1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Karmaşık Bir ‘Ortadoğu Buhranı’ Eşiğinde...
Karmaşık Bir ‘Ortadoğu Buhranı’ Eşiğinde...

Karmaşık Bir ‘Ortadoğu Buhranı’ Eşiğinde...

İç ve dış diye ayırımının yapılamadığı, karmaşık bir ‘Ortadoğu Buhranı’ eşiğinde... Selahaddin E. Çakırgil yazdı...

A+A-

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL YAZDI:

(Üstad Burhaneddin Rabbanî’nin öldürülmesi üzerine: Ulaşan bir son dakika haberine göre,  Üstad Rabbanî, 20 Eylûl günü, öğle üzeri, evinde bombalı bir saldırıya maruz kalarak dünya hayatından ayrılmış bulunuyor..

Önceleri, Kabil Üni.’de Hadis Profesörü olan Üstad Rabbanî’yi, özellikle 1978’deki komünist ihtilal ve Sovyet Rusya işgalinden sonraki dönemde yakından tanımıştım..

Onunla, gerek Afganistan’da, gerek Peşaver’de ve gerekse -her gelişinde- Tahran’da uzuuun sohbet ve değerlendirmelerimiz olurdu..

Komünist dönemde, Afganistan’daki cihad hareketleri içinde, Cemiyet-i İslamî’nin başkanı olarak ve Afgan cihad hareketleri içinde, Sovyet Ordusu’na karşı verdiği çetin savaşlar ve vurduğu öldürücü darbelerle şöhret bulan ve  9 Eylûl 2001 günü, bir suikasdde öldürülen Ahmed Şah Mes’ud’la birlikte yıllarca bellirli bir çizgide cihad eden ve tabiatiyle öteki cihad teşkilatlarıyla zaman zaman ihtilaflara da düşen ve amma, müslümanlar-arası mücadelelerde kan dökülmemesi için olanca dikkatini sergilediğine defalarca ve bizzat şâhid olduğum Üstad Burhaneddin Rabbanî, komünist rejimin çökmesinden sonra, Tâlibân’ın iktidara gelişine kadar 6 yıl kadar bir süre, oldukça muhataralı bir dönemde, bir iğneli fıçı mesabesinde olan Afganistan cumhurbaşkanlığını da deruhde etmişti..

Üstad Rabbanî, son zamanlarda da, Afganistan Meclisi ile Tâlibân arasında yapılan barış görüşmelerini yürüten heyete başkanlık yapıyordu ve bu vazifesinden, sonuç çıkmayacağını düşünerek, iki hafta kadar önce ayrılmıştı..

Bu cinayetle, Afganistan müslümanları başta olmak üzere, bütün ümmetin bilgi, tecrübe ve hizmetlerinden mahrum kaldığı Rabbanî için, Allah’dan rahmet diliyorum.)

***

-İRAN’LA TÜRKİYE KARŞI KARŞIYA GELİRLER Mİ?

Bir dost, ‘İran ve Türkiye karşı karşıya gelebilir mi?’ diye sordu, geçtiğimiz günlerde..

‘Askerî bir karşı karşıya gelmekten mi söz ediyorsunuz?’ dedim, susmayı tercih etti. 

Elbette onun maksadı da oydu, ama, bunu telaffuz etmek istememişti.. 

Çünkü, 1639’da imzalanan Qasr-ı Şirin Andlaşması’ndan bu yana, bu iki devletin, hem sınırdaş olup, hem de -birçok diplomatik zıdlaşmalara rağmen- 370 yıldır savaşmamış olmak açısından, askerî olarak karşı karşıya gelmemiş olması, dünyada örneği az olan bir durumdur. İnşaallah böyle bir durum şimdi ve hiç bir zaman da olmaz..

Yine de unutmamak gerekir ki, devletler ayrı güç, menfaat, strateji ve hedefleri temsil ederler ve birbiriyle aynîleşemezler. Aynîleştikleri anda, ayrı olmalarının mânası olmaz..

Baştan görülmesi gereken husus, İran ve Osmanlı’nın (ve bugün Türkiye’nin) tarih boyunca bölgenin iki temel gücü olduğudur.

Her ikisinin de tarih boyunca, kuzeydeki Rusya ile başı büyük derdlere girmiş ve her ikisi de, bu kuzey komşularından tarihlerinin en ağır darbe ve yenilgilerini almışlardır..

Her iki devlet de, müslüman halklara sahibdirler ve Sultan Selim- Şah İsmail dönemlerinden kalma bir saltanat rekabetinin, sünnîlik ve şiîlik mezhebleri arasındaki bir yarıştırma konusu olarak sunulması ise, İslam Milleti ve tarihi için bir talihsizliktir..  

Bu iki devletten birisi olan İran, son 32 yıldır, İslam Cumhuriyeti olarak anılan bir rejimle, bir yönetim mekanizmasıyla idare olunmaktadır. Yani, her türlü genel düzenlemelerde temel ölçüsünün İslam hükümleri olduğu iddiasını taşımaktadır.

(İlk kez) 1920’lerden itibaren tek bir etnisite’ye / kavme aid olduğu iddiasını bayrak edinen ve resmen Türkiye’ adını alan devlet ise, son derece katı bir jakoben, tepeden inmeci / dayatmacı ve karşı çıkanları dârağaçlarıyla susturan kemalist-laik bir rejimle yönetilmektedir. Ki, özü itibariyle diktatörlük olan bu rejimin zencirleri halk tarafından zaman zaman gevşetilmeye çalışılmış ise de, 90 yıla varan ömrünün ancak üçte birlik bölümü, biraz normalleşme tablosu gösterebilmiş; üçte ikisi, tekparti diktatörlüğü, ihtilaller, sıkıyönetimler, olağanüstü hal kanunları altında geçmiştir.. (...)

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

HABERE YORUM KAT