Kayıp anneleri, panzerin çocukları

13.03.2009 14:56

Leyla İpekçi

“Genç kadındır, boşuna mı bekletiyoruz onu kocası için? Adile Hanım, bu tavrıyla görüştüğümüz birçok kayıp ailesinden farklı bir tutum sergiliyor. Çünkü kaybolan kişilerin genç eşleri genellikle kayınpederleriyle birlikte yaşıyor ve belki de hiç gelmeyecek kocalarını bekliyorlar.”

Bu sözler, “Bugüne kadar Kürt meselesi hakkında birçok şey söylenmiş olmasına rağmen, insanların psikolojik durumları üzerinde pek durulmadığı kanaatindeyiz” diyen Ayşe Karabat’a ait. Today’s Zaman’da Güneydoğu’daki kayıplar üzerine yayımlanan dizisinden bahsediyorum.

Hiç gelmeyeceğini düşündükleri eşlerini kayınpederinin evinde bekleyen genç gelinler bir yana, kayıp ailelerinde başka travmatik süreçler de var. Karabat’ın görüştüğü birçok ailenin söz ettiği bir yalnızlaştırılma var örneğin.

Dargeçitli Abdülaziz Bey gibi: “Sanki biz başka bir yerin insanıyız gibi davranıyorlardı. Kimse bize merhaba bile diyemiyordu. Onlara kırgın değiliz. Korucular, özel tim herkesi izliyordu, korktular.”

Karabat’ın konuştuğu Fatma Hanım, 1994 yılında, altı kişiyle birlikte gözaltına alınıp, bir helikoptere bindirilen ve bir daha geri gelmeyen oğlunun yokluğunu konuşmayarak protesto ediyor:

“Onun çerçevelenmiş fotoğrafını kucağına alıyor, dünyanın en kırılgan, en narin canlısına dokunuyormuş gibi, incitmekten çekinircesine usul usul, parmaklarının ucuyla okşarken çerçeve camını, oğullarını babası anlatıyor:

“Allah biliyor sağ mıdır değil midir, ama galiba döve döve öldürdüler onları. Duymuşum ben korucular kendi aralarında konuşurken, bizimkiler yalvarmış onlara bizi öldürmeyin diye, ama onlar öldürdükleri adam başına para alıyorlar.”

Asıl köyleri boşaltılınca başka bir bölgeye taşınan İlbak ailesinin örneğinde olduğu gibi bir de devamlı ‘korucu ol’ baskısı var üzerlerinde. Korucu olmak istemeyenler PKK yandaşı olarak mimleniyor. Hayatını güvenlik gerekçesiyle başka kasabalarda, belki şehirlerde sürdürmek zorunda kaldıklarında ise bambaşka trajediler başlıyor.

Karabat’ın bizlerle paylaştığı tanıklığından kayıplarına dikkat çekmek isteyen annelere çevirelim bakışımızı. Ellerinde çerçeveli birer fotoğraf yürüyor yıllardır kent sokaklarında. İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önünde oturma eylemi yapan annelerin öksüz kalmış çocukları çoktan büyüdü. Babaları kaçırıldığında küçük olan çocuklar, şimdi babalarının akıbetinin ortaya çıkarılmasını ve sorumlularının yargılanmasını talep ediyorlar.

Öte yandan, Silopi’de 1990’lı yıllarda kapanan ve üzerinde halen kum ocağı bulunan Sinan Tesisleri’nin bahçesinde geçtiğimiz günlerde yapılan kazıda, yedi metre derinliğindeki kapatılmış kuyuda, bir insana ait biri kol, diğeri de ayak dirseğine ait iki kemik parçası çıktı.

Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi’nin tahminlerine göre Şırnak bölgesindeki kuyularda en az 200 kişinin kalıntıları gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. Diyarbakır eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu 90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerin en az beş bin civarında olduğunu söylüyor.

Güneydoğu’da, yakınlarının kemiklerine ulaşmak isteyen ve Ergenekon davasına müdahil olmayı talep eden birçok aile var bugün. Yakınlarının kemiklerine ulaşılma umuduyla birlikte, cesetlerine ulaşma beklentisi de artıyor.

Kemiklerden sonra cesetlere de ulaşılabilirlerse, bir gün belki, bir mezarları olacak dua edebilecekleri. Böylelikle acılarını somutlaştıracaklar ve en nihayet belirsizlik sona erdiği için yas tutmaya da başlayabilecekler. Ellerindeki çerçeveli fotoğrafı okşamaktan öte bir eylemde bulunabilecekler hiç değilse.

Hakikatin hikâyeleştikçe insanı daha da acıttığı böyle bir ortamda geçtiğimiz günlerde, Diyarbakır’da polise taş attıkları gerekçesiyle yargılanan üç çocuktan biri on, diğer ikisi on birer yıl hapis cezasına çarptırıldı. Üstelik bu kararın, yaklaşan Nevruz öncesi hem provokatörlere hem de çocukları olaylara katılıp polise taş atan ailelere mesaj olduğunu söyleyen yorumlar hiç de az değildi.

Asit çukurlarıyla, dehşet saçan beyaz Toroslarla, tehditle, iftirayla büyüyor Güneydoğu’da çocuklar. Zorunlu göç yollarında, infaz edildikten sonra çuvallara geçirilip yol kenarlarına gömülen yakınlarının acısıyla büyüyorlar. Panzerin ezdiği veya haksız yere terörist diye vurulan çocukların uğradığı zulmü görmezden gelenlerin taş atan çocukları yetişkin gibi yargılamaları nasıl bir insanlıktır? (Devam edeceğim.)

TARAF

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim