Karmaşa

28.04.2009 15:05

Ahmet Altan

Kırk yaşında.

Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu, İngilizce biliyor, gazetecilik yapmış, hamamlar üstüne epeyce lirik bir üslupla kitap yazmış.

Saat beş buçukta, kaldığı “hücre evini” basan polislerin üstüne el bombası atıyor, dışarı çıkıp öldürdüğü polisin telsizini alıyor.

Telsizden polise sesleniyor.

“Ben bugün öleceğim.”

Ölümü böylesine kararlı şekilde göze almasının nedeni ne?

Kendi sözlerine göre “kardeşlik”.

Ama kendisini çeken bir TV kameramanına ateş edip olaylarla hiç ilgisi olmayan on altı yaşındaki bir aşçı yamağını vurmaktan da çekinmiyor.

Değişik bir insan portresi bu.

Duygularını ve düşüncelerini bizim gibi sıradan insanların kolayca kavrayamayacağı biri.

Ölmeye ve öldürmeye bu kadar yakın durmasını, gözünü kırpmadan insanları öldürebilmesini, ölüme bu kadar kararlı bir şekilde gitmesini ve orada yaşanacak facianın dünyaya “kardeşlik” getireceğine inanmasını açıklayabilmek zor.

Onu, daha önceki yıllardan tanıyanlar, “böyle silahlı işlerle pek ilgisi olmadığını” söylüyorlar.

Hayatının bir yerinde bilmediğimiz bir kırılma yaşanmış ve “kitap yazarı” kendisi de dahil kimseye acımayan silahlı bir eylemciye dönüşmüş.

Üstelik, henüz belgeleri ortaya çıkmayan bazı iddialara göre Ergenekon sanıklarıyla da ilişkisi var.

Girdiği çatışmada ölmeden önce “onların izinden gidiyorum” dediği isimler ise “solcu” olarak tanınan isimler, bir “solcu” neden bir generalin darbe yapabilmesi için çalışan bir örgütle işbirliği yapıp, onlar için ölür ve öldürür?

Hayatın daha güzel olmasını ancak “ölümle” sağlayabileceğine böylesine güçlü bir şekilde inanır?

Bunların cevabını bilmiyoruz.

Böyle büyük altüstlerin yaşandığı dönemlerde insanlara “bunaltıcı” gelen hayatın “bireysel terörü” kışkırttığı bilinen bir gerçek ama gene de kimlerin bu yola saptığını, onların ruh hallerini, düşünce mekanizmalarını keşfetmek sıradan insanlar için pek mümkün değil.

Derin bir karanlığa dalabilmek gerekiyor bunun için.

Belki uzun bir süre daha buna benzer olaylarla karşılaşabileceğiz.

Bu tür insanları bulup onları eylemlere sevketmekte mahir birilerinin, bu “ölüme yakın, hayata uzak” çaresizleri kışkırtmaları kolay kolay bitmeyecek.

Bunları sona erdirebilmek, hayatı toplum için bir “umuda” çevirmekle ve bu insanları kışkırtan “derin yapıları” ortaya çıkarmakla mümkün olacak herhalde.

O derin yapıları ortaya çıkartmak konusunda önemli adımlar atılıyor.

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Milliyet gazetesinden Tolga Şardan’ın alkışlanması gereken bir gazetecilik başarısıyla ortaya çıkardığı gibi savcılara sekiz saat ifade verdi.

Orgeneral Özkök, daha sonra “her şeyi anlattığını” söyledi.

Özkök’ün döneminde “sonuçsuz” kalmış iki darbe girişimi olduğu hatırlanırsa, bu “her şeyin” darbe girişimleriyle ilgili olduğunu, birçok emekli generalin bu ifadede adının geçtiğini tahmin edebiliriz.

Belli ki o “darbe girişimleri” şimdi ciddi biçimde sorgulanıyor.

Bu, darbecilerin de yargılanacağı anlamına geliyor.

Sadece darbecilerin yargılanması, gerçeklerin ortaya çıkması bile bu ülkede “terörü” denetim altına almak yolunda önemli adımlar atmamızı sağlar.

Özkök’ün açıklama yaptığı gün Ergenekon’la ilgili “deliller” de avukatlara dağıtıldı ve medyaya açıklandı.

Klasörlerce delil var ortada.

“Ergenekon yok” diyenler arasında böyle söylemeyi “bir görev” olarak üstlenmiş olanlar belki hâlâ “yok canım öyle Ergenekon diye bir şey” demeyi sürdürecekler ama seslerinin artık pek cılız çıkacağı, iyice fanatikleşmemiş kimseyi de inandıramayacakları açık.

Bulunan cephanelikler, günlükler, kayıtlar, ilişkiler şimdi de “genelkurmay başkanı” düzeyindeki tanıklıklar, “Ergenekon” konusunda “körleşmek” için özel bir kararlılığı olmayan herkese gerçekleri gösterecek.

Belli ki ülke çok önemli bir dönemeçten geçiyor.

Türkiye’yi “kanlı bir bataklığa” çevirmeye ahdetmiş gruplar birer birer gün yüzüne çıkartılıyor.

Yakın geçmişimizle hesaplaşıyoruz.

Kendi ikbali için bütün ülkeyi yakmaya hazırlanmış olanlar delillerle, tanıklarla yargı önüne sevk ediliyor.

Emniyet Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu geçen hafta Neşe Düzel’le yaptığı söyleşide, “Ergenekon çok sıkışırsa yeni eylemler düzenleyebilir” demişti.

Dün yaşadığımız çatışma belki de o “sıkışmanın” işaretiydi.

Bu son çırpınmanın sonucunda bir başkomiserle genç bir delikanlıyı kaybettik.

Bir eylemciye dönüşmüş eski bir yazar ortalığı kana buladı.

Görüntüler acıklı ve ürkütücüydü.

Ama artık bu işlerin sonuna yaklaşıyoruz.

Gerçekler birer birer ortaya çıkıyor.

Bu ülkenin zirvelerine kadar tırmanmayı başarmış bazı insanların kendi ülkelerini “kana bulamak” için yaptıkları artık gözler önüne seriliyor.

Ama dikkati elden bırakmamak gerekiyor.

Hiç unutmayın ki yakalanan balinaların kuyruk darbeleri, sonucu değiştirmese de “kurbanların” sayısını artırır.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim