1. YAZARLAR

  2. Hilal Kaplan

  3. Kazıdım adımı Diyarbekir burçlarına
Hilal Kaplan

Hilal Kaplan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kazıdım adımı Diyarbekir burçlarına

A+A-

Yeşilçam Ödül töreninde "En iyi ilk film" ödülünü alan "Çoğunluk"un kadrosunu temsilen sahneye çıkan sinemacı Sevilay Demirci konuşmasına "Yayınlanmamış kitapların yasaklandığı zor günleri yaşıyoruz." diyerek başlamış. 22. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde "En iyi ilk film" ödülünü alan PRESS'in yönetmeni Sedat Yılmaz ise konuşmasında "Bugün özgürlük havarisi kesilenler 90'lı yıllarda Amed'de gazeteciler sokaklarda öldürülürken nerdeydi?" diye sormuş. PRESS, bu iki beyan arasındaki uçurumda kaybolan cesur gazetecilerin hayat hikâyesinden küçük bir kesit sunuyor seyirciye.

Yer Diyarbekir, 1990'lı yılların başı. Olağanüstü hal uygulamalarının en sert tatbik edildiği, sokaklarda panzerlerin gezdiği, insanların tepelerinden F-16'ların eksik olmadığı, köy boşaltmaların olağanlaştığı, hemen her köşe başından bir "faili meçhul"ün çıkabileceği karanlık yıllarda Özgür Gündem gazetesinin Diyarbekir bürosunda canlarını ortaya koyarak gazetecilik yapmaya çalışan insanların öyküsünü anlatıyor bize PRESS.

30 Mayıs 1992'de "Egemenlik kayıtsız şartsız: DGM'nindir" manşetiyle yayın hayatına başlayan Özgür Gündem, kurulmasının üzerinden ancak bir hafta geçmişken ilk çalışanını faili meçhule kurban verir. Mayıs 1992'den Nisan 1994'e kadar ayakta kalabilen Özgür Gündem'in bu tarihler arasında sekiz muhabir ve yazarı ile ondokuz dağıtımcısı öldürülür. PRESS'te bu tarihler arasında Diyarbekir büroda çalışan gazetecilerin başına neler geldiğini anlatılıyor. Yoğun baskı altında evden işe, işten eve bile grup halinde yürüyerek giden bu cesur gazetecilerin başına neler gelmiyor ki: Polis baskınları, dayaklar, işkenceler, gözaltılar, kaçırılmalar, ölüm tehditleri, kundaklamalar, faili meçhuller... Filmdeki işkencecilerinin birisi Özgür Gündem gazetecilerinin 'çalışma şartları'nı en iyi şekilde özetliyor aslında: "Bu işi yapacaksan, ölümden korkmayacaksın".

Ellerine silah almamış olsalar bile sırf ideolojik angajmanları sebebiyle "terörist" diye damgalanan ve faili meçhullere kurban giden bu gazeteciler için dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, gazeteci Hasan Cemal'in kendisine sorduğu bir soruyu o günlerde şöyle yanıtlamıştı: "Onlar gazeteci kılığına girmiş militanlar, birbirlerini öldürüyorlar." Bugünse gerçeğin Süleyman Demirel'in çarpıttığından çok daha farklı olduğunu biliyoruz.

Haksızlıklarla dolu bir dönemi anlatan filmin senaryosu, bölgede o dönem gazetecilik yapmış olan Bayram Balcı'nın 1995-1996 arasında tuttuğu notlar üzerinden aynı zamanda filmin yönetmeni olan Sedat Yılmaz tarafından yazılmış. Bianet'ten Ayça Söylemez'e konuşan Bayram Balcı, "Türkiye'de bu film çekilemez" diyerek 1996'da not tutmayı bıraktığını söylemiş. Ancak bu film çekildi ve şu anda Türkiye'nin pek çok şehrinde gösterimde. Bu gerçek bile "Kürt meselesinde hiçbir şey değişmedi" demekte ısrar edenlerin biraz düşünmesine vesile olmalı sanırım.

İtiraf edeyim ki PRESS'e bazı önyargılarla gitmiştim. İdeolojik propaganda amaçlı, mesaj verme kaygısının sinemanın önüne geçtiği türden bir film izleyeceğimi sanıyordum. Yanılmayı ise çok arzu ediyordum ve yanıldım. Yanılmaların en güzeli böylesi belki de. Yalnız film alt metinden tamamen azade değil elbette; bu hiçbir film için de mümkün değil zaten. Ancak filmin derdi, senarist/yönetmenin ideolojik kaygılarından çok mezkûr gazetecilerin yaşadıklarını anlatmak olunca siyasal olan ile sanatsal olan arasındaki denge başarılı bir biçimde tesis edilebilmiş. Şunu da rahatlıkla ekleyebilirim ki çocuk oyunculardan -bazılarını "Bahoz"dan da tanıdığımız- deneyim sahibi oyunculara kadar filmdeki oyunculuk kusursuz. Net, düzgün ve abartısız bu nitelikli oyunculuğun sebeplerinden birisi de repliklerin çok başarılı bir biçimde gerçekçi ve "hayatın içinden" gelen yapısı olsa gerek.

PRESS'teki tek müzik, sözleri Rojen Barnas'ın "Min navê xwe kola li bircên Diyarbekir" şiiri olan, Ciwan Haco'nun yorumladığı "Kazıdım adımı Diyarbekir burçlarına". Gerçeği duyurabilmek adına, kurşunlara karşı kalemleriyle direnen o gazetecilerin hepsinin ismi o güzelim burçlara kazındı. PRESS de o isimleri sadece burçlara değil, zihinlerimize de kazıdı; iyi ki kazıdı. Çünkü sadece gerçeğe değil, hafızaya da kurşun işlemez.

Bu yazıyı biraz önce öğrendiğim ve beni şaşırtmasa da hayal kırıklığına uğratan bir duruma işaret etmeden bitirmek olmaz. Sanatsal değeri oldukça yüksek olduğundan daha şimdiden üç ayrı ödül almış olan PRESS, ana akım sinema dağıtımcıları ve salonlarının koyduğu ambargo sebebiyle çok az sayıda salonda gösterime devam ediyormuş. Anlaşılan bir zamanlar ana akım medyanın üç maymunu oynadığı gibi bugün de ana akım sinema salonları/dağıtımcıları üç maymunu oynamakta kararlılar. PRESS'in vurucu dili, bu güçlükleri de aşacaktır diye umuyorum. Bu vesileyle başta Sedat Yılmaz olmak üzere emeği geçen herkesi içtenlikle kutluyorum.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT