1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Kart-kurt, başörtüsü ve domuz
Salih Tuna

Salih Tuna

Yazarın Tüm Yazıları >

Kart-kurt, başörtüsü ve domuz

A+A-

İlk kez bir Genelkurmay Başkanı, alenen, Kürt ve Zaza vatandaşlarımız, diyebiliyorsa…

Dahası, “Anayasal vatandaşlık” deyimini çağrıştıran “Türkiye halkı” kavramını gündeme getiriyorsa…

İlk kez bir Ertuğrul Özkök, “Üniter yapıyı korumak mümkün müdür?..” sorusunu, gazetesinin logosundaki “Türkiye Türklerindir” sözüne kısa deve yaptıracak şekilde sorabiliyorsa…

Hatta “milletin psikolojisini” üniter yapının “bozulması” gibi “alternatif senaryolara” hazırlamayı önerebiliyorsa…

İlk kez bir başyazar insanı Oktay Ekşi, Genelkurmay Başkanının irticaya yer vermediği gündemdeki konuşmasını, “sertlik” bakımından değerlendirmiyorsa…

Bu işte bir “iş” var demektir.

Mahut manzarayı “zihni açılım-değişim-dönüşüm” ile açıklamak mümkün değildir.

Havsalanıza ne oldu?

Nihayetinde Oktay Ekşi bu; sabah akşam “dönüşse” ne kadar dönüşebilir ki?!

Orgeneral İlker Başbuğ'un “İrticai tehdit kaygı verici boyutlarda…” ifadesini kullandığı 2006'daki konuşmasını irticaya karşı yeterince sert bulmadığı için kıyasıya eleştirmemiş miydi?

Ertuğrul Özkök derseniz…

Bıraksalardı, daha dün denebilecek kadar kısa süre önce, “Kuzey Irak”a bomba olup yağacaktı.

Nedir değişen peki?

“İç dinamikler” mi?

İyi de, bu “iç dinamik” denen zamazingo, eşi başörtülü cumhurbaşkanı, başbakan, başörtüsü mağdurlarının harekete geçirdiği maşerî vicdan üzerinde yükselen bir iktidara izin veriyor da, üniversitelerde başörtüsüne niçin izin vermiyor?

“Üniter yapı” değişikliği hakkında “zihni hazırlık” söz konusu edilebiliyor da, başörtüsü özgürlüğünü dillendiren partiler neden hâlâ “laikliğe aykırı fiillerin odağı olma” tehdidinden kurtulamıyor?

Daha açık şekilde soralım:

Başörtüsüne özgürlük, “üniter yapının” parçalanmasından daha mı “tehlikeli”?

Bu soru önemli!

Zira aynı zamanda “iç dinamiklerin” sınırını belirliyor.

Şuncağızı kulağınıza söylemek isterim: “Global dinamik” veya “global zorunluluk” (farzımuhal) domuz eti yememeyi problem olarak görseydi (başörtüsü sorununun yanı sıra) bugün bizim nur topu gibi bir “domuz sorunumuz” olacaktı.

Malum zevat da fırsatı hiç kaçırmadan “mahalle baskısı” şarlatanlığını devreye sokacak, “Bunlar domuz eti yememekle kalmayacak, bir gün yemeyi de yasak edecekler…” diyerekten, en azından “dış piyasaya” sinyal çakacaktı.

Bugün ciddi bir “domuz sorunu” yaşamıyorsak bunu “dış dinamiklere”, daha doğrusu “dış dinamik” içinde hatırı sayılır yer tutan Yahudilere borçluyuz.

Demem o ki; sosyolojinin olanca dayatmasına rağmen başörtüsü hususunda arpa boyu yol almayan zihniyetin, “Kart –kurt” söyleminden “dan” diye “Kürt vatandaşlarımız” veya “Türkiye halkı” söylemine gelmesini, kimse bize “zihni açılım” veya “iç dinamik” diye yutturmaya kalkışmasın!

Bütün mesele arazi şartlarından ibarettir.

“Arazi” dediğim de “kırsal” falan değil elbette; Özkök'ün dünkü yazsısındaki şu ifadenin karşılığı: “Dünyanın ve Avrupa Birliği'nin istikameti belli…”

Yani…

Mecburi istikamet belli: Marş marş!...

Nereye mi?

Müracaat: Obama'nın TBMM'deki konuşmasına!

Gerisi laga luga veya Özkök gibilerin araziye uyum katsayısını gösteren şeyler.

Besbelli ki, Oktay Ekşi de insiyaki olarak mevzunun “farkında”.

Ne diyelim; darısı Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil'in başına.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum