılıyorsa bu bizim bütünlüklü ve özgün bir model üretememiş olmamızdandır. Modeliniz yoksa gündemi belirleyemez ancak verili gündeme angaje olursunuz.

b) Güçlü Yanlarımız:

1- Müslümanlar artık eskiye göre daha güçlü, daha örgütlü ve tabanlarını harekete geçirme kabiliyetine daha fazla sahip.

2- Müslümanlar bugün birbirleriyle daha fazla irtibatlılar. Topluma açılabilecek internet sitesi, dergi, gazete, radyo ve televizyon gibi araçları var.

3- Son yıllarda Kürt ve başörtüsü sorunuyla yakından alakadar olmak, İslami kesimi sosyal sorunlar karşısında duyarlı hale getirdi.

4- Bu güne dek çeşitli lokal inisiyatif, platform, girişim gibi çatılar kurarak bu alanı tecrübe ettiler. Bu inisiyatifler, genellikle konu bazlı birliktelikler olduğundan genel anlamda nitelikli istişari bir zemine dönüşemedi; ancak bunun dahi tecrübe edilmiş olması önemlidir.

5- (İçinde bulunduğumuz platform zemini için söylüyorum) En önemlisi, ilk çalıştayda "İslami kimlikli bir sosyal şahitlik ve söylem" konusunda genel bir mutabakat ortaya çıkması.

6- Son olarak da Kürdistanlı Müslümanlar yakınmayı bırakıp harekete geçme konusunda bir kararlılık rotasına girdiler.

KİAP'ın Misyonu ve Sorumluluğu

İzaha çalıştığımız tabloyu dikkate aldığımızda Kürt sorununun yakın gelecekte varacağı noktada Müslümanların bir varoluş sorunu yaşayacağı görülüyor.

Böylece Kürdistanlı Müslümanlar için, süreçte etkili olabilmeleri için öncelikle varoluş sorununu çözme gerekliliği ortaya çıkıyor. Var olmak, dayandığı değerlere sırtını dönmeyen değer merkezli bir söylem, kendi içinde sağlıklı bir birliktelik, doğru bir değerlendiriş, örgütlü bir güç ile mümkündür. Bunun için de bölgenin Müslümanlarının bir araya gelmesi, nitelikli istişareler yapması, ortak bir dil ve söylem geliştirmeleri ve İslami dinamizmi harekete geçirmeleri gerekmektedir.

Bu noktada KİAP, sözünü ettiğimiz örgütsel güç sorununa bir çözüm getirerek İslami dinamizmi Kürt sorunu konusunda inisiyatif sahibi kılmanın zemini olabilir. İslam'ın refere ettiği yeni bir söylem kurmak, istişare mekanizması geliştirmek, Kürt sorunu konusunda İslami bir varoluş gerçekleştirmek ve de giderek sekülerleşen sosyal zeminimizi tahkim etmek konusunda son derece gerekli bir araçtır.

Şurası bir gerçek ki Kürdistan'da güçlü bir İslami potansiyel var. Üstelik Kürdistanlı Müslümanlar geçmiş yıllara nazaran daha örgütlüler ve Kürt sorunu ve diğer toplumsal sorunlara karşı da daha fazla duyarlılar. Bu avantajın işlenebilmesi için güçlü bir istişari zemine ve üst çatı kuruluşlara ihtiyaç var. Bu konsepti geliştirmek gereklidir.

Bu konsept bize, İslami potansiyeli, hem Kürt sorunu konusunda hem de Müslümanları ilgilendiren diğer alanlarda dinamik hale getirebilme ufku kazandırmaktadır. Evet, Kürdistan açısından önemli bir ufuk: İslami dinamizmi Kürt sorunu konusunda harekete geçirmek.

Bizler İslami kimlik ve söylem dedikçe maalesef Müslümanların bir kısmı buna itiraz edebilmektedir. Oysa biliyoruz ki bizim başkaca bir referansımız ve dayanağımız olamaz. Her toplumsal hareket nasıl ki bir ideolojik referans ve dile sahipse biz de doğal olarak kendimizi nispet ettiğimiz referanslarla hareket etmek zorundayız.

İlkesiz ilişkiler zamanla İslami dili kullanmaktan çekinen/kaçınan, hâkim dili kullanmayı refere edilebilmenin gereği sayan bir eğilim ortaya çıkardı. Bu da İslami söylemin neredeyse tamamen dolaşımdan kalkmasına yol açtı. Müslüman bile artık batılı değerlere atıflarla kendilerini anlatıyorlar. Oysa bu düpedüz hitap ettiğimiz toplumsal zemine yabancılaşmaktır.

Geç kalmışlık psikolojisine kapılmaksızın, anın vacibinin gereğini yaparak, sorumluluk bilincini tabana yayarak, toplumsal değişim ve gelişime İslami kimlikle müdahil olmak, iki iktidar biçimi arasında sıkışmış Kürdistan halkına yeni bir söylem ve yeni bir yol ortaya koymak için hayatidir.

KİAP'ın ilkesel çerçevesi ne olmalıdır?

KİAP Kürdistan'daki her hangi bir kesime karşı konumlanamaz. Çünkü o, dayandığı temel referans itibariyle bir antitez ya da sentez değil bizatihi tezdir. O bir şahitlik müessesesidir. Etrafını saran cahiliyeye karşı varoluş mücadelesinde bu yaklaşım temel bir ilke olmalıdır.

KİAP, Kürdistan halkının haklarını ve özgürlüklerini savunan, zalime karşı mazlumun yanında yer alan, bunun için bedel ödemeyi göze alan bir kurumdur. Temel referanslarının başında iyiliği emir kötülükten nehiy ilkesi yer olmalıdır.

KİAP, özgüvenli bir harekettir. Bizler Kürdistan'ın yabancı unsurları değiliz, düşüncelerimiz de Kürdistan'ın yabancısı olduğu dışardan ve türedi düşünceler değildir. Özgüvenimiz, bu toprakların mayasıyla bizim mayamızın aynı olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

KİAP, bağımsız bir hareket olmalıdır. Hükümetlerden ve küresel ve yerel güç odaklarından bağımsızlık esastır.  Ne meşruiyetini ne de ekonomik gücünü buralara yaslayamaz. Gündem itibariyle de bağımsız olmalıdır. Bir yandan ülkede varolan gündemi takip ederken diğer yandan bunlara takılıp kalmaz ve model geliştirebildiği, alternatif olabildiği oranda gündemi de belirleme gücüne kavuşacağının farkında olarak hareket etmelidir. Bağımsız kalabilmenin teminatı İslami dile ve referanslara sıkı sıkıya bağlanmaktır.

İslami kimlik hem ayrılmaz temel bileşenimizdir hem de bizi bir araya getiren ortak paydadır. Aynı şekilde bölge halkıyla ortak paydamız İslam'dır. İslami kimliği söylem ve eylemimize yansıtmadığımızda bu ortak paydanın bir anlamı olmayacaktır.

Vazgeçemeyeceğimiz tek şey İslami ölçü ve söylemdir. İslami söylemden uzaklaşanların dile getirdikleri, 'kardeşlik' ve 'ümmet' gibi İslami kavramların kirletilip içinin boşaltıldığı vakası bu kavramlardan vazgeçmemizi gerektirmez. Bilakis istismara uğrayan bu kavramları ihya etmeli ve hakkını verecek bir yaklaşım geliştirmeliyiz. Nasıl ki namazın içi boşaldı diyip namazı terk etmiyorsak, bizi taşıdığı değerler üzerinden ayakta tutan kavramlarımızdan da vazgeçemeyiz.

Öte yandan Müslümanlar, sistem içi çözümleri önemsemeli ve fıtri/İslami olan çözümleri önermelidirler. Ötesinde bir sistem dışı çözümlerinin de olması gerektiği gerçeğinden uzaklaşmamalıdırlar. Kürt sorununun "sekülerleştirici" etkisine ancak bu yolla karşı konulabilir.

KİAP'ın işlevselliği ve sürekliliği için, mutlaka bir anlayış birlikteliğinin sağlanması gerekmektedir. Hakeza birlikte iş yapma kültürü oluşturulmalı, buna dair bir fıkıh kurulmalıdır. İstişare ortamları, platform toplantıları dışında da diyaloglarla, yardımlaşmalarla devam etmeli, yapısal çıkarların bu yapılar üzerinden kollanmasına müsaade edilmemelidir.

Sonuç olarak

İslam'ın muhteşem "adalet" anlayışını yansıtması gereken İslami dinamizmin, uzun erimde sürecin dışında kalmasının ağır faturasını, Kürdistan toplumu çok yönlü ödüyor. Sekülerleşme de bu faturanın bir parçasıdır.

Yarınlarda var olmamız bugün varlık göstermemize bağlıdır. Değişen iktidar ve toplum yapısı içinde bu dağınıklıkla varlık göstermek mümkün değildir.

İslami kesim, adalet, kardeşlik, ümmet gibi İslami söylemin vahiyden aldığı diriltici gücünü kullanarak, Kürdistan halkının özgürlük ve adalet arayışına destek vermelidir. Sistemin, PKK'nin ve muhafazakârlığın içini boşalttığı kardeşlik, ümmet ve adalet gibi İslami kavramlarımızı ihya etmeliyiz. Eğer bu kavramlarımızı istismardan korumak istiyorsak, bu kavramların şahitliğini hakkıyla yapmalıyız. İslam'ın ve Müslümanların Kürdistan'daki geleceği, ancak Kürt sorununa İslami kimlikli bir yönelim ve şahitlikle mümkün olacaktır. Bu yönüyle KİAP bu şahitlik için uygun bir zemin sunmaktadır.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim