1. YAZARLAR

  2. Fatma K. Barbarosoğlu

  3. Katilleri "anlamamız" gerekiyor mu?
Fatma K. Barbarosoğlu

Fatma K. Barbarosoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Katilleri "anlamamız" gerekiyor mu?

A+A-

I-

Salı günü; Adana'da bir kişinin bütün aile bireylerini katletme haberinin medyaya düşmesiyle birlikte, bendenizden de görüş isteyen isteyene. Falan gazete, filan radyo, feşmekan tv kanalı.

Cinayet üzerinden "ne oluyor bize" haberi yapılacak. Ne oluyor bize sorusu da sosyologlara soruluyor elbette. Sosyologlar bir cinayet haberi üzerinden kahve falı bakar gibi bize ne olduğunu söyleyecek.

Bize ne olduğunu anlamak istiyorsak eğer bunu bir dehşet anının üstüne yaymaktan öncelikle vaz geçmemiz gerekiyor. Bir katil ile empati kurup hepimizi "biz " paydasında eşitleyip, sonra "ne oluyor bize" diye sorduğumuz zaman, ancak anormali normalleştirme sürecine katkıda bulunmuş oluruz.

Medyaya düşen haberler üzerinden "biz" paydasında eşitleneceksek neden mesela Bursa Devlet Hastanesi'nde çıkan yangında canını tehlikeye atarak dumanların içinden 13 bebeği kurtaran doktor Şule Ünsal'ı ortak payda kabul etmiyoruz!!!

Neden elimizde bulunan bir kova süte helalinden bir kaşık yoğurtla maya çalmıyoruz da, öyle ya da böyle bir cinnet anında eşinin ailesini katleden adamı ortak payda kabul ediyoruz!!!

Ne oluyor bize?

Olan şu; teknolojinin getirdiği hız, haz daha daha temposu içinde vuku bulan her cinnete, cinnete eşlik eden cinayetlere aşırı değer ve anlam yüklüyoruz. O kadar anlam yüklüyoruz ki eski adıyla "adi suç" olan kategori senaryolar eşliğinde sanatsallaştırılıyor. Ne zamandan beri? Kumkapı cinayetinden bu yana katilleri "anlamak", anlam üzerine hikaye yazmak gibi bir sapması oldu necip medyamızın.

Yanlış anlaşılmasın; cinnet, cinayet haberlerini hiçbir şekilde kayıtlara almayalım demiyorum. Ama bizim kayıtlara almamız Emniyet Teşkilatı'ndan rol kapmak şeklinde olmasın.

Katliamların aşırı haber değeri taşımasına itiraz ediyorum. Bütün kötü haberlerin "tekrarlanabilme" katsayısını sonsuza kadar arttırarak dehşet üzerinden dehşet saçılmasına itiraz ediyorum.

Katillerin anlaşılmaya çalışılmasına, katilin kimliği, geçmişi üzerinden "haber kahramanı" yapılmasına itiraz ediyorum.

Üçüncü sayfa haberlerinin diline, ele alınış biçimine, tekrar tekrar gündemde tutulmasına itiraz ediyorum.

Teknoloji, haberin dilini, insanlardaki ar damarını temelden değiştirdi. "Adın çıkacağına canın çıksın" ilkesinin günümüzde geçerliliği neredeyse kalmamış durumda. Görünme aşkıyla insanlar inadına haber oluyorlar. Yeni Şafak Pazar'da Sema Karabıyık'ın "Katili seyretmek" yazısını ürpererek okudum. Kendi çocuğunu öldüren katil kadın, kendisine yardım edenler eşliğinde, hiçbirşey olmamış gibi günlerce "evladını arayan ana" pozunu kesmiş sabah kuşağında.

İbretin ölümünden bahsediyorum velhasıl. Ekran yoluyla anlatılan hiçbir hikayenin ibret değeri yok. Teknoloji üzerinden gelen her türlü haberin sadece tüketim değeri var. Tüketmek talep etmek anlamına geliyor. Piyasa arz talep dengesi üzerine kurulu. Yani ne kadar katliam haberi "tüketirsek", o kadar katliamı talep etmiş durumuna düşeceğiz.

II.

Globalleşen dünyada tüketim toplumu hemşehrilik bilincini yeniden üretiyor. Yarışmalar hemşehrilik aidiyeti üzerinden sms'lerle "izleyici" topluyor.

Mardin katliamından bu yana medyamız da katliamlar üzerinden ters bir hemşehrilik kültürü üretmeye soyunmuş durumda. Bakın ben de ilin adını vermek zorunda kaldım. Çünkü katliam zihinlere bu şekilde yerleşti. Başka bir tanım size o olayı asla hatırlatmazdı. Kötü olayların geçtiği yeri bir mekan olarak anmaktan ziyade, kötülüğün aidiyeti üzerinden o şehrin, ilçenin, köyün adını anmaktan en kısa zamanda vazgeçmezsek çok tehlikeli bir yarılmaya maruz kalabiliriz.

Çocukluğumda oynadığımız bir oyunumuz vardı. Şarkısı şöyleydi: Bir iki üçler yaşasın Türkler/dört, beş altı Japonya battı/yedi, sekiz dokuz Ruslar domuz/on, on bir, on iki İngiltere tilki, on üç on dört, on beş Amerika kalleş.

"Düşman devletler" marşını şimdi kendi vilayetlerimize mi uygulayacağız!!! "Mardin katliamı, Adana dehşeti gibi.

III-

Katilleri "Biz" anlamayacağız. Katilleri Emniyet Teşkilatı yakalayacak, hukuk gereken cezayı verecek. Gereken cezayı verirken, suç işleme ehliyetinin olup olmadığını doktor raporlarıyla tespit edecek.

Velhasıl yaz başladı. Yaz ayında cinayetler, fevri davranışlar artabiliyor. Medyanın ortak bir tavır alarak, aklı selim ile haberlere "değer" vermesini bekliyoruz.

Fakat biliyoruz ki medya bir tarafıyla cinnet haberlerini sekiz sütuna manşet bir abartmayla az sonra, az sonra tekrarıyla verir; diğer taraftan da evinde oturan insanları "yaz yalnızlığına" sürükleyecek, herkes tatilde eğleniyor bir ben buradayım depresyonunu tetikleyecek "tatil reklamı" tatil magazini yapar.

Ondan sonra da "ne oluyor bize".

Ne olmasını istiyordunuz?!

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT