1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Kavimlerin ve Kürtlerin hakları
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Kavimlerin ve Kürtlerin hakları

A+A-

Kürt sorununun teşhis ve tedavisinde İslam bize hangi imkanları sunar? Bu imkandan yararlanabilmek için din algımızı gözden geçirmemiz lazım:

"Türk milliyetçileri" açısından Osmanlı'dakinden tamamen farklı bir muhtevada formüle edilmiş "milletin tarihsel varlığı" -ki bu "Türk milleti"dir-, devletin bekası birincil değerdir, dinden beklenen "devlet, millet, vatan ve bayrak" gibi değerlere hizmet etmesidir. Devlet din için değil, din devlet içindir ve onun hizmetindedir.

"Kürt milliyetçileri" açısından "din, arkaik bir değerdir, bir üst-yapı kurumudur ve Kürtler 'din kardeşliği' söyleminin de yardımıyla asimile olmuşlardır. Sorunu din kardeşliği çözmez; kültürel ve politik haklar verilmelidir."

"Sağcı, muhafazakar-dindarlar"a göre ise, "din kardeşliği" önemlidir. "Hepimiz Müslüman'ız, aramızda ayrı-gayrı yok. Kürtler kardeşimizdir, bugünkü yapıyı biraz restore ederek devam ettirebiliriz."

Bu üç bakış açısı da yanlıştır, İslam'la alakalı değildir. Öncelikle, Türklerin, Kürtlerin vd. etnik grupların belli bir ontolojik perspektiften hangi sosyolojik kelimelerle adlandırılmaları gerektiği konusuna açıklık getirmek lazımdır. Bundan önceki iki yazımda (29 ve 31 Ağustos) Batı toplumunun ve tarihinin ürünü olan Durkheim sosyolojisi ve Ernest Renan-Ziya Gökalp perspektifinden bakarak bu sorunu çözemeyeceğimizi anlatmaya çalıştım.

Batı-dışı bir sosyolojinin imkanlarından hareketle konuşursak, Kürtler bir kavimdir. Bir millet değildir. Ancak Türkler, Araplar, Farslar ve diğerleri de bir kavimdir, millet değildirler. Kur'an terminolojisinde "millet" nicelik değil, niteliktir; yani sayısal insan topluluğu değil; din ve şeriattir.

Birden fazla kavmin bir coğrafyada toplanmasından "halk (şa'b)" doğar. "Türkiye halkı" doğru bir tanımlamadır. Farklı kavimler, kabileler, din mensupları bir halkı meydana getirir. Bu anlamda gayrimüslimler de "Türkiye halkı"nın bir parçasıdır. Şu veya bu özellikteki beşeri topluluklar, kavimler, din mensupları birbirlerine irca olunamazlar, biri diğeri içinde eritilemez. Her birinin kendine ait ontolojik ve antropolojik özellikleri var. Ve bu Allah'ın, varlığı namütenahi çeşitlilikte ve zenginlikte yaratmasının beşer hayattaki tezahürlerinden biridir: "Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin birbirinden farklı olması, O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten âyetler vardır." (30/Rum, 22.)

Renkler, diller ve kavimler bir çiçek bahçesi gibidir. Beşeriyetin farklı ırklardan, kavim ve topluluklardan teşekkül etmesi Allah'ın muradıdır. Her bir renk ve dil (insan grubu/kavim), Allah'ın muhteşem bir âyetidir. Bir kavmin dilini unutturmak, örf ve âdetlerini baskı altına almak, geleneklerini zorla değiştirmeye kalkışmak; yani bir kavmi/bir etnik grubu asimile etmek, Allah'ın bir âyetini yok etmeye kalkışmakla aynı şeydir. Bir kavmin etnik kimliğinin korunması; bunun hayata kendine özgü tadı, renkleriyle yansıması; örf ve âdetlerinin, geleneklerinin yaşatılması ve dilinin serbestçe kullanılması temel bir haktır.

Kürtler, dört ülkeye yayılmış bir kavimdirler. Türkiye coğrafyası üzerinde yaşayan 70 milyonluk bir halkın parçasıdırlar. Tabii ki Müslüman olmaları hasebiyle diğer kavimlerden olan insanlarla kardeştirler. Ama üç temel hakları var ki, bu haklar teminat altına alınmadıkça bu "din kardeşliği"nin içi hep boş kalacaktır: 1) Kavim/etnik kimliklerinin tanınması; inkar ve asimilasyon politikalarına son verilmesi. 2) Dillerini hiçbir engel ve baskı ile karşılaşmadan her alanda kullanabilmeleri; 3) Sosyal ve ekonomik durumlarının düzeltilmesi, diğer kavimler gibi insanca yaşayabilecekleri bir refaha sahip olmaları.

Bu, Kürtler yanında, diğer bütün etnik grupların da hakkıdır. Kavimlerin başkaca da hakları yoktur. Kürtlerin veya diğer kavimlerin birer "ulus" olarak tanımlanmaları ve "kültürel haklar" peşinde koşmaları farklı bir konsepttir.

ZAMAN GAZETESİ

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum