1. YAZARLAR

  2. Ceren Kenar

  3. Kayıp imamları ararken...
Ceren Kenar

Ceren Kenar

Yazarın Tüm Yazıları >

Kayıp imamları ararken...

A+A-

İmam Musa Sadr, Lübnan’ın Şii hareketinin siyasileşme sürecini başlatmış, ekonomik ve siyasi açıdan epey dezavantajlı olan bu mezhebin uzun süre ruhani ve siyasi liderliğini yapmıştı. Mezheplerin Allah’ın lütfu olduğuna inanıyordu. Ancak mezhepçiliğin bir lanet olduğunu söylüyordu. Mezhepüstü bir siyaset ile her gruba yaklaştı. Lübnan’da bir kilisede okuduğu hutbe ile Lübnan tarihinin en anlamlı tarihî olaylarından birine imzasını atmıştı.

İmam Sadr 1978 yılında Libya’ya Kaddafi ile görüşmek için bir ziyaret gerçekleştirdi. Ve bir daha kendisinden hiç haber alınamadı. Bazı müritleri hâlâ yaşadığına ve Libya’da bir hapishanede olduğuna inansa da, Kaddafi’nin oğullarından Seif, İmam Musa Sadr’ın öldürüldüğünü itiraf etti. Öldürülmesine ilişkin rivayetler çeşitliydi. Bazılarına göre Kaddafi ile İslami teoloji üzerine bir tartışmaya girişmiş ve Kaddafi’nin meşhur histerilerinden birinin kurbanı olmuştu. Bazılarına göre ise İmam Musa Sadr’ın öldürülmesini Arafat, Kaddafi’den “rica etmişti”. Zira Musa Sadr koyu bir İsrail karşıtı olmasına rağmen, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Güney Lübnan’da gösterdiği faaliyetlerin yerel Şii nüfusa verdiği zarar konusunda oldukça duyarlı ve eleştireldi.

Kayıp İmam Musa Sadr mezhebinin çıkarlarını büyük davalar için feda etmeyen ve aynı zamanda kör bir mezhep siyaseti gütmeyen, bilge bir kraldı.

Kayıp İmam’dan Nasrallah’a...

Hizbullah lideri Nasrallah’ın uzun zamandır kabak tadı veren ve kimseyi heyecanlandırmayan konuşmasını dinlerken, Sadr’ı yâd edemeden geçemedim. Bir zamanlar tüm Arap dünyasında neredeyse yarı mitik bir şahsiyeti olan, 2006 yılında Hizbullah’ın İsrail karşısında gösterdiği askerî başarı ile Sünni- Şii tüm Ortadoğu âleminde büyük bir teveccüh kazanan Nasrallah için köprünün altından çok sular aktı. Hatırlayalım o dönem birçok Sünni çoğunluğa sahip Arap devletinin lideri İsrail’i desteklemeye meyilli iken, çocuklarına Hasan Nasrallah adını koyan halklarının gadrinden korkup yarım ağızla da olsa Hizbullah’a destek vermek zorunda kalmıştı.

Bir zamanın yarı mitik şahsiyetinin son zamanlarda yaptığı konuşmalar artık kimse için bir şey ifade etmiyor. Sünniler arasında nefret büyüyor. Her konuşmasında İsrail dışında bir şey demeyen ve hâlâ Esed rejimine biat gösteren Nasrallah’a karşı kendi tabanından bile eleştiriler geliyor.

2008 yılında Hizbullah’ın silahlı gücünü bir tehdit unsuru olarak Lübnan Sünni ve bir kısım Hıristiyanlarına karşı kullanma girişimi ile ilk fire verildi. Bunu Hizbullah’ın Esed rejimine en başından beri koşulsuz destek vermesi izledi. Militanlarını Esed güçlerine takviye olarak göndermesi artık bir sır değil. Lübnan’ın Hizbullah’ın etkin olduğu mahallelerinde geceleri, sessizce cenaze törenleri yapılıyor. Suriye’de hayatını kaybeden Hizbullah militanları mahcup bir şekilde toprağa veriliyor. İsrail’e gönderdiği İnsansız Hava Aracı ile siyasi bir şov yaparken, tüm ülkenin güvenliğini riske atıyor. İç siyasette Hizbullah üyelerinin isimlerinin karıştığı yolsuzluk dosyaları ortaya çıkıyor. Refik Hariri suikastında rolü olmadığına dair Sünnileri ikna edemiyor. Ve en son geçen sene Bulgaristan’da gerçekleşen ve beş İsrailli turistin ölümü ile sonuçlanan saldırı konusunda Hizbullah’a karşı yöneltilen resmî suçlamalara karşı yorum bile yapmıyor.

Hizbullah bir ara son derece popüler olduğu Sünni sokağında geri dönüşü olmayan bir şekilde prestijini tümden kaybetmiş durumda. Nasrallah artık Sünni sokağına seslenemiyor, seslenmek de istemiyor.

Dinler arası diyalog yetmez, mezhepler arası diyalog zamanı...

Tüm bu süreci izlerken ve bölgedeki Şii- Sünni ihtilafının tehlike verici bir seyir izleyebileceği ihtimali epey güçlüyken, Lübnan karizmatik ve ruhani Şii liderin eksikliğini hissediyor. Mezhep üstü siyaset geliştirebilecek ve bölgedeki Sünnilerin ve diğer grupların da saygınlığını kazanabilecek bir Şii liderin eksikliği sadece Lübnan siyasetinin geleceği için değil bölge için hiç ümit vermiyor.

Tüm bu saptamaların benzerlerini Sünniler için de yapmak mümkün. Yusuf el-Karadavi gibi Şiiliği kâfir ilan eden din adamlarının revaçta olduğu bir dönemde, Şii sokağına seslenebilecek Sünni liderlerin eksikliği Şii dünyasındaki kaygılara derman olmuyor.

Bölge mezhepler arası diyalogu önceleyen kayıp imamları arıyor...

Haftaya ise çuvaldızı mezhep taassubu ile bölgeyi zehirleyen bazı Sünni gruplara batırarak devam edeceğim.

cerenkenar@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT