1. HABERLER

  2. HABER

  3. ANALİZ

  4. Keşke "Halk" Sadece Külliye'dekilerden İbaret Olsaydı
Keşke "Halk" Sadece Külliye'dekilerden İbaret Olsaydı

Keşke "Halk" Sadece Külliye'dekilerden İbaret Olsaydı

​​​​​​​Hilal Kaplan bugünkü yazısında, "nereden nereye" kıvamında bir yazı kaleme almış.

31 Ekim 2017 Salı 21:51A+A-

HAKSÖZ HABER

Hilal Kaplan, Sabah gazetesindeki köşesinde başörtü yasaklarının olduğu günleri hatırlatarak Külliye'deki yeni 29 Ekim fotoğrafını resmedip duygularını dile getirmiş. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa halkın Cumhurbaşkanı tarafından Külliye'de misafir edilişini, medyaya yansıyan kişilikler üzerinden gündeme getirmiş.

Elbette Külliye açısından baktığımızda değişen şeylerin olduğu kesin. Özellikle AK Parti'nin 12-13 yıllık icraatları açısından. Lakin bir yıldan fazla bir zamandır övegeldiği "demokratik gelişmeler"de ciddi geriye gidişler olduğu da su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor ve "halk" sadece Cumhuriyet resepsiyonuna katılanlardan ibaret değil ne yazık ki. 15 Temmuz'dan bu yana bu halkın bir bölümü haksız yere cezaevlerini boylamışken, bir kısmı da işinden aşından edilmiş bir şekilde "devletin tasarruf hakkı" ilkesine kurban edilmiş halde. Adalet, hukuk ve otoriterleşme konularındaki olumsuzluklar ise artık çuvala sığmaz bir hal aldı. Bunların önemli bir kısmı da 15 Temmuz darbe girişimini püskürtmek rolünü hakkıyla ifaya soyunmuş kesimlerden oluşmakta. Yani muhafazakar dindar sosyolojiyi.

Maalesef inşa ve imar edileni dinamitleme olarak da nitelenebilecek bu geriye gidiş sürecinde bütün bunlara bir de, beka meselemizin yol açtığı ideolojik "yenilikler" eklendi. Resmi ideolojinin değerleriyle ortaklaşma; yani Müslüman mahallesinde salyangoz satma işi yenilenip güncellenirken, bu defa iktidar ve "muhafazakar siyasetçi ve yazarlar" bu işi büyük bir iştahla üstlendiler.

Yani bir nevi, "Türkiye'nin Ölmeyen Babası"nın yazıldığı günlerden "Kurtulun şu Atatürk kompleksinden" şeklinde, Kemalizm ve Laiklik önünde boyun bükülmesinin yerli ve milli bir zorunluluk olduğuna dair uyarıların karalandığı günlere eriştik. İnanması zor ama halkımız bunları da gördü.

Kısacası; Külliye'de gördüğümüz halk resmine yönelik sevinci kursaklarda bırakan bir gerçekliğe işaret etmiyor mu bütün bu fotoğraflar?

Cumhuriyeti Yaşamak / Hilal Kaplan

Daha yedi sene öncesine dek, "Okula hangi kapıdan girersem, güvenlik görevlileri örtümü çıkarmamı istemez ya da başörtüsü üstü şapka takmadan girmeme izin verir?" sorularıyla boğuşan biri olduğum için olsa gerek, devletin başının düzenlediği her Cumhuriyet resepsiyonunda, başı açık ve örtülü hizmetlilerin yan yana çalışıyor olduğunu görmek gözlerimi dolduruyor. İnsanlara, karısı örtülü olduğu için "eşsiz davetiye" gönderen kabalık nerde, bu zarif beraberlik ortamı nerde?

"İçeri" alınmakta hiçbir sorun çekmemiş olanlar, Bağdat Caddesi minibüsüne binerken ya da iş görüşmesine giderken aklından hiç "acaba kıyafetim yüzünden laf yer miyim?" sorusunu aklından geçirmemiş olanlar anlayamaz.

Erdoğan'ın, Külliye'nin kapısını toplumun tüm kesimlerine ama özellikle de elitlerden çok halk çocuklarına açmış olması bu yüzden devrimsel bir nitelik arz ediyor. Çünkü artık o kapı kolay kolay kapanmaz veya kapatan kendini tarihin kara sayfalarına yazdırmaya meyilli bir kötülük içinde demektir.

Kimler yoktu ki o gece; Bursa'da hamile eşi için kopardığı meyvenin parasını ağaca asan minibüs şoförü Soner Kaya...

Rize'de keçi yavrusunu sırtlayarak taşıyan ve hayatını kurtaran genç kız Hamdu Sena...

Zonguldak'ta bindikleri otobüs "kirlenmesin" diye koltuğa oturmayan yücegönüllü madencilerimiz...

Engelli yeğenine 40 yıldır anne olan Pakize Memiş...

Malatya'da tekstil fabrikasında temizlik işçisi olarak başlayıp, üretim aşamalarını öğrenerek kendi kumaş fabrikasını kuran Şehriban Şahin...

Toprağa gömülü patlayıcıların yerini tespit edebilen drone tasarlayan ortaokul öğrencisi Muşlu Mert sadece birkaç örnek...

Cumhuriyetimizi demokrasiyle buluşturan, halkı onun öznesi kılan, "Cumhurun Başkanı"na teşekkürlerimle...

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

1 Yorum