1. YAZARLAR

  2. Ahmet Altan

  3. Karayılan’ın açmazı
Ahmet Altan

Ahmet Altan

Yazarın Tüm Yazıları >

Karayılan’ın açmazı

A+A-

Geçenlerde bana Öcalan’ın avukatları geldi, onlara da söyledim.

Bu “silahlar sussun” önerisi gerçekçilikten uzak bir öneri.

Karayılan’ın Hasan Cemal’e aynı sözleri söylediğini görünce PKK yönetiminin meseleyi kavramakta ya bir sorunu olduğunu ya da kavramak istemediğini düşündüm.

PKK, “silahları susturalım” diyor.

Bu önerilerinde ne kadar samimiler bilmiyorum çünkü Karayılan bu açıklamaları yaparken PKK “mayınlı tuzaklarla” asker öldürmeye devam ediyor.

Diyelim ki samimiler.

Peki, silahlar nasıl susacak?

Geçen gün İsmet Berkan da yazdı, “dağda silahlı adamlar gezerken” kalkıp da o devlete “silahları susturalım” dersen, inandırıcı olamazsın.

Dünyadaki her devlet, toprakları içinde silahlı gruplara silahlı tepki verir.

PKK, gerçekten “barışın yolunu açmak ve barışa önderlik etmek istiyorsa” silahlı adamlarını sınır dışına çekmek zorunda.

Anladığım kadarıyla, Apo’nun ve PKK’nın tavrı, “bir ön anlaşma yapalım, bazı şartlar yerine getirilsin sonra silahlı adamlarımızı sınır dışına çekebiliriz” anlayışında odaklanıyor.

İşte bu noktada, PKK gerçekten silahları susturmak istiyor da çare ararken çok mu saf davranıyor yoksa silahların susmasını istemiyor da istermiş gibi mi yapıyor çok emin olamıyorum.

Buradaki “saflık” ya da “cinlik” şu:

Apo ve PKK, bu öneriyi yaparken Türk ordusunun da silahları bırakmak için bir “çare” aradığı varsayımından hareket ediyorlar.

Ya da hükümetin silahların bırakılmasını istediğini ve bu isteğini orduya kabul ettirebileceğini düşünüyorlar.

Benim görebildiğim kadarıyla bunların ikisi de yanlış varsayım.

Ordu, Kürt savaşının bitmesi için çok istekli gözükmüyor.

Derin devlet de bu konuda istekli değil.

Ordunun siyasetin içinde kalabilmesi Kürt savaşının sürmesiyle mümkün.

Bu savaş biterse ülke normalleşir.

Siyaset iklimi yumuşar.

Ordunun siyaset içinde kalması için ortada neden kalmaz.

“Başörtülü kızlar” ya da “şeriat geliyor” lafları yetmez orduyu siyasetin içinde tutmaya.

Derin devlet de Ergenekon rezaletinden sonra elinde kalan gücü bu savaşın bitmesiyle kaybeder.

Ne ordu ne de derin devlet, silahların susması için büyük bir çaba gösterir.

Bu konuda hükümeti de dinlemezler.

Hükümet bu konuda adım atmaya kalktığında ordu yolunu keser.

DTP’nin de böyle bir hamleye destek olacağını sanmam.

2005’te Başbakan Erdoğan çok cesur bir yaklaşımla yeni bir Kürt açılımı yapmak için Diyarbakır’a gittiğinde sadece bin kişinin toplanabildiğini, DTP’nin bu barışçı yaklaşıma çok soğuk davrandığını unutmayın.

Karayılan bugün “2005’teki Erdoğan’a ne oldu” diye soruyor.

“Ne olduğunun” cevabı bence o gün yapılan Diyarbakır mitinginde.

Erdoğan, bir barış girişimi için orduyu ve derin devleti karşısına almayı kabullenerek Diyarbakır’a gittiğinde Kürtlerin de soğuk durduğunu görünce, bu işin kendisine yaramayacağına karar verip geri adım attı.

Bir daha da o noktaya gelmedi.

Gittikçe daha fazla milliyetçiliğe kaydı.

Kürtlerden bulamadığı desteği ordudan aradı.

Herhalde DTP’nin ve PKK’nın şikâyet etmeden önce 2005’teki davranışlarını gözden geçirip bir özeleştiri yapmaları gerekiyor.

“Barış yapalım” diyen başbakanı Diyarbakır’dan kovala, sonra da “o başbakana ne oldu” diye sor.

Ne olacak?

Tümden taraftarsız kalmaktan korktu.

Hem taraftarsız kalacaktı hem de meseleyi çözemeyecekti, vazgeçti.

DTP ile PKK gerçekten barış istiyorlarsa bu kadar ciddi taktik hatalardan kaçınmaları gerekir herhalde, “AKP’nin oyu artmasın” diye barışın yolunu kesersen, bir daha o yola çıkacak siyasiyi zor bulursun.

O “hatanın” bedelini, benim görebildiğim kadarıyla, bugün DTP ve PKK “inisiyatifi” ele alıp barışın yolunu bizzat açarak ödemek zorunda.

“Silahlar sussun” talebi ordunun işine gelmez.

Hükümetin de bir daha bu işe açıkça öncülük etmeye cesareti yetmez.

Ama dünyanın bu bölgede barış istediği de açık.

Hükümet, bu barış baskısına çok fazla dayanamaz.

Ama bunun için “ciddi bir kamuoyu desteğine” ihtiyacı var.

Bu kamuoyunu yaratabilecek olan da DTP ve PKK.

Ordunun ve derin devletin barışa çok istekli olmadığını, hükümetin cesaretinin yetmediğini, kamuoyunun da henüz hazır olmadığını görerek hareket etmek zorundalar.

“Yerel PKK güçlerine” hâkim olarak başlamalılar bence, “mayınlardan benim haberim yoktu” açıklaması, kamuoyunu çok etkileyen bir açıklama değil.

PKK’nın silahlı adamlarını sınır dışına çekmesi, kamuoyunu olumlu etkiler, hükümete cesaret verir ve barışı konuşmanın yolunu açar.

PKK’lıların “niye ilk hamleyi biz yapalım, biz daha önce yaptık sonuç alınmadı” diyeceğini biliyorum.

Ama bu sefer sonuç alınır.

Görebildiğim kadarıyla barışın şartları hazır.

Çünkü “barışın zamanı” geldi.

PKK, silahların susmasını gerçekten istiyorsa ilk hamleyi yapacak.

Hem 2005’teki hatasının kefaretini ödeyecek, hem de barış istemeyen güçleri kamuoyu baskısı altına alacak.

Ordunun barış istemediği bir ülkede ben başka bir yol göremiyorum.

Gören varsa o söylesin.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum