Kendi devrimini bitiren ülke: İran

30.08.2012 00:39

Mehmet Metiner

Tarihin çelişkisine bakınız: İran'da diktatörlük rejimini devrimle yıkanlar, bugün halkı katleden bir diktatör rejimin tam arkasında duruyorlar.

Ha Şah Rıza Pehlevi, ha Beşşar Esad...

İkisi de halkını acımasızca kıyımdan geçiren diktatörler sınıfından...

Esad, bugünün Şah Rıza Pehlevisi...

Ama bugünün İranlı yöneticileri, dünün Humeynicileri değiller artık...

İçlerinde Humeyni'nin yanında diktatör rejime karşı ayaklanan şimdiki Rehber Hamaney ve diğer bazı yöneticiler olsa bile, İran artık devrim yapan bir ülkenin ideallerini taşımıyor.

Dün İran Şahı'nın karşısında devrimci nutuklar atan kimi İslamcılar, bugün Suriye 'şahı'nın sözüm ona "anti-emperyalist" misyonuna göndermede bulunarak bir muhabbet-destek hattı oluşturmaya çalışıyorlar.

İran kendi devrimini ve devrimci değerlerini yok ediyor.

Suriye'de halkını katleden bir rejim var.

Tıpkı devrim öncesi İran'ında olduğu gibi...

Peki, kendi şahlarını kanlarıyla devirenler ne yapıyorlar?

Kalkıp eli kanlı Suriye şahına, yani bugünün Şah Rıza Pehlevi'sine sınırsız destek sunuyorlar.

Devlet olarak yaptıkları katkı yetmiyormuş gibi, kendisine bağlı Hizbullah gibi savaşçı örgütleri Esad diktatörünün yanında savaşmaya gönderiyorlar.

"Devrim muhafızları", bugün Suriye halkının devrimine engel olmaya çalışıyorlar.

Başka bir ifadeyle, diktatör rejimin muhafızlığı rolüne soyunuyorlar.

İran'daki devrim önce kendi evlatlarını yedi bitirdi.

"Özgürlük!" için devrim yapanlar, başkalarının özgürlüklerini berhava eden kaskatı bir diktatörlük rejimi kurmakla başladılar işe.

Kravatlı şahların yerini sarıklı şahlar almaya başladı.

Bu sarıklı şahlar devrimin "adalet, özgürlük!" gibi şiarlarını yükselten Muhammed Hatemi gibi bir cumhurbaşkanına, yani devrimin öz evladına bile tahammül gösteremediler.

İran İslam Cumhuriyeti'ni devrimin ideallerini kökünden kazıyan mezhepçi karakteri belirgin bir ulus-devlete dönüştürdüler.

Her ulus-devlet gibi toplumu yukarıdan inşa etmeyi kutsal amaç olarak belirlediler.

Kendilerine ve kendi despotik uygulamalarına yönelik her muhalefeti de "Allah'ın rejimine muhalefet" biçiminde sunarak susturmaya çalıştılar.

İran İslam Cumhuriyeti, kim ne derse desin, yeni bir 'Şehinşahlık' rejimidir.

Şimdi o devrimin ideallerini öldüren sarıklı şahlar, Suriye'nin acımasız diktatörüne sırf Şiî olduğu gerekçesiyle arka çıkıyorlar.

Dün "devrim ihracı"ndan söz eden İran'ın İslamcıları bugün "devrimleri bastırma" misyonuna soyunmuş durumdalar.

Ürettikleri gerekçe ise trajikomik: "Suriye, anti-emperyalist bir direniş kuşağının öncüsü olduğu için düşürülmek isteniyor."

Peki, diyelim ki bugün bu böyle olsun!

Ya Beşşar'ın diktatör babası Hafız Esad, Hama'da 30 bin Müslümanın kanını döktüğünde niye ses çıkarmadınız?

Hama'da öldürülenler Şiî olmuş olsaydı İran'ın sarıklı şahları acaba Baas diktatörlüğüne arka çıkarlar mıydı?

İran, Suriye politikasıyla kendi devrimsel gerçekliğini inkar ediyor.

Kendi devriminin ideallerini kendi eliyle yerle bir ediyor.

Kendisi mezhepçi saiklerle hareket ettiği için Türkiye'deki AK Parti hükümetini de mezhepçilikle suçlama yoluna gidiyor.

AK Parti'nin Suriye politikası mezhepçilik üzerinden şekillenmiyor, ama İran'ınki tamıtamına mezhepçi bir anlayış üzerine oturuyor.

İran bu mezhepçi ve kendi devrimci değerlerini inkar eden tutumuyla geniş İslam dünyasından kopuyor ve Müslümanların kahir ekseriyetinin nefretini üstüne çekiyor.

YA MALİKİ'YE NE DEMELİ?

Irak'ın devrik diktatörü Saddam'a öykünen Şiî Başbakan Nuri El-Maliki'ye ne demeli?

Hem Suriye'deki Saddam benzeri diktatör rejimi destekliyor, hem de Türkiye'deki AK Parti hükümetine düşmanlık yapıyor.

Düşmanlığının sebebi Suriye elbette.

Amerika sayesinde bugün iktidar koltuğunda oturan Maliki, Baas rejimini bu kadar çok seviyor idiyse kendi ülkesindeki Baas rejimine karşı niye ayaklandı?

Kendilerinin diktatör rejimi ABD yardımıyla devirip kendilerini yönetmeye hakları var, ama zavallı Suriye halkının hakkı yok öyle mi?

İlkesizliğin bu kadarına da pes doğrusu!

Irak'taki Baas rejimi Şiî halkı acımasızca katlederken her birimiz o Baasçı rejime ateş püskürdük. Katledilenlerin mezhebine bakmadan yaptık bunu. Çünkü orada katledilenler insan kardeşlerimizdiler, din kardeşlerimizdiler.

Peki Maliki'nin bu Suriye sevdası nerden çıkıyor?

Oysa Suriye'de de halkını tıpkı Irak'taki gibi katleden bir diktatör rejimi var.

Saddam ile Esad ikiz kardeş sayılırlar.

Aynı zihniyet, aynı yönetim, aynı zulüm...

Amerikan tanklarının yanında Irak'taki Baas rejimine karşı ayaklanan Maliki'lerin bugün halkı kıyımdan geçiren Suriye'deki Baas diktatörünün yanında saf tutmaları kendilerini inkar anlamına gelir en başta.

Irak Başbakanı belli ki İran'ın kontrolünde ve tıpkı İran gibi mezhepçi duygularla hareket ediyor.

Maliki de kalkmış AK Parti'yi mezhepçi bir dış politika uygulamakla suçluyor.

AK Parti insaniyetçi ve halktan yana bir dış politika izliyor.

AK Parti hükümeti diktatörlerden yana bir politika izlemiyor.

AK Parti hükümeti diktatörlerin ne dinine bakıyor, ne de mezhebine...

Saddam Hüseyin güya "Sünni" idi, ama bizim gözümüzde devrilmesi gereken bir insanlık kasabıydı.

AK Parti, mezhepçi bir dış politika izliyor olsaydı "Sünni" Kaddafi'ye arka çıkardı değil mi?

İslami ve insani hassasiyetlerin yanısıra devrimci değerlerini de yok varsayarak dış politika tercihlerinde bulunanlar, nedense AK Parti hükümetini mezhepçilikle suçlamaya devam ediyorlar.

..............

ERTUĞRUL ÖZKÖK'E BİR ÇİFT SÖZ

Kaçırılan Türk gazeteci için Beşşar Esad'e seslenen Özkök şöyle diyor: "O meslektaşımızın başına bir şey gelirse karşınızda olacağız."

Demek ki Özkök gibilerin Esad diktatörüne/zalimine karşı olabilmeleri için on binlerce masum Suriyelinin ölmesi yeter sebep değilmiş!

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim