Katile katil diyememek ve içimizdeki oryantalist

30.11.2010 15:31

Leyla İpekçi

Başbakan Lübnan’da “Biz katile katil deriz” dedi. Muhatabı hangi devlet olursa olsun. Devletimiz katile katil diyorsa, artık bizim de kendi katillerimize katil dememiz gerekir. Ne zamandır bunun eşiğindeyiz zaten. Bekliyoruz.

Devletin yüz yıllık suçlarına sessiz kalmanın sorumluluğuyla henüz yeterince yüzleşemedik. Hesabını veremediğimiz, suçlusunu yargılayamadığımız, o yüzden de inkârı ve unutmayı seçtiğimiz onca zulüm öyküsünü bizzat mağdurlarının üzerinden duymaya ilk kez başladık.

Dersimliler, Kürtler, Ermeniler, Sünniler, Aleviler... İlk kez komşumuzun acısını işitiyoruz... Ve işittikçe kendimizi suç işleyenlerden ayırma gereği duyuyoruz. Masum olduğumuzu, Naipaul kadar bile oryantalist, ırkçı, fobik filan olmadığımızı haykırma gereği duyuyoruz:

Bugün Naipaul gibi ‘ithal ettiğimiz’ bir aydının üzerinden tartıştığımız, aslında bugüne dek susturulan kendi hikâyemiz. İlk kez konuşturmaktayız onu.

Yıllar yılı sayısız suçlunun masumiyet çizgisinde serbestçe dolaştığı bir ülkede, çoktandır kimse suçunu üstlenmemeye başlamıştı. Çoğumuz bu suskunluğun getirdiği alışkanlıkla, ‘aman ayıp olmasın’ tavrına girdik. Tıpkı suç işleyen ‘devletlû’larımıza karşı on yıllarca yaptığımız gibi.

Oysa artık mağdurlar konuşuyor, evet. Devletin suçlarını görmezden gelmek ve daha fazla içselleştirmek istemediğimizi haykıracağız hep birlikte, dilimizin ucunda... Bekliyoruz...

Kimimiz ise Başbakan’dan çok daha erkenciydik. Ermenileri tehcire gönderip, en masumlarını, en sivillerini kendi halkına katlettirenlerle arasına mesafe koymaya yıllardır çabalıyordu. Katile katil diyor; İttihatçıların bile tamamını suçlamadan, ‘kes, tehcir et’ emri verenleri suçluyordu.

Aynı şekilde irticacı diye ordu ve bürokrasiden haksız yere insanları kovanlar yüzünden tüm devleti değil, azmettiricileri adıyla telaffuz ediyor, yargılanmalarını istiyordu kimilerimiz. Hep susturuldular, haklarında davalar açıldı. Hâlâ da açılıyor.

Nihayetinde katile katil demenin bu topraklarda ne çok bedeli olduğunu her fırsatta öğreniyor, yine de vazgeçmiyorlardı... Çünkü ancak suçlular teşhir edildiğinde bütün bir halk olarak suçlanmaktan kurtulacağımızı biliyorlardı.

Cumhuriyet tarihimizin Diyarbakır Cezaevi, Hayata Dönüş Operasyonu, Yassıada, İstiklal Mahkemeleri, 12 Eylül, Balyoz, Sarıkız, Kafes Eylem Planları ve daha nicelerinin ‘kostüm kravat’ suçlularını bugüne dek teşhir edemediğimiz için: Bu tür suçları öven, örten ve gizleyen gazeteci, aydın, akademisyen, tarihçileri de ‘hakkıyla’ teşhir edip protesto edemedik. Belki biraz da bu yüzden Naipaul meselesini yapıcı bir biçimde tartışmayı beceremiyoruz.

Bazılarımız gösterilen tepkileri kast ederek “Bu yaklaşımın dünyada standart olduğunu varsayarsak, bu topraklarda yaşayan pek az kişinin herhangi bir ülkede basacak yer bulabileceğini” düşünüyor: İslamofobia yüzünden.

Dünyanın çeşitli yerlerinde her seferinde bir alt metin olarak bunu bire bir üzerimizde hissetmiyorsak da ensemizde hissederiz, evet. Ve İslam fobisinin yayılmasına hizmet etmediğimizi kanıtlamak zorunda kalırız! İşte bu zorunluluk, kendimize bir miktar ‘oryantalist’ bakmayı da getiriyor anlaşılan.

O kadar ki, kendimizi insanlıktan bir insan olarak değil, İslamofobiklerin gözünden neredeyse El Beşir ya da El Kaide çizgisinde bir ‘İslamcı’ olarak kaydediyoruz! Çünkü her “böyle değilim” çabası bu söylemi çoğaltmaya hizmet ediyor en çok.

Nefret ve ayrımcılık suçu işlemenin veya savaş suçlarını övmenin dini, dili, ırkı olmayacağını yeniden hatırlamamız gerek. Suça karşı çıkmanın bedellerinden bahsetmiştim yukarıda, suçu övmenin de bedelleri var. (Yahudiler sayesinde Yahudi soykırımı için bu duyarlılığı sanatçı siyasetçi ayırmaksızın hep birlikte gösterebiliyoruz en azından.)

Nasıl hepimiz kendi eylemlerimizden ve öncelikle de niyetlerimizden sorumluysak: El Beşir’i de, Naipaul’u da, Başbakan’ın kızdığı İsrail devletini de aynı ölçüyle tartamayız. Kendimizdeki katile: ‘Katil!’ Suçluya: ‘Suçlu!’ Suçu övene de: ‘Suçu öven ve gizleyen!’ diyebilmemiz gerek artık. Tıpkı masuma da suçlu demekten vazgeçmemiz gerektiği gibi. Eşikteyiz. Bekliyoruz...

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim