’Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..

30.07.2008 00:12

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Bazı Rizelilerin ‘hemşehrî’lik bağlılığıyla Meclis’e gönderdiği eski Başbakan Mesud Yılmaz’ın Avrupa Parlamentosu’nda ‘Bizdeki laiklik, doğru, AB ülkelerindeki gibi değildir, ama, bizdeki din farklıdır.. İslam saldırgandır, elini veren kolunu kaptırır, onun için askerlerin kışlalarına çekilmemesi gerekir.’ gibi bir konuşma yapması üzerinden, iki hafta geçti, henüz de bir yalanlama yok.. Ama, onu doğrulayanlar önce de vardı, hep de olacak..

Nitekim, ‘Yargıçlar ve Savcılar Birliği(YARSAV) Başk. Ömer Faruk Eminağaoğlu da ing. ‘The Guardian’ gazetesiyle yaptığı (ve 27 Temmuz günü yayınlanan) söyleşide;  M. Yılmaz’ın sözlerini tekrarlıyor ve ‘İslam Hristiyanlık gibi değildir. Sadece inanç boyutunda uygulanmasını amaçlamıyor, aynı zamanda devleti düzenlemek ve yönetmek de ister. İslam ülkelerine bakarsanız türban sadece dinî inancın ifadesi değil aynı zamanda İslamî rejimin de sembolüdür. Türkiye İslamî bir ülke değil, demokratik bir ülke. Avrupa'nın doğru bir biçimde bilgilendirilmesi için Avrupalı yetkililer sadece laiklik karşıtı etkinlikler içinde olan iktidardaki parti ile değil, Türkiye'nin diğer kurumlarıyla da görüşmelidirler. Batılı gözlemciler Türkiye’yi de, İslam’ı da bilmiyorlar..’  diyebiliyordu..

Ona göre, iktidardaki AK Parti, ülkenin laik sistemini yok edecek ve İslamî bir devlete dönüştürecek bir şeriat sistemi arayışı içinde’ idi.. İslam’ı, ‘nazizm ve faşizme benzeten bu kişi, ‘Şeriat sistemi, tabiatı gereği diğer düşüncelere, inançlara ve âdetlere müsamahasızdır. Aynen İtalya'daki faşizm ve Almanya'daki nazizm gibi.. Şeriat Türkiye'nin hassas bir konusu. Küçük bir kıvılcımla sosyal bir harekete dönüşebilir.’ diyordu, tam bir câhillik içinde.. Bu sözler, câhillikten de öteye, husûmet / düşmanlık ilâmıdır.. Eğer, onun,  birazcık utanma ve idrakten nasibi olsaydı, başka dinden olanların inançlarına karşı, İslam’ın ve müslümanların, diğer dinlerde görülmeyen bir müsamahaya sahib olduğunu görürdü.  

İlginç olan, bu görüşleri belirten YARSAV Başkanı (ve de Yargıtay Savcısı) olan bu kişinin, ‘Ergenekon Soruşturması’ içinde adı geçen bir çok isimle, hâlen sanık olarak tutuklu bulunan E. Poyraz ve Rusya'ya kaçan em. Tuğg. Levent Ersöz ile ve ayrıca, Şener Eruygur ve Hurşit Tolon gibi (şimdi tutuklu bulunan) em. orgeneraller başta olmak üzere, birçok yargı ve üniversite mensublarıyla yapılan toplantılara da katıldığı kamuoyuna yansımıştır..

Bu kişi, YARSAV’ın başından uzaklaştırılamadığı müddetçe, hâkim ve savcıların ekseriyetinin ve yargı kurumunun İslam’a karşı tavrı, hep düşmanca anılacaktır.

*Ama, biz burada meselenin sadece Mesud Yılmaz veya YARSAV Başkanı ile sınırlı olmadığını; kemalist/laik çizginin, milletimizin inancına, haysiyetine, hak ve özgürlüklerine karşı ne gibi tuzaklar içinde olduklarının nice örneklerini sürekli yaşıyor değil miyiz?

Sözgelimi, em. b.elçi ve de Baykal’ın Gen. Başk. Yard. Onur Öymenin, bir Amerikan gazetesine verdiği mülâkatta, müslümanların inançlarının gereği olan giyimlerini Hitler’in ve Mussolini’nin ‘faşist üniformaları’na benzettiği’ni 19 Nisan’da medyaya yansıyan haberlerden öğrenmemiş miydik? Bu kişi, o sözlerinin çarpıtıldığını söylediğinde ise, sözkonusu gazeteci, görüşmenin ses kaydını yayınlamıştı.. Ve orada, herhangi bir çarpıtma olmadığı görülüyordu.. Bu açıklamalara Öymen’in cevabı, ‘derin bir suskunluk’tan ibaretti. 

O günlerde, bir laik/kadın kuruluşundaki toplantının görüntüleri de yayınlanmıştı.. Bir laik kadın, ‘-O kafalarına,  saten, pırıl pırıl başörtülerini takınıp başları dik bir şekilde yanımızdan geçişlerini hazmedemiyorum..’ diye sızlanıyordu, tıpkı Baykal gibi.. Çünkü, o da  Mart 08 başında partisinin Meclis Grubu’nda yaptığı konuşmada, ‘başörtülü kızların meydanlara, ‘meydan okurcasına çıkması’ndan rahatsızlığını’ dile getirmişti.. Öymen, 21.01.08 günüyse, ‘Başörtüsünün Anadolu kadınının yüzyıllardan beri kullandığı geleneksel örtü ile son 20-30 yılda ortaya çıkan ve belli bir simge haline gelen türbanı birbirine karıştırmamak gerektiğini’  söylüyordu. Ama aynı Öymen’in, 19 Ağust. 07’de,  -Erdoğan’ı eleştirirken- ‘...Atatürk'ün hedeflerinden birinin tesettürü kaldırmak olduğunu bilmedikleri anlaşılıyor.’ dediğini de unutmayalım..

Biraz daha geriye gidelim.. 1930’ların Adliye Vekili Mahmud Esad Bozkurt, ’Kemalizm, otoriter bir demokrasidir; bir tarafta halk vardır, diğer tarafta Şef.. Gerek nasyonal sosyalizm (nazizm), gerekse faşizm, Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey değildir.’ demiyor muydu? Yine, CHP’nin ünlü Gen. Sekreteri Receb Pekerin, o günlerde, Adolf Hitlerin ağzından, ‘Benim ustam Il’Duçe (Mussolini)’dir, ama onun ustası da Mustafa Kemal'dir.dediği gururla aktarılırdı.. Ama şimdi bu itiraf edilemez.

Bunlar kemalist /laik  ideolojinin geçmişinden küçük bir kesit!

Ama, şimdi ‘İslam’ı nazizme benzeterek, Batı dünyasında korkular meydana getirmeye çalışanlardan, ‘kemalizmin nazizme benzediğini’ söylemesini bekleyecek değiliz, herhalde..

*’ERGENEKON, KAPATMA DÂVASI,  VE..’

‘Ergenekon Soruşturması’,  28 Şubat’ın devamıdır.. 28 Şubat ise.. ’28 Şubat, 1923’ten beri vardı, gerekirse bin yıl da devam edecektir..’ diyen, 10 yıl önce, bu ülkenin Gen. Kur. Başkanı Kıvrıkoğlu idi, sıradan birisi değil.. Bugün ‘Ergenekon’, ‘Derin Devlet’ içindeki egemen kliğe muhalif olan ve daha radikal bilinen kliğin ‘devlete elkoyma’ çırpınışıdır.. Kapatma Dâvası ise, Devlet’in yönetim mekanizması içinde, milletin inancına karşı 200 yıldır mücadele veren kadrolara aykırı ve millet iradesine göre ortaya çıkmaya çalışanlara darbe indirilmesi çabasıdır.. Yani, Ergenekon’la aralarında direkt olarak bağ yok sanılsa bile, aynı sosyal gelişmeyi ‘yargı darbesi’yle değil, ‘silahlı darbeyle durdurma çabasıdır..

Ve, Ergenekon soruşturması ve yargılaması, aynı cephe ve çizgi bağlı olan güçler arası  bir iktidar boğuşmasının devamıdır. Bunları, 1923’den sonra, İttihadçı’lar arası boğuşmada hep gördük. 27 Mayıs’tan sonra yargılananların başında da ünlü bir ‘İttihadçı’ olan Celal Bayar  vardı. Yargılayan veya yargılananların illâ da  âdil veya mazlûm olmaları gerekmez..

Kamuoyu, oyunun asıl iç yüzünü göremezse, sistemin temizlendiğini sanır.. Sistem, temelinde dârağaçları üzerinde kurulan bir sistemdir.. Baştan bozuk olan, zamanla düzelmez.. Ancak, bu gibi yargılamalar onların kendi iç çelişkilerini de gösterebilir, zaaflarını arttırabilir..

Ayrıca, bugün siyasî bünyedeki bütün güçlerin, 100 yıllık egemen ve komitacı güçlerin koyduğu genel çerçeve içinde kalmayı benimsedikleri de unutulmamalıdır.. Bir takım kurumlara daha temiz kişileri yerleştirerek, sistem temizlenebilir mi?

Bu bir metod meselesidir.. Ya, inkılab / devrim yapar; sistemi bir günde değiştirir ve kuralları siz koyarsınız. Ya da, başkalarının kurallarına göre, uzlaşmacı metodu benimseyerek hareket..

O halde, son gelişmeleri, bir ‘umutlanma’ haline getirmek de yanlış;  önemsiz görmek de..

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim