Katagoriler değil uygulama önemli

22.02.2008 04:20

Koray Düzgören

Hükümetin üniversitelerde türban yasağını kaldırılma girişimi, beraberinde birçok hukuki, siyasi tartışmanın yanısıra, AKP ile liberaller arasında olduğu varsayılan koalisyonun da sonunu getirdi.

Bu tartışmayı izleyenler mutlaka biliyordur.

Söz konusu koalisyon, öyle mütecanis-uyumlu bir koalisyon değildi. Zaten olması da düşünülemezdi.

Gerçi, özgürlükleri, insan hakları, rejim üzerindeki askeri vesayetin kaldırılmasını, demokrasinin yaygınlaşmasını, başta Kürt meselesi olmak üzere kronikleşmiş meselelerin biran önce barışcı, demokratik yöntemlerle çözülmesini, devlet yapısının çetelerden arındırılarak demokratikleşmesini, ciddi bir yargı reformu yapılarak hukuk devleti olmanın bütün şartlarının gerçekleşmesini ve Avrupa Birliği yolunda gereken reformların hızla yapılmasını istemek adına, ortak bir yaklaşım olduğu söylenebilirdi.

Ama buna rağmen yine de farklı düşüncelerden, eğilimlerden söz etmek daha doğruydu. Böyle olması aynı zamanda çok da doğaldı.

Yoksa bugün bazı liberallerin türban yasağının kaldırılması teşebüssündeki son gelişmelere bakıp, hem bazı liberal arkaşlarına hem de AKP liderliğine, “Biz hükümetin kurşun askerleri değiliz” şeklinde bir eleştiri yöneltmesi mümkün olamazdı.

Herkes aynı şeyi aynı şekilde düşünmüş olurdu.

Mesele şu:

Yukarda sıraladığım ilkeler liberallerin üç aşağı beş yukarı savundukları ortak değerleri ifade ediyor. Bunlar, aynı zamanda AKP iktidarından beklentilerinin de önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Bunlara bazı ekonomik, mali konuları da katmak lazım. Ben bu işlerden fazla anlamadığın için ayrıntılarına girmek istemiyorum.

Yalnız başbakanla bu liberallerden, -“kurşun askerliği reddenler” diyelim-bazıları arasındaki tartışmayı tetikleyen meselenin sadece türbana özgürlük değil, yoksulluk, açlık sınırı konusu olduğu da biliniyor.

Başbakan, işbaşına geldiğinden beri AKP'nin birçok şey yaptığını, Türkiye'yi bir yerden bir yere getirdiği söyleyerek eleştiri yerine yapılanların dile getirilmesini istiyor. Bu kadar şey yaptıkları halde hala bazı meselelerin tartışılıyor olması onu fena halde rahatsız ediyor.

Bu tabii hoşgörülü, esnek, özgürlükçü bir yaklaşımı ifade etmiyor.

Eleştirinin kutsal bir hak olduğunu, eleştiri olmazsa iktidarların rotalarını, yollarını şaşırma ihtimallerinin her zaman mevcut olduğunu ve demokratik rejimlerde eleştirinin hatta talep edilen bir şey olduğunu dikkate almayı pek sevmeyen bir yaklaşım bu.

Bugün Türkiye'de eleştirinin fazlalığından değil, olsa olsa yetersizliğinden, eksikliğinden şikayet etmek gerekir.

Bu da demokratik siyasi hayat açısından sakıncalı bir durumdur.

Asında yukarda sıraladığım beklentilerin bir bölümü AKP'nin de daha iktidara gelmeden savunduğu ve hala da savunduğunu iddia ettiği ilkeler.

Mesele şu ki, AKP özellikle 22 Temmuz seçiminden sonra bu ilkelere büyük ölçüde sırtını döndü, hatta sözünü bile etmez oldu.

Ben de bu konuda 'kurşun askerliği reddeden' cephe gibi düşünüyorum doğrusu. AKP'nin özgürlükleri savsakladığını, bu konuda ciddi olmadığını, gerçeklerle yüzleşmekten hoşlanmadığını görüyorum.

Türban meselesi işte bu konudaki tartışmaları su yüzüne çıkardı. Çatlama ve ardından da kısmi patlama bundan dolayı gerçekleşti.

Yalnız ben, her halükarda, söz verilen diğer özgürlükler henüz gerçekleşmemiş olsa bile, üniversitelerde türban yasağının kaldırılması girişimini destekliyorum.

Böyle bir özgürlükçü girişimin MHP gibi özgürlükler düşmanı bir partiyi de katarak yapılmış olmasını kabullenememekle birlikte...

Şimdi hükümetin, özgürlükler ve bazı önemli meselelerin çözümü konusunda verdiği sözlere güvenilmesi gerektiğini söyleyen bazı arkadaşlarımız dönüp Başbakan'ın ATV'de katıldığı son programa atıf yapıyorlar.

“Başbakan özgürlükler meselesinde de, çeteler meselesinde de adımlar atılacağını söyledi” öyleyse bu “Kurşun askercilerin” itirazları haklı değildir” diyorlar.

Bense önce, "Üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız" başlıklı bir bildiri yayınlayarak, “yasakçı zihniyete son verilmesi”ni isteyen, “Türkiye'nin özgür bir ülke olmasının şartlarını” sıralayan – aslında yukarda değindiğim ilkeleri dile getiren- tamamı türbanlı yüzlerce kardeşlerimiz gibi düşündüğümü söylemeliyim.

Sonra da, “Başbakan'ın verdiği sözlerin gerçekleşmesini beklemek gerekir” diyen arkadaşlarımıza, iyi niyet için uygulamaya bakmak gerektiğini ifade etmeliyim.

Burada da anahtar, 301'inci madde, Şemdinli çetesi ve Kürt meselesindeki uygulamalardır.

İfade özgürlüğü için 2.5 yıl ayak sürüyen, Şemdinli'nin perde arkasını kurcalamayan, Kürtleri yok saymaya devam eden politikaların devamını savunan bir yaklaşım, iyi niyetli olmamızı engelliyor.

Böyle düşünenleri hangi katagoriye sokarsanız sokun farketmez.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim