KİAP ve Şahitliğimizin Kurumsallaşması

02.05.2011 20:04

Serdar Bülent Yılmaz

Seçim sürecinde MHP tabanına şirin görünme gayretleri AK Partiy,i Kürt sorunu dolayımında gelişen olaylar ve sorunlar konusunda giderek devletin sert ve uzlaşmaz tavrını kuşanmaya, sert söylemler üretmeye itiyor. Başbakanın Kürt sorununun olmadığı, Kürt vatandaşların sorunları olduğu şeklindeki çıkışı ancak açılımın bittiğini ilan eden, ahlaki tutarlılıktan uzak bir seçim yatırımı olarak görülebilir. Düne kadar düşe kalka yürütülen açılımın bu şekilde inkâr edilmesi, bir türlü tam açılamayan açılım parantezinin kapandığını gösteriyor.

Öte yandan mazlum Kürdistan halkı, yine seçim döneminde uygulanan karşılıklı gerilim politikasına kurban gidiyor. Gerilimin oy getirdiği bu ülkede giderek insani değerlerin oy kaygısı karşısında kaybolduğu görülüyor.

Derin yapının devre dışı bırakılması ile hükümetin neredeyse devletin tamamına hakim bir noktaya gelmesine karşın hala Kürt sorunu konusunda beklenen adımları atmaktan çekinen ya da atmamakta direten tavrı karşısında BDP de, seçim yatırımı olarak gerilim politikasını öne çıkarıyor. Seçime yüzde on barajının adaletsizliğinin gölgesinde giren BDP, bu dezavantajı aşmak için çatışmaları tek çıkar yol olarak görüyor. Seçim öncesi bu çevrelerden yapılan, ateşkesin seçimde BDP’yi olumsuz etkileyeceği yönündeki açıklamalarının ardından toplanan DTK da, hali hazırda devam etmesine ve Haziran 2011 seçimlerine kadar da sürmesi planlanmış olmasına rağmen ateşkesle ilgili olarak PKK’ye ateşkes çağrısı yapmayacağını ilan etmesi bunun en açık göstergesiydi.

Doksanlarda militarizmin ağır ve insanlık dışı baskısına maruz kalan mazlum Kürt halkı şimdilerde görece rahatlasa da bu kez de bölgeye giderek yayılan şiddet olaylarının travmasını yaşıyor. Devletin olayları bastırırken uyguladığı şiddet, sokaklarda bitmeyen çatışmalar, kepenk kapatma eylemlerine katılmaya zorlanma, örgütün çağrısına icabet etmeyen esnafın tehdit edilmesi, dükkânlarının taşlanması ya da molotoflanması gibi çift yönlü bir baskı ortamı bölgede hüküm sürüyor.

YSK’nın kararını ellerindeki taş ve molotoflarla protesto eden kimisi çocuk yaştaki gruplar ile polis arasında süregelen çatışmalarda yüzlerce kişi yaralandı, bir kişi öldü ve sokaklar kan gölüne döndü. Şiddetin dilinin olağanlaştığı bu süreçte, çocuksu yüzlerine, öykündüğü militan ağabeylerinin suratını geçirmiş olan çocukların, yoldan geçen araçların önünü kesip tehditkar bir üslupla hesap sormaları gayet olağan karşılanır oldu.

Kardeşlik İçin Adalet Platformu (KİAP) tam da bölgenin bir ateş topuna döndüğü böyle bir ortamda, 23 Nisan tarihinde Van’da 3. toplantısını yaptı. Özgür-Der Van şubesinde gerçekleştirilen toplantının ana teması “Açılımdan 2011 Seçimlerine Aktüel Siyasal Gelişmeler Bağlamında Kürt Sorunu Kazanımlar-Talepler” şeklindeydi.

“Kaynağını vahiyden alan bir adalet anlayışını merkeze oturtan, İslam dininin sosyal ve siyasal alanda şahitliğini taşımaya gayret eden kuruluşlar”dan müteşekkil bir yapı olarak kendini tanımlayan ve söyleminin bağımsızlığını önemseyen KİAP bu toplantı sonrası, bu çift yönlü baskı atmosferinde hiçbir siyasi angajman içine girmeden, adil bir şahitlik kurumu hassasiyetiyle sağduyuyu öne çıkaran bir sonuç bildirgesi yayınladı. Bildirgede şiddetin bölgeyi kuşatmasında öncelikle hükümetin, sonra da BDP çevresinin sorumluluğuna dikkat çekildi. “Devletin organlarınca geliştirilen provakatif eylemlerin alternatifi şiddet olmamalıdır. Sistemin geliştirdiği kirli oyunlara şiddet ile mukabelede bulunmak çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet etmektedir.” şeklindeki saptama bölgede aklıselimi öne çıkaran bir söyleme işaret etmesi bakımından oldukça önemli. Açılımın da mutlaka sürdürülüp Kürtlerin haklarının tastamam sarılmasına dönük çağrı da yinelendi.

Öte yandan son zamanlarda BDP çevresi tarafından “sivil Cuma” olarak adlandırılan eylemlerle ilgili olarak hem devletin hem de BDP’nin istismarına karşı çıkan şu yaklaşım da oldukça önemlidir: “Bizler Cuma namazları veya İslam'ın diğer ibadi sorumluluklarının herhangi bir vesayet altında icra edilmesini kabullenemeyiz. Ne diyanetin ve dolayısıyla sistemin dikte etmeye çalıştığı din algısını ne de PKK veya başka bir güç odağının ibadi konulardaki belirleyiciliğini kabul etmiyoruz. Çünkü otoritelerin dini belirlediği ve siyasetlerine nesne kıldıkları bir din artık din olmaktan uzaklaşmıştır.”

Siyasal angajmanlardan uzak, sadece hakkın hatırını öne alan, hak ve hukuk konusunda adaletinin terazisi şaşmayan bir şahitlik, bugün bölge insanının da tüm dünya insanlığının da en büyük ihtiyacıdır. Bu bağlamda KİAP’ın önünde, şahitliği kurumsallaştıracak bir şahitlik kurumu olmaktan başka bir yol yoktur. Adil şahitliğin kurumsallaşması, zayıf bırakılmış, köleleştirilmiş bir halka Hz. Musa misali önderlik edebilmenin ve bir yol açılabilmenin ön şartıdır.

---------

Bu yazı haftalık Özgün Duruş gazetesinin 86. sayısında yayınlanmıştır.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim