KCK davasının muhtemel sonuçları

22.10.2010 16:41

Bejan Matur

KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) davası nihayet başladı. PKK'nın şehir yapılanması olduğu iddia edilen KCK ile ilgili çok şey söylendi.

Telefon kayıtları, deliller basına sızdı. İddialar gerçek ya da değil, siyasi sonuçları söz konusu kanıtlar belirlemeyecek.

Çünkü KCK, doğası gereği, siyasi sonuçlara gebe bir dava. Öyle görünüyor ki, davada politik argümanlar öne çıkarılırsa, Öcalan davası kadar ciddi sonuçları olacak.

Daha ilk duruşmada buna dair işaretler var; sanıklar mahkemede Kürtçe savunma talep ettiler. Bu talebin sembolik değeri düşünüldüğünde sanıkların Kürtçe bilip bilmemelerini tartışmak son derece anlamsız. Çünkü resmen tanınmayan bir dille savunma yapmaya kalkmak, savunmanızı yapacak kelimeleriniz olmasa da, sonuçlarını yaratacak bir girişimdir.

Diğer yandan dava içeriği ve sanık profili göz önüne alınırsa, PKK-BDP ilişkisini de dönüştüreceğe benziyor. Her fırsatta 'bizi güvercinler ve şahinler diye ayırmaya kalkmayın' diyen BDP'liler haklı olabilir; Kürt siyaseti özellikle kriz durumlarında aynı değerler ve referanslar etrafında birleşiyor. Ama değer kavramını 'bedel' üzerinden üreten bir yapıda, bedel ödeyenlerin sadece dağ ve İmralı'da değil, Diyarbakır cezaevinde de meskun olduğunu bilmek önemli bir eşik olsa gerek.

Mahalle komisyonlarında yardım dağıtılırken bile bedel hiyerarşisi üzerinden hareket eden, 'değer aileleri' diye bir kavram üreten PKK'da, bu kapsamda bir davanın aktörlerinin yeni değerin sembolü olma ihtimali yüksek. Tabii bir de geçmişteki örnekler var; Leyla Zana'dan Ahmet Türk'e, Sırrı Sakık'tan Nurettin Demirtaş'a pek çok isim bu süreçte ciddi bedeller ödediler. Hatta dikkat edilirse sivil siyasette olup bedel ödeyen politikacılar, (Hatip Dicle dışında) silahın, siyaset üzerindeki baskısına eğilip bükülmediler. Bu isimler KCK içerisinde emir-komuta zincirine dahil olmadılar. Özetle tıpkı Kandil ve Avrupa ayağı gibi Türkiye'deki siyasi aktörler de bedel ödedikçe, ciddiye alınır hale geliyorlar.

Ama KCK sanıklarının pozisyonunu özel kılan sadece ödeyecekleri bedel olmayacak. Dönemin gerçekleri de davayı geçmiştekilerle kıyaslanmayacak kadar önemli hale getiriyor. Çünkü bugüne kadar, Kürt sorununu öncelikli sorun olarak tarif eden, varmak istediği hedef için bu meseleyi mutlaka çözmek isteyen bir hükümet olmadı hiç.

Referandumun yeniden belirlediği aritmetikte gücü fazlasıyla artan hükümet, genel seçimlere giderken ayağındaki prangadan kurtulmanın yollarını arıyor. Sadece pragmatizmle de olsa, meselenin nihai çözümü için her ihtimali değerlendireceği tahmin edilebilir. PKK ile doğrudan ya da dolaylı müzakere de dahil! Ama hangi PKK? Ovada siyaset zorunlu hale gelirken, PKK neye dönüşecek, gücü kim temsil edecek?

Daha açık söyleyeyim; PKK, Kandil, Avrupa, İmralı ve Türkiye siyaseti arasında dağılan merkezlerin tamamından oluşuyor. Ve her merkezin hiç de kısa sayılmayacak mücadele tarihi içinde, bir ağırlığı oldu. Hedefleri Türkiye'ye dönük planlansa da, mücadelenin zemini her neresiyse orada kök saldılar. Yani Avrupa Avrupa'da, Kandil Kandil'de, ova ovada güç kazandı. Öcalan faktörünü farklı değerlendirmek gerektiğini göz ardı etmeden şunu söylemeye çalışıyorum; Türkiye'nin demokratikleşme yönü, Kürtlerin politik olarak kendilerine yer bulmasını zorunlu kılıyor. Bu, ovada siyaset alanının kendilerine açılması demek. Tam bu noktada şu sorulmalı; ovanın aktörü kim olacak?

İmralı'dan Öcalan'ın yahut Kandil'den komutanların yahut Avrupa'dan Sabri Ok'un yakın gelecekte gelip siyaset yapmaları mümkün olmadığına göre! Ovadaki siyasetçinin güç kazanması kaçınılmaz. KCK davasıyla ilgili sorulan PKK mı KCK'laşacak, KCK mı PKK'laşacak sorusu yerinde ama iç mantığı yetersiz.

Cevap şu çünkü: Kürt siyasetçiler, KCK davası ile sembolik anlamda güçlü bir görüntü ve temsil oluşturabilirlerse, Avrupa ve Kandil'le olan hiyerarşiyi bozarak sivil siyasetin şansını artırabilirler. Çünkü eline silah almamış aktörlerin ödeyeceği bedel, sivil siyasette her zaman daha kolay karşılık bulur. b.matur@zaman.com.tr

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim