1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. “Katilini Anlamaktan Öldü”
“Katilini Anlamaktan Öldü”

“Katilini Anlamaktan Öldü”

Zulmün faillerini anlama arabeskliğinden kurtulmadan yaşanan darbe süreçlerini makul ve de mantıklı bir çözümlemeye tabi tutmak hiç mümkün olmayacak.

A+A-

Zulmün faillerini anlama arabeskliğinden kurtulmadan yaşanan darbe süreçlerini makul ve de mantıklı bir çözümlemeye tabi tutmak hiç mümkün olmayacak.

Körleştiren ön yargı ne kadar büyük bir handikapsa muhataplarının kötülükle mücehhez sicillerini safça görmezden gelmek de en az o kadar büyük bir handikap. Gezi Ruhu'nun tipik bir Kemalist ajitasyon ve provokasyon geleneği üzerinde temellenen ihtilal rüyası olduğunu unutmaya hazır okur-yazarlara Merve Şebnem Oruç sarsıcı hatırlatmalarda bulunmuş.

"Gezi'yi anlamak" saçmalığının maruz kaldığı bütün haksızlıklarla kendini inkara, celladınıysa yüceltmeye kadar giden derin bir sendromun güçlü göstergeleri olduğunu hatırlatan M. Şebnem Oruç, "Ben Gezi’yi anlamıyorum, anlayış göstermiyorum" diyor bugünkü yazısında.


Gezi’yi anlamak / MERVE ŞEBNEM ORUÇ

Son yıllarda dillere pelesenk olan şu kelimeyi bilirsiniz: Stockholm Sendromu. Rehinenin, kendini rehin alan kişiyle geçirdiği süre içinde ona karşı empati ve sempati beslemesi yani duygularını anlama noktasına gelmesi diyebiliriz. Adını tam da böyle bir olaydan almış bu sendrom. 1973’te Stockholm’de Norrmalmstorg Meydanı’nda gerçekleşen bir banka soygununun sonucu yaşanan 6 günlük rehine vakasında 19 yaşındaki Patty Hearst soyguna katılmış. Hatta serbest kaldıktan sonra nişanlısını terk edip soyguncunun hapisten çıkmasını beklemiş. Psikiyatristler bu sendromun anlamını genişleterek insanın kendisini zor duruma sokan koşulları benimsemesi, hatta savunması ve ezenin yanında yer alması olarak tanımlıyor. Ortaya çıkış nedeni ise hayatta kalma içgüdüsü olarak gösteriliyor.

Stokholm Sendromu’nu kitaplardan öğrendim; bir başka sendromu, Post-Travmatik Stres Sendromu’nu (PTSS) ise bir travma sonrası yaşayarak. Adı üzerinde yaşanan bir travma sonrası kişide oluşan stres bozukluğu... Geçirilen travmanın ağırlığına göre yaşanabilir veya yaşanmayabilir. Benim gibi kaza sonrası da böyle bir süreç yaşayabilirsiniz,  Allah göstermesin deprem gibi doğal afetler sonucu da, savaşlar, iç savaşlar sonrası da ya da taciz, tecavüz, kaçırılma, işkence gibi vakalar, dayak, aile içi şiddet gibi artık vaka-i adiye haline gelmiş olaylar sonrasında da... İlla mağdur olmanıza da gerek yok, tanık olmanız da yetebilir PTSS geçirmenize. Ve maalesef toplumda her üç kişiden biri hayatında en az bir kez travma geçirdiği için, çok yaygın bir sendrom, adı sanı pek fazla bilinmese de... PTSS’in belirtilerinden biri Stockholm Sendromu ile ortak. Kurbanın kendisine kötü muamele edene empati beslemeye başlaması. Benim de PTSS’i keşfetmem böyle oldu. Yaşanan tüm depresiflikler bir yana, “Yahu bu insanlar bana bu kötülüğü yaptılar, ben niye hala onları anlamaya çalışıyorum” sorusu sonrası, kitaplar, uzmanlar falan derken nihayet öğrendim. Meğer bu da zihnin hayatta kalma iç güdüsü yüzündenmiş. Zihninde yaşadıklarına anlamlı bir evap ararken fail seni tatmin edecek şeyi yani gerçeği asla söylemediği için boşlukları sen dolduruyormuşsun. İç huzur bana bu cevapla geldi, failleri anlama arabeskliğinden kurtuldum. Uzatmayayım ama konuyu merak edenlere, bu konuda yazılmış en başarılı kitaplardan biri olan Judith Herman’ın Travma ve İyileşme’sini önerebilirim. Ama özetle PTSS’in ve Stockholm sendromunun, yaygın olsa da sağlıklı bir durum olmadığını söyleyebilirim

Gezi yaşanırken Gezi’yi anlamaya çalışan muhafazakarların Stockholm Sendromu’ndan muzdarip olduğunu düşündüğüm gibi, bugün Gezi’yi anlamaya çalışanları da PTSS yaşayanlara benzetiyorum.  Gezi’yi tekrar tasvir etmeyeceğim, Perşembe günü yazdığım gibi bir yalan rüzgarıydı o kalkışma. Daha ilk gün ‘Taksim Meydanı’nda ölüler var, yetişin” diye yayılan yalan bile, bu kalkışmanın nemenem bir tarza sahip olacağını gösteriyordu zaten, nerede ve ne zamanda yaşıyorduk Allah aşkına? Türkçe yazan Gülenciler Gezi karşıtı iken İngilizce yazan Gülencilerin tam bir Gezici olduğunu, daha ilk günden itibaren Zaman Gazetesi Gezi yalanlarından bahsederken, Today’s Zaman’ın “Diktatöre karşı ayaklanıyoruz” manifestosu tadında çıktığını görmek de faydalı olmuştu elbette. Gezi’yi anlamasam, yani anlayış göstermesem de, bu gerçeği o gün göremeyenin nasıl yanıldığını anlayabiliyorum.

Karakteristik özelliklerinden utanmaz bir yalancı olması, ağzı bozuk bir arsız olması, askeri sokağa çağıran bir darbeci olması, ‘laikçi’ ve ‘İslamofobik’ bir nefret hareketi olması, kendini onaylamayanlara istisnasız tahammülsüz olması, kendine katılmayan herkesi ...kılı, koyun, cahil sürüsü olmakla suçlaması, beni gördüğüm ve anladığım Gezi’den zaten en başında irrite etmişti. Devamında hatasından dönmek yerine,Mısır’da darbeye sempati duyup Türkiye’de darbe karşıtı olanları Rabiacılar diye kendince bir hakaretle aşağılaması, Esad rejimine empati duyup ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlarca mülteciyi dilenci, bombalar, işkenceler, kimyasal silahlar ve keskin nişancılar sayesinde canını veren yüzbinlerce kişiyi terörist olarak görmesi, demokratik yollarla seçilmiş bir hükümeti devirmek için her yolu mubah görmesi de, bu kanaati perçinlemişti. 

Hadi bölgesel bir seküler darbe girişiminin gümbür gümbür geldiğini görmemişsiniz, Gezi’ye ‘dış mihraklar’ açısından bakmayalım diyorsunuz. Hadi finans piyasalarını yakından takip etmiyorsunuz, “Ne faiz lobisi canım?” diyorsunuz. Devamında anlayacak ne kalıyor? Çözüm Süreci’nin ilanından o güne kalpaklı bayraklarıyla Akil İnsanlar Toplantılarını basan barış karşıtlarını da mı Gezi’de görmediniz, barış düşmanlığını mı anlayalım? ‘Ak Parti’yi devirmek için ölü vermek zorundayız, başka çaremiz yok’ diyenleri mi anlayalım? Demokratik yollarla seçilmiş bir iktidarı devirmek için NATO’yu göreve çağıranları mı anlayalım? 13 yıldır başarısız bir muhalefet var tamam eyvallah; ama ideolojik körlüklerine teslim olduğu için siyasal bir hareket dahi çıkaramamış olanları mı anlayalım? Tarihlerinin en büyük başarısı olarak gördükleri Gezi hareketinden bile bir siyaset çıkaramamış olmalarını mı anlayalım? Başörtüsünün meclise dahi bu olaylar sonrası yeni girdiği bir Türkiye’de, gişe görevlisinin bile başı örtülü olmasına tahammül edemeyenleri mi anlayalım? Akmerkez’lerini, Galleria’larını, sinemaları, kafeleri, restoranları ötekilerle paylaşmaya başlamalarından duydukları öfkeyi mi anlayalım? Seçkin bir sınıfa mensupken ellerinde tuttukları hakları diğerleriyle de paylaşmaya başlamaktan duydukları rahatsızlığı mı anlayalım? 

Ben Gezi’yi anlamıyorum, anlayış göstermiyorum. Gezi’yi anlamaya çalışanların da hala darbelerle, baskıyla ve zorbalıkla geçmiş yılların travmalarından muzdarip olduğunu düşünüyorum. Travmalarınızdan kurtulmak yerine, çok istiyorsanız yine de anlayın Gezi’yi, mezar taşınıza da “Katilini anlamaktan öldü” yazsınlar.

HABERE YORUM KAT

2 Yorum