1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Kaybedenler kulübü
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybedenler kulübü

A+A-

Çok alâmetler belirdi. Bugünden yarına bir sonuç beklenemez elbette, ancak otuz yıldır iliğimizi kemiğimizi emen savaşın sonuna yaklaşıyoruz.

PKK sürekli, eylemsizlik süresini uzatıyor; bunlar kalıcı ateşkesin sinyalleri. Gerillaların sınırdışına çıkması söz konusu. Dün de Aysel Tuğluk, Öcalan’la görüşmek için İmralı’ya gitti. Harekete yakın kaynaklar, Tuğluk’un Öcalan’a tabanlarında oluşan “önlenemez” beklentilerin yanı sıra hükümet cephesinde beliren iradeye dair mesajlar ileteceğini ve “Başkanlıktan alacağı aracısız telkinleri” kamuoyuyla paylaşmasının beklendiğini ifade ediyorlar.

Hükümet ise PKK’nin olgunlaşmaya başlayan çekilme kararının altyapı çalışmalarını netleştirmek için bölgedeki diplomatik faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Sermayenin bölgedeki yatırımlarını arttıracağı yönünde çeşitli duyumlar da mevcut...

Kuşkusuz bu durumda bir iradenin varlığı etkili oldu. Ama asıl etkili olan faktör kronik krizin vardığı aşama. Zira artık bizzat krizin kendisi çözümü dayatıyor; sürdürülebilirliği kalmadı. Atılan adımlardan daha çok atılamayanların göze çarpması biraz da bu yüzden.

Bereket siyasal iktidar da bu durumu fark etti. Savaşın bitmesi ve kanın durması için başlatılan ancak ağır aksak ilerleyen demokratik açılım karşında Türkiyelilerin tavrının, histerik söylemlerle kışkırtıcılık yapan milliyetçi parti ile tasfiye paranoyasından mustarip Kürt ve Türk solunun bazı kesimlerinin ittifakından etkilenen kesimlerinin refleksî tepkisinden ibaret olmadığını kavradı.

AKP, oğlu askerde ölen sakallı hacı amcaların bile basın açıklamaları düzenleyip “hesap” sormasının, PKK’nin baskısına aldırmadan ortaya çıkıp “êdî bese” diyen gerilla annelerinin, işadamlarının kısacası sessiz çoğunluğun isyanının, twitter yorumcusu gibi her konuda görüş beyan eden “aktif kitlenin” beyanatları karşısında daha yaygın bir kanaati temsil ettiğini görüyor.

Hâsılı önümüzdeki günler barış adına mutlu haberlere şahit olacağız.

Elbette barış, ondan ödü kopan statükonun gediklilerine prim veren Türkiyelilere de kazandıracak; barışın kaybedeni olmaz. Ama ne var ki bu başarının siyaseten kimlerin hanesine yazılacağı ve artının önümüzdeki dönemde kimleri ihya edeceği şeklindeki soru da geçerliliğini koruyor.

Yeni ve sivil bir anayasa yapılması sürecinin başrolünü, Avrupalı sosyalistleri bile hayrete düşürecek argümanlar eşliğinde siyasi rakipleri olan AKP’ye altın tepsi içinde sunan, safını, içlerinde değişime direnen elitlerin, ulusalcıların ve faşistlerin çoğunlukta olduğu cephede seçen Türkiye solu bir kez daha aynı hataya düşerse uzun süre ayağa kalkamaz.

Hele hele temsilcisi olduğu iddiasındaki Kürt halkının, değişime verdiği yüzde yüze yakın desteği görmezden gelerek “ağanın lafı üstüne laf olmaz” ısrarını dayatan BDP için bu konu daha da hayati.

Bunca yıldır süren mücadelenin bir iktidar kavgası mı yoksa ezilmiş bir halkın hürriyet mücadelesinin önderliği mi olduğunu göstermeleri için somut bir fırsat var önlerinde. Birtakım kaprislerle gelmesi kaçınılmaz barışa direnen taraf mı olacaklar yoksa onun mimarı mı?

Bunun için de artık, barışın önündeki en büyük engel haline gelen, üst düzey PKK kadrolarının siyasi bekası probleminin, karnından konuşmayı âdet haline getirmiş bazı aydınlarımızın iddia ettiğinin aksine, Kürt halkının başat kaygısı falan olmadığını görmeleri, dahası kabul etmeleri gerekiyor.

BDP, sürecin en aktif aktörü olmalı. Ancak bugüne değin öncülükten anladıkları gibi, “kilit” konumda olmalarının konforuyla davranıp üç beş adım sonrasının taleplerini gündeme getirmekte ısrarcı olmalarını kastetmiyorum.

Kürt siyaseti, kazan kazan mantığıyla bugün için siyasal iktidarın ve küresel güçlerin de gerçekleştirmeye kararlı olduğu hamlelere kolaylık sağlamalı. Ulusalcı muhalefetin hükümetin barış adımlarına direnci karşısında, “düşmanımın düşmanı dostumudur” zihniyetiyle sessiz kalmak yerine, jel vazifesi görecek birtakım ufak jestlerle akışı kolaylaştırmalı.

Kaybedenler kulübünün müdavimliğinin prestiji ortada, bu mekânın hemen kapı komşusu olan kazananlar derneğininki de.

Müzmin muhaliflik kader olamaz. İçinde bulunduğumuz sürecin AKP’ye sunduğu nimetlerden bizim de tatmamız için yersiz kaygılarımız dışında önümüzde hiçbir engel yok. Bu kez yalnızca yakınan değil, başaran olalım, barışa ortak olalım, hep beraber kazanalım.

Haydi, ne duruyoruz.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT