1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. ‘Katil Devlet’in İsim ve Eşkâli
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Katil Devlet’in İsim ve Eşkâli

A+A-

Hrant Dink’in katledilmesi kimin marifeti? Israrla bu türden siyasi cinayetin ideolojik ve kurumsal olarak adresini görmezden gelenler yakalanan tetikçilerin arkasında kimleri ve hangi büyük planları arıyorlar acaba?

Bu iki sorunun ama özellikle ikincisinin cevabı kimin adalet arayıp aramadığının ve gerçeklerle yüzleşmeye niyetinin olup olmadığının göstergesi olacaktır. Hrant Dink’in katledilmesi yaşadığımız ülkenin son siyasi cinayetlerinden biridir. Şimdiye kadar olduğu gibi bu siyasi cinayetin arkasında da Kemalist ideoloji ve kadrolar vardır. Resmi ideoloji ve iktidar sınıfları bu siyasi cinayetler sayesinde bekalarını temin etmektedirler.

İttihatçı geleneğin çeteci temellerinde yükselen ve NATO’dan edindiği kontrgerilla tecrübeleriyle beslenen bir Ordu-Devlet geleneğini görmezden gelen sağlıklı bir siyasal analiz mümkün mü? Unutmayalım ki Atatürkçü devletin geleneksel yüzünü İTC, modern yüzünü ise NATO inşa etmiştir.

Bir Dakika Karanlık: Bin Yıl 28 Şubat!

Hrant Dink’in katillerini aramaya nereden başlayalım acaba? Önce kimlerden, hangi kurumlardan ve söylemlerden hesap sormalıyız? Biraz geriye, Susurluk Çetesi’nin pehlivan tefrikası halinde anlatıldığı günlere gidelim isterseniz. Öyle bir dönem ki silahlar, cinayet planları, kumarhaneler, uyuşturucu trafiği, faili meçhuller filan derken devletin her türlü kirli çamaşırı ortaya serilmiş.

Karanlıkların aydınlatılması ve katillerin yargılanması için sol-sosyalist kesimler sokaklara, meydanlara inmişti. Sloganlar, düdükler, söndürülen ışıklar ‘Bir Dakika Karanlık’la taçlandırılıyordu. Subay lojmanlarından, TÜSİAD ve Hürriyet cephelerinden verilen destekle sol-sosyalist kesimler kamuoyunda muhalefetin liderliğini ‘tekrar’ üstlenmişti. Sol-sosyalist muhalefet bir kez daha Kemalist söylem ve kadrolara bitişik nizam duruyordu.

Bu tabloyu inşa edenler açısından maksat fazlasıyla hâsıl oluyordu: Refah Partisi hükümetten düşürülüyor. Askeri cunta faaliyetleri tamamen temize çıkarılıyor ve birkaç ülkücü polis-mafya tetikçisiyle defter kapatılıyordu. Sol-sosyalist kesimlerin ‘Bir Dakika Karanlık’ eylemleri askeri cuntaya verilen desteğe dönüşüyor ve böylece Bin Yıl Sürecek 28 Şubat’a start veriliyordu.

Maktule Uğurlar Olsun, Türkiye İran Olmasın!

Susurluk’ta şahit olduğumuz her daim kullanıma hazır tutulan “Ordu-Millet El Ele!” mizanseni için Uğur Mumcu’nun bombalı bir saldırı ile katledilmesi sonrasında yaşananlar birebir benzeşmektedir. Mumcu’nun kim tarafından, nasıl ve ne amaçla öldürüldüğü tespit dahi edilmeden ertesi gün katil ilan edildi. Nasıl mı? Mumcu’nun yakın dostu ve dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in tavsiyesi doğrultusunda cenaze merasiminde sivil-askeri bürokrasi öncü rol üstlendi. Neticede Ankara ve İstanbul caddelerinden yükselen bir slogan siyasi ve toplumsal kutuplaşma için yeni bir çığır açtı: “Türkiye, İran Olmayacak!”

Kemalist cunta faaliyetlerine kurban edilen ve resmen sembolleştirilen diğer Atatürkçü figürler gibi Uğur Mumcu da toplumdaki yoğun İslami talepleri tepelemek için bir fırsata dönüştürüldü. Mumcu gibi birçok kurbanın ardından ‘uğurlar olsun’ çeken sol-sosyalist ve Alevi-Bektaşi kitleler bir kez daha Kemalist devlet ve kadrolarla safları sıklaştırıyordu: “Türkiye, İran Olmayacak!” Militarist kalabilir, darbe yapabilir, suikast ve katliam tertipleyebilir yeter ki laik ve çağdaş yaşama halel gelmesin!

Hrant Dink İçin Ağlayan Timsahlar

Ergenekon ve Balyoz darbe planlarıyla paralel seyreden korkunç tertiplerden biri de Kafes Eylem Planı’ydı. Rum ve Ermeni azınlıklara karşı denizci subaylar tarafından tertiplenecek şantaj, adam kaçırma, suikast ve sabotaj gibi saldırılarla AK Parti hükümetini yıpratmak üzere bir plan yapılmıştı. Denizci subayların oluşturduğu silahlı hücreler ve komutanları Koramiral Kadir Sağdıç Kafes Eylem Planı iddianamesi çerçevesinde tutuklu.

Hrant Dink cinayetinde Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol gibi Ergenekoncu aktörlerin Ermeni düşmanlığını örgütleyen faaliyetlerini örtmeye çabalayan bir manipülasyon söz konusu. Aynı şekilde merkez medyada ama özellikle Hürriyet Gazetesi’nde ve internet üzerinden sürdürülen linç kampanyalarının Psikolojik Harp Dairesi ve İnternet Andıcı faaliyetlerinden bağımsız olması hiç mümkün değil. Koramiral Sağdıç ve komutası altındaki cuntacı subayların Ermeni ve Rum vatandaşlara yönelik saldırı planları, şemaları ve silahları da buraya ekleyelim.

Rahip Santaro, Malatya’daki misyonerler ve Hrant Dink cinayetlerinde her zaman olduğu gibi birkaç kukla öne çıkarıldı. Sözde devrimci duruş sahipleri ‘Kahrolsun Faşizm’ sloganıyla Hükümetten gayrı suçlu aramadı, görmedi. Ama tecrübeler gösteriyor ki açıkça “Katil Cunta, Katil Kemalist İdeoloji!” şiarıyla kuklacılara karşı hareketlenmeyenler hiçbir zaman için Hrant Dink gibi siyasi cinayetlerin aydınlatıldığını göremeyecekler.

Çünkü sloganlarda müphem bir biçimde ifade edilen ‘Katil Devlet’in Kemalist karakterini inkâr edenler veya görmezden gelenler için yeni darbe ve cinayet planları her daim yürürlükte olacaktır.

-------------------------

* Bu yazı, 23 Ocak 2012 tarihli Yeni Akit gazetesinde yayınlanmıştır.

 

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum