Kestirmeden Kemalizm

04.10.2012 18:20

Yıldıray Oğur

 

Hatırlayan var mı? Tayyip Erdoğan Avrupa Birliği’nden adaylık statüsü alırken konuşmalarında Alparslan’dan, Fatih’ten değil de Aslan Yürekli Richard’ın şövalye ruhundan mı bahsediyordu acaba? Peki, Kıbrıs’ta 50 yıllık milli davayı değiştirirken yavru vatan demiyordu da Othello’dan pasajlar mı okuyordu?

AK Parti’yi kurarken Hayekçi miydi, Habermasçı mı? 12 Eylül 2010 referandumunda kürsülerden Rousseau’ya mı selam çakmıştı yoksa John Stuart Mill’e mi?

Erdoğan, YAŞ’ta ilk Genelkurmay Başkanı’nı atarken büyük bir centilmen miydi? Peki, ya Habur’u yapan AK Parti çoksesliliğin anavatanı mıydı? Ya Öcalan’la görüşen hükümet lordlar kamarasından mı seçilmişti?

Bazen düşünüyorum da De Klerk bizim memlekette olsa o işleri yapamazdı. “Babadan Apartheid bu ırkçı mı ülkemize barış getirecek, samimiyetine inanmıyorum” sesleri arasında o Nobellik cesaret gösterilebilir miydi?

Herhalde işi bu şımarık ayak sürtmeler, maksimalist tekfircilik, evladına hayırlı kısmet arıyormuş titizliğiyle siyasetçi puanlayan politik doğruculuk karşısında epeyce zor olurdu.

Her hafta onlarca insanın öldüğü, cenaze evine dönmüş bir ülkede vur kır parçala sesleri altında “İmralı ile görüşülür, Oslo yeniden başlayabilir” diyerek o klişe eleştiriyi haksız çıkarıp “savaşın diline teslim olmayan” Başbakan, yetmedi bir de memlekette Kürt düşmanlığının şahsında ete kemiğe büründüğü Barzani’nin Kürtçe konuştuğu kongresinde, Kürtlere beraber doldurulacak bir beyaz sayfa açmayı önerdi, bir de üstüne bu suya yazılmış iyi niyeti partisinin 2023 vizyonuna anadilde kamu hizmetinden, ayrımcılık ve eşitlik komisyonuna kadar bir dizi reformla (öyle imzasız kâğıtla değil, parti logolu parti sitesinden indirilebilen resmî belge) resmiyete döktü, kendini bağladı ama Romen Diyojen’e, Aslan Yürekli Richard’a değil de Alparslan’a selam çakması onu ırkçı, Türk-İslam sentezci, ve milliyetçi yapmaya yetti.

Biri bunun nasıl olduğunu kongreye Türklüğe ihanet diyen Bahçeli’ye, Kemalizm’e ihanet diyen Kılıçdaroğlu’na da tane tane anlatabilir mi? Memleketin tüm statükocu güçlerinin içindeki Kürt düşmanlığını, Barzani nefretini hortlatan bir kongreyi milliyetçi ve Türk-İslam sentezci yapan sihirli Coca-Cola formülünü bilenler halk sağlığı, ufukta beliren son barış ihtimalinin selameti için hemen açıklamalı.

Yoksa mesele Alparslan’ın tarih kitaplarındaki hilal bıyıkları, Türkeş’in adaşı olmasından gelen manevi milliyetçi ağırlığı mı? Yoksa bu cepten çıkarılan tekfirci sağcı siyasetçi klişeleri, fabrika ayarlarına dönünce mi ortaya çıktı?

Peki ya kongreyle bir türlü yerinde durmayan eksenin yeniden kayması, Mursi, Gannuşi, Halid Meşal’le kol kola giren Erdoğan’ın konuşmasında çok az Avrupa diyerek Batı’ya gönderdiği veda busesi?

Hüseyin Obama da ABD’nin eksenini kaydırıyor olabilir mi? Son Demokrat Parti Kongresi’nde yaptığı konuşmaya baktım da bir Avrupa dediyse beş Ortadoğu demiş. Ya Bill Clinton, New York’taki BM toplantısına katılan onca lider içinden Clinton Initiative toplantısında konuşma yapmak üzere ne diye sakallı Mursi’yi seçmiş olabilir ki? Peki, ya CNN? Neden onca liderin konuşması dururken Mursi’nin konuşmasının bir kısmını canlı yayınladı? Yoksa dünyanın ekseni topyekûn mu kaydı?

Yoksa zamanın ruhu diye bir şey mi var?

Müslüman Kardeşler liderini New York’ta demokrasi kahramanı gibi ağırlatan, Hamas’ın liderine AK Parti kongresinde Erdoğan’ı överken “Çağdaş değerler ve demokrasiyle İslam’ı biraraya getirdiniz” dedirten, demokratik olgunluğunu göstermek için görevini devrettiren zamanın ruhu?

Avrupa’nın bile kendisinden fena hâlde sıkıldığı Avrupa Birliği’nden hiç bahsedilmemesi de bu yüzden olabilir mi? Avrupa da tıpkı 89’da sürekli Doğu Avrupa’yı konuştuğu gibi bu aralar da hep Ortadoğu’yu konuşuyor olmasın?

Ve tam da Türkiye’nin Batı’daki esas albenisi, Arap devrimlerine model olduğu bu Batı-dışı modernleşme tecrübesi olmasın? Türkiye, Batı’nın uslu bir öğrencisi olma level’ından, Batılı demokrasinin örnek alındığı bir level’a atlamış olmasın?

Zamanın bu ruhunu, 1000 yıl sonra atıyla çıkıp gelse belki Alparslan Erdoğan’ın tek adamlığına takılıp görmezdi ama zeki veziri Nizamülmülk kesin görürdü.

Bunlar dışında böylesine erkek egemen, sıkıcı bir kongreden cinsel haz almak için bayağı engin bir fantezi dünyasına sahip olmak gerek herhalde. Koskoca Barzani’yi teferruat olarak görmek de ancak Kürt tarihini Emin Oktay’dan okumakla mümkün ya da Barzani düşmanlığı yapan Dersimli Kılıçdaroğlu’nun partisinde yeni sol aramaktan hipermetrop olmakla...

AKP’nin iktidarda olduğu son 10 yılda Cumhuriyet tarihindeki kadar içkili mekân açıldığı içki tüketiminin katlandığı verileri ortadayken, AKP kongre eleştirisine bağlamı hiç mühim değil “Anadolu’da içki içilecek yer kalmadı” yarı-mitosundan başlamanın akla en yatan açıklaması da içki içilecek yerler konusunda elde yanlış tavsiyeler ve adresler olması herhalde.

Türkiye’de liberallerin-demokratların alamet-i farikası, halkın nesneleştiği, siyasetin tukaka edildiği sol-Kemalist entelektüel gelenekten kendilerini sıyırmaları, sosyolojiyle kavga etmeden, toplumsal değişimi dürüstçe okumaları, topluma ve onun ürettiği siyasete küsmemeleri, onunla konuşmaları ve bu diyalogla da toplumu ve siyaseti etkilemeleri olmuştu.

Bunca birikimin ardından, zamanın ruhuyla kavga eden öfkeli siyasi okumalarla, bu meşakkatli yol terk edilip, kestirmeden o sol-Kemalist siyasi klişeler dünyasına geçiş yapılırsa buna okyanusları aşıp kuru derelerde boğulmak denir.

Yol yakınken, Erdoğan’la aşk-nefret ilişkisine bir son verip, 2. Cumhuriyet’in 100. yılı hedeflerine dönüş gerek...

yildirayogur@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim