1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Kaset tartışmaları... Ortada kuyu var, yandan geç!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Kaset tartışmaları... Ortada kuyu var, yandan geç!

A+A-

Bakıyorum da, hiç kimse “şahsi görüş”ünü dillendirmiyor... Herkes, konuşma metnini “Resmi Gazete”den okur gibi, “resmi görüş”ünü açıklıyor...

 “Komplo” diyor, “özel hayatın ifşası” diyor, “namusa saldırı” diyor!.. Diyor oğlu, diyor!.. Ne hikmetse herkes “olayın özü”nden kaçıyor... Merak ediyorum, onların da mı bir “kaçamağı” var?.. “Çiğ” yediler de, “karın”ları ondan mı ağrıyor?.. Hani, “ortada kuyu var, yandan geç” sözü var ya; aynen bunun gibi, herkes “kuyunun etrafında” dolanıyor... Bir de, “değirmen sele gitmiş, şakşağını arayan” şaklabanlar vardır ya; ne “değirmen”le ilgilenirler, ne “sel”le!.. Adam, “şakşak” peşinde koşuyor... Ulan, niye “şakşak” peşinde koşuyorsun ki; sanki şakşağı bulunca değirmen geri mi gelecek?.. “Baykal’ın yatak odası görüntüleri”ne, kalkmış “komplo” diyorsun!.. Peki o “komplo”yu ortaya çıkarırsan, Baykal’ı kurtarabilecek misin?.. Herkes, “görüntü”ye takmış kafasını, başka bir şey düşünemiyor!.. Peki “görüntünün içeriği”ni niye konuşmuyoruz?.. Tamam, “görüntünün çekilmesi” ayıp ve de günah!.. Peki, “görüntüdeki kişiler”in yaptığı ne?..
Bir “zina” değil mi bu?..
Hem “zina” gibi, “ayıp ve günah” bir iş yapacaksın, hem de, “Bunu niye duyurdunuz?” diyeceksin?..
Yani, “yapan”la hiç kimse uğraşmayacak, “çeken” ve “yayan”la uğraşacak öyle mi?..
Bu kadar basit mi bu işler?..
BU, ÖZEL HAYATIN İFŞASI MI?
İşte açık ve net yazıyorum:
Bu olayın, “özel hayatın ifşası” olduğu iddialarına kesinlikle katılmıyorum... O görüntüler; eğer Baykal’ı, “evinde” veya “hamamda” yarı çıplak vaziyette gösterseydi, ya da çok çok affedersiniz “Olcay Hanım’la birlikte” gösterseydi, işte o zaman bu “koro”ya ben de katılır, hançerem yırtılırcasına bağırırdım!.. “Ahlâksızlık” derdim, “namussuzluk” derdim, “şerefsizlik” derdim!..
Ama burada “özel hayat” yok ki!..
Burada “ifşa” edilen; “Türkiye’yi yönetme iddiası”nda bulunan “evli bir adam”ın, yine “evli bir kadın”la yaptığı “gayrımeşru bir ilişki”dir!..
Bunun, “özel hayat” neresinde?..
Altını çizerek, tekrar söylüyorum;
Eğer o görüntüler, “Baykal’ın şahsına” veya yine çok çok affedersiniz, “karısıyla olan münasebeti”ne ait olsaydı, en başta ben bağırırdım; “Bunu görüntülemek, orospu çocukluğunun dik alâsıdır!”
Ama birader, görüntüde “Baykal” veya “Deniz-Olcay ikilisi” yok ki!.. Görüntüde; “karısını aldatan bir adam” ve “kocasını aldatan bir kadın” var!..
“Ayıp” olan bu!.. “Günah” olan bu!..
Eğer illâ “tuzak” diyeceksek, bu olayın kendisi tuzaktır!.. Bu tuzağı kuranlar da; “Deniz Baykal-Nesrin Baytok ikilisi”nden başkası değildir!.. Birisi “karısı”na, diğeri “kocası”na tuzak kurmuş, “ihanet” etmiştir!..
Bunu gözden kaçırmayalım!..
Çünkü, “olayın özü” burasıdır!..
NİYE “YALAN” DİYEMEDİLER?
Lütfen dikkat edin;
“Zina kasedi”nin ortaya çıkmasından sonra, ne Baykal’dan bir “yalanlama” geldi, ne de Nesrin Baytok’tan!..
Tam aksine;
Bay Baykal; “Yıllardır bekletilen bir kaset yoktur... Tazedir!.. İki haftalıktır” diyerek, “kasetin varlığını ve doğruluğunu” kabul etmiştir!..
Demek oluyor ki;
Bay Baykal; “anayasa değişikliği” gibi hayati bir meselenin görüşüldüğü çok önemli günlerde Meclis’te “diskur” çekerken, aslında “uçkur”unu düşünüyormuş!..
Şu hale bakın;
Türkiye, bir yandan “anayasa değişikliği”ni, bir yandan “değişikliğe direnen odaklar”ın kışkırttığı “terör”ü konuşuyor ama Bay Baykal, böylesine “cıvcıvlı” günlerde bile “uçkur” derdinde!..
Öyle diyor ya;
“Kaset 2 haftalık” diyor ya!..
Yine dikkatinizi çekerim;
Baykal’ın “görüntüleri yalanlamaması” gibi, Nesrin Baytok’un “suskun” kalması da, bir “kabul” değil midir?..
Şu hâle bakın;
Bir “kadın” ki, “zina” ile itham ediliyor, “kocasını aldatmakla” suçlanıyor ama o, derin bir suskunluk içinde!..
Sorarım size; nihayetinde “namusuna dil uzatılan” bir kadın; bu kadar sessiz, bu kadar suskun kalabilir mi?..
Ortalığı velveleye vermez mi?..
Kameraların karşısına geçip, bağırmaz mı:
“Benim namusuma kimse dil uzatamaz!.. Görüntülerdeki o kadın ben değilim!.. Ben kocamla mutlu bir kadınım!.. Hiç kimse aile saadetimizi bozamaz!.. O kadının ben olduğumu söyleyenler şerefsizdir, alçaktır, namussuzdur!”
Söyleyin, bir kadın böyle yapmaz mı?..
Ama Nesrin Hanım, susuyor!..
Evine kapanmış, konuşmuyor!..
Çok enteresandır ki;
Kocası Can Baytok da konuşmuyor!..
O da çıkıp konuşmalı değil miydi?..
“Benim karım böyle şeyler yapmaz!..
Bu kaset uydurmadır, montajdır, iftiradır” demeli değil miydi?..
Ama, demiyor!.. Hâlâ suskun!..
Tabiî, bu suskunluk, bazı “iddia”ları da güçlendiriyor... Bilmem duydunuz mu; “Ankara kulisleri”nde haber ajanslarına da yansıyan şöyle bir iddia dillendiriliyormuş;
“CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’un yatak odası görüntülerini servis eden kişi, Nesrin Hanım’ın eşi Can Baytok’tur!”
Korkunç bir iddia!..
Akıl-havsala alacak gibi değil!..
Ne var ki; bu iddia, “kulis”lerde dile getiriliyor... Hâlâ da, “yalanlama” yok!..
Ne yalan söyleyeyim;
İnanamadım!.. İnanmak istemedim!..
Can Baytok, kendisini de zora sokacak böyle bir görüntüyü niye “servis” etsin ki?..
“Şantaj” mı yapmak istedi,
Yoksa “intikam” mı almak istedi?..
Eğer “intikam” almak istediyse, kimden intikam almak istedi?..
Baykal’dan mı, karısından mı?..
Yok, yok!.. Olamaz!..
Bir adam, “çocuklarının anası”na böyle bir şey yapamaz!.. Dilerim, bu iddialar “dedikodu”dan öteye geçmez!..
Ama, görüyorsunuz ya;
“Ağzı olan konuşuyor!”
İnsanların ağzı torba değil ki büzesin!..
BAYKAL’I “İLERİ TEKNOLOJİ” Mİ SOYDU?
Dün de ifade ettiğim gibi; bu “iğrenç” olay, tek boyutlu değil... “Körün fil tarifi” gibi; herkes bir yerlerinden tutup, olayı izah etmeye çalışıyor... Kimi “Ergenekon, Baykal’ı gözden çıkardı” diyor, kimi “uluslararası istihbarat örgütlerinin işi” olduğunu söylüyor... Baykal ve kurmayları ise, “hükümet tertibi”nden dem vuruyor!.. Hükümet “ileri teknoloji”yi kullanmışmış da, bu “görüntü”leri çekmişmiş de, “servis” etmişmiş!..
Dedim ya; hiç kimsenin “kuyu”ya bakmaya niyeti yok!.. Herkes “etrafında” dolanıyor!..
Hiç kimse kafa yorup da, sormuyor;
“İleri teknoloji” denilen bu meret, bir “mıknatıs” mıdır ki; Deniz Baykal ve Nesrin Baytok’u, aynı anda “İstanbul’daki o ev”e çekti?..
“İleri teknoloji” denilen bu meret; “elleri olan bir robot” mudur ki; “el”lerini kullanıp Baykal’ın “gömlek” ve “pantolon”unu çıkartmıştır?.. Nesrin Baytok’u soyup, “anadan üryan” bırakan “ileri teknoloji” midir?..
Yapmayın Allah aşkına!..
Her ikisi de, “kendi ayaklarıyla” gittiler o eve!.. Her ikisi de “kendi elleriyle” soyundular!.. Her ikisi de “kendi arzularıyla” girdiler o yatağa!..
Hiç kimse “zorla” getirmedi onları!.. Hiç kimse, kafalarına “silah” dayamadı!..
“İleri teknoloji” denilen bu meret, eğer “beyin”lere müdahale edip, “cinsel arzu” şırınga edecek kadar geliştiyse, orasını bilemem!..
Bay Baykal, çıkmış diyor ki;
“Yatak odası komplosunu kuran iktidardır!.. Böyle bir olayın, iktidarın onayı olmadan gerçekleşmesi mümkün değildir!”
Tamam da, sorarlar adama;
Sen bu işleri yaparken, “iktidardan onay” mı alıyorsun?.. Nesrin Hanım’la ilişkinde “iktidarın onayı”nı mı aldın?.. O eve “iktidarın onayı” ile mi gittin?.. Çırılçıplak soyunup, “iktidarın onayı” ile mi girdin o yatağa?..
Bay Baykal, düştün bir batağa!..
Daha fazla debelenme, ne olur!..
ALÇAKÇA PANKART, KİMİ HEDEF ALIYOR?
İzin verirseniz, yazının tam da burasında “CHP’li provokatörlere” de bir çift sözüm var!..
Dün, Baykal’ın Agora Evleri’nin önünde “çadır”lar kurup, orasını “Ağlama Duvarı”na çevirmişler!..
Sümüklerini çeke çeke ağlaşıyorlar;
“Ne olur geri dön Baykal!..
Bizi yalnız bırakma!”
Bu “duygusal atmosfer”e hiçbir diyeceğim yok!.. İnsanlık hâlidir, olabilir... “İdam urganı” boyunlarına geçirilen insanların, “cellatlarına aşık olması” gibi; bazı CHP’liler de, “gayrımeşru bir ilişki”yi, pekalâ “dürüstlük” olarak görüp, genel başkanlarına aşık olabilirler!.. Bu, nihayetinde; onların “ahlak, namus, evlilik ve dürüstlük anlayışı”nı yansıtır!..
Ama, o “pankart” da, neyin nesi?..
Bir “pankart” asmışlar;
“Güneş balçıkla sıvanmaz
Kendi pisliğinde boğulacaksın.
Vakit az kaldı!”
Kusura bakmayın CHP’liler, ben biraz “geri zekâlı” olduğum için pankartta yazılanları anlayamadım.
Siz, kimi “hedef” alıyorsunuz;
Baykal’ı mı, Vakit’i mi?..
“Baykal’ın kellesi”nin yanına, “Güneş balçıkla sıvanmaz!.. Kendi pisliğinde boğulacaksın” yazdığınıza göre; Baykal’a mesaj gönderip, “Zina görüntülerini örtbas edemezsin!” demek mi istiyorsunuz?.. “Kendi pisliğinde boğulacaksın, az kaldı” diyerek, “Baykal’ın Kurultay’da gideceğini” mi söylemek istiyorsunuz?.. Demek ki, bu işin “pislik” olduğuna siz de inandınız...
Bu, iyiye alâmet!..
Ama, amacınız “Vakit’e saldırmak” ve “Vakit’i hedef göstermek” ise; işte orada, hiç kusura bakmayın, ben size “geri zekâlı” derim!..
Öncelikle şunu söyleyeyim;
Vakit’in, bu işlerle hiçbir ilgisi yok!.. Vakit; ne “o ev”e gitti, ne orada “zina” yaptı, ne de “kamera” koydu!..
Olayın “esas oğlan”ları ve “baş artist”leri bizden değil, sizden!..
Ne yani; Vakit’e saldırarak; “evli bir adamla evli bir kadının zina yapması”na onay mı veriyorsunuz siz?.. “Olur böyle vak’alar” mı diyorsunuz?..
Eğer bunu diyorsanız, mesele yok!..
Ama asla ve kat’a Vakit’e bulaşmayın!..
Hem, siz ne biçim mahluklarsınız ki, ne biçim “çakma” bir lideriniz varmış ki, bir “görüntü” ile yıkılıverdi!..
Dediğim gibi; Vakit’in bu taraklarda bezi yok!.. Ama sizin iddia ettiğiniz gibi; “Deniz Baykal’ı deviren Vakit” ise; bizim “ne büyük gazete” olduğumuzu söylemiş olmuyor musunuz?..
Şu hâle bakın;
“Baykal’ı Vakit istifa ettirmiş!”
Meğer, sen neymişsin be Vakit?..
“Cumhuriyeti kuran parti”nin, “Türkiye’yi yönetme iddiası”ndaki bir liderini, bir “tuş” ile “tuş” ettin, öyle mi?..
Bravo sana Vakit!..
O pankartı açan “salak”lar, böyle bir mesaj verdiklerinin farkındalar mı acaba?..
Ama, tekrar edeyim;
Bizim, bu “derin işler”le ilgimiz olamaz!..
Bu “alçakça saldırı”lar, bu “provokasyon”lar, bu “hedef gösterme”ler bize zarar veremez!..
Sadece Vakit’i büyütür!..
Bunu, “CHP’li embesiller” de anlamalı!..
Neyse, bugün de geldik yazının sonuna!..
Ama “film” bitmedi... Arkası yarın!..
==================
O ifadeleri kim uydurdu?
Malûm, Deniz Baykal, önceki günkü açıklamasında, “Pensilvanya”dan, yani Fethullah Gülen Hocaefendi’den “destek ve üzüntü mesajları” aldığını söyleyerek, bir anlamda, “Bu komplo ile onların ilgileri yok” mesajı vermişti.
Bu açıklamanın ardından makam odasına geçen Baykal, “Habertürk muhabiri”nin sorusu üzerine, kendisini Fethullah Gülen’in değil, “birinci adamı”nın aradığını ve “şöyle dediğini” söylemiş: “Bizimle asla ilgisi yok!.. Bizim çocuklara da sorduk... Adres biz değiliz, iktidara bakın!”
Bu haber, dünkü Habertürk’te yer aldı... Hem de, “Baykal’ın ağzı”ndan!.. Bir “skandal”dı bu!.. Şu hâle bakın, Fethullah Hoca, “Bizim işimiz değil, iktidara bakın” diyor!..
Siyaset gündemi, bu haberle toz-duman olmuştu ki, “Hocaefendi’den açıklama” geldi: “Ben, böyle bir şey söylemedim!.. Yalandır, iftiradır!”
Bu açıklamadan yarım saat sonra, CHP Genel Merkezi de bir açıklama yapıp, dedi ki; “Konuşmada, bu ve benzeri ifadeler kullanılmamıştır!”
İyi, hoş da Habertürk, kıçından mı uydurdu o ifadeleri?.. Yoksa, “iktidar ile cemaati karşı karşıya getirmek” için, Baykal mı uydurdu?..
CHP, bu “yalanlama”yı yapmak için, niye Fethullah Hocaefendi’nin açıklamasını bekledi?.. Yoksa; “attık bir çamur, tutmasa da izi kalır” diye mi düşündüler?..
Şimdi top Habertürk’te!.. “Olayın aslını” açıklamak zorundalar!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT