Keşke 12 Eylül’den önce de bir cemaat olsaydı

26.08.2010 13:18

Yıldıray Oğur

Kitapçıdan çıkarken gördüğüm adam “Hepiniz Fethullahçısınız zaten” diye söyleniyordu.

Ona bu kadar ağır sözleri söyleten (Fethullahçılık bugün Türkiye’nin “AKP’liliğin” bile ilerisinde en korkulan iftirasıdır) girdiği bilmem kaçıncı kitapçıda da Hanefi Avcı’nın kitabını bulamamaktı.

Ramazan ayındayız. Kuran’ın inmeye başladığı 1000 aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ne az bir zaman kaldı. Ama bu Ramazan ayında herhalde ilk kez bir kitap Kuran’dan daha çok satmış olacak.

Çünkü laikler kendilerini bu “cahiliye döneminden” kurtaracak kutsal kitaplarını sonunda buldular. Hanefi Avcı’ya o kitabın “indiği gün”, her gün yeni bir darbe haberi, yeni bir pimi çekilmiş bomba skandalıyla geçen 1000 günden daha hayırlı artık.

Kitap her büyük kitap gibi okurlarını ağır bir sınava tâbi tutuyor. Kitabın ilk 389 sayfasında anlatılan acıtıcı gerçeklere tahammül edebilir, onlarla yüzleşebilirseniz geri kalan sayfalarından şifa bulabiliyorsunuz.

O acıtıcı gerçekler ülkeyi arkadan yöneten bir ordu, sokak ortasında vatandaşlarını öldüren işkenceci bir devlet, baştan aşağıya çarpık bir düzen, istihbarat ağları arasına sıkışmış bir toplum... Bu kitap üzerinden kıçını kurtarmaya çalıştığınız eski düzenin bu karanlık tarihiyle yüzleşmeyi başaranlara Hanefi Avcı, cemaat adında her deliğe giren, her kilitli kapıyı açan bir maymuncuk hediye ediyor.

Peki, ne yapıyor bu cemaat?

Avcı’nın 389 sayfa boyunca anlattığı devletten farklı olarak sokak ortasında adam infaz etmiyor, işkence yapmıyor. En büyük günahları –o da Avcı’ya göre- bu 389 sayfada teşhir edilen kirli devleti teşhir için sahte belge üretmek.

Hanefi Avcı’dan öğrendiğimize göre cemaatin diğer büyük günahları ise şöyle:

Kendi vatandaşını bombalayan “iyi çocuklar” ve onları koruyan paşalara savcıyla savaş açmak. Özden Örnek’in bilgisayarından darbe günlüklerini çalıp basına sızdırmak. Ergenekon diye bir şey uydurup muhalif SAS komandolarını, İbrahim Şahinleri, Veli Küçükleri, Tuncay Özkanları bastırmak. Darbe teşebbüslerini, askeriye içindeki hukuksuzlukları araya parça da atarak teşhir etmek. Erlerin eline pimi çekilmiş bombalar veren subayları ortaya çıkararak orduyu yıpratmak. Danıştay cinayetini, İstanbul’un ortasında Cumhuriyet Gazetesi’ne bir haftada üç kez bomba atıp daha sonra bardan topladığı arkadaşlarıyla türban için Danıştay’ı basan şeriatçı rambonun işlemediğini öne dürüp kafa karıştırmak. Hrant Dink’i cebinde beş kuruş olmayan serserilerin öldürdüğü gerçeğini örtbas etmek.

Peki, neden yapıyor tüm bunları bu dinî cemaat?

Bu cemaatin yoksa bu ordunun rakibi olarak yetiştirdiği alternatif bir ordusu mu var? Neden Türkiye’nin sivilleşmesi ve demokratikleşmesi için oraya buraya imamlar atayarak mücadele ediyorlar? Hatta bunun için ellerindeki her şeyi riske atıp malzeme de bu kadar bolken araya parça belge atıyorlar? Yoksa İslam’da darbe en büyük haramlardan biri mi?

Doğru cevabı dün Roni yazdı: Türkiye’de yaşayanlar artık biliyor ki gizli, dar, karanlık, komplocu gruplar arasındaki mücadelelerden ibarettir tarih.

Valla ben bunları okurken cemaate ve kitaptan bu hayırlı işlerin pek çoğunun içinde olduğu anlaşılan Hanefi Avcı’ya teşekkür etmek istedim.

Hanefi Avcı’ya da teşekkür etmek isterim. Sadece 28 Şubat’ta yaptıkları için değil. Duyduğuma göre o olmasaydı ne Ayışığı, Sarıkız darbelerinden haberdar olacaktık, ne Şener Eruygur’un ne de Çetin Doğan’ın siyasi hırsları teşhir edilecekti. O sızdırmasaydı sosyetik fişlemeleri de bilmeyecektik.

Tabii ki tercihim devlet içindeki bu organize hukuk ve demokrasi karşıtlarıyla mücadele eden liberal ve demokrat bir yapılanmanın olmasıydı. Ama maalesef liberaller ve demokratlar tembel ve bu kadar organize değil.

Bunu cemaat adlı bir dinî grup yapıyorsa onlara ne diyebilirim ki? Kanunları çiğnemedikten sonra paylaştıkları ortak inançlar yüzünden onları suçlayabilir miyim? Ortak bir dinî inancı paylaşan kişilerin devlette örgütlenmesinin suç olduğunu iddia edebilir miyim?

Ben şöyle demeyi tercih ediyorum: Keşke halkına düşman olan bu devletle mücadele edecek bir başkaları da 27 Mayıs 1960’tan, 12 Eylül 1980’den önce devlet içinde örgütlenmiş olsaydı da bu acılar yaşanmadan darbe girişimleri teşhir edilseydi.

Keşke o darbelere karşı da devlet içinde örgütlenmiş bir cemaat olsaydı da onların şefi de Doğu Perinçek olsaydı...

TARAF

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim