1. YAZARLAR

  2. Ali İhsan Karahasanoğlu

  3. Karadayı dosyası kapatılmak isteniyor!
Ali İhsan Karahasanoğlu

Ali İhsan Karahasanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Karadayı dosyası kapatılmak isteniyor!

A+A-

İsmail Hakkı Karadayı hakkında yapılan suç duyurusu, dün görevsizlikle sonuçlandı.. Aslında suç duyurusuna falan bile gerek yoktu.. Savcılığın, basına intikal eden bilgiler ışığında, re’sen soruşturmayı açması gerekirdi.

Ama Türkiye’de işler böyle yürüyor.

Arkası güçlü birisi hakkında suç işlediğine dair bilgiler ayyuka bile çıksa, savcılar duymuyorlar..

Duymamışlar gibi yapıyorlar.

O ona atıyor topu, öbürü diğerine..

Sonuçta suç duyurusuna bile gerek olmayan bir konuda, savcı re’sen harekete geçmesi gerekirken, bunu yapmıyor. Dahası var; sivil toplum kuruluşlarının hiç gerekmediği halde hazırlayıp verdikleri dilekçeler de, “görevsizlik kararı” ile geri çevriliyor!

Hani, mutlaka görevsizlik kararı verilmesi gereken çok açık bir durum vardır, “Savcı ne yapsın?” dersiniz..

Ama görevsizlik kararına dayanak alınan gerekçe şu: “Konuşmaların geçtiği yılların, ağırlıkla 1994-1998 yılları arası olması karşısında ...”

Gerekçe böyle olunca, gelin de “Savcı, soruşturmayı üzerinden atmak için bu kararı verdi” yorumunu yapmayın.

Evet, olayları yakınen takip ediyorsanız, hukukçu olmanıza gerek yok. Sadece televizyon izleyerek bilgi sahibi olmaya çalışıyor olsanız bile, gayet iyi biliyorsunuzdur ki, basına intikal eden malum kişinin konuşmalarının bir kısmı 1994-1998 yıllarına ait ise de, bir kısmı da 1999, 2001 hatta ağırlıkla 2007 yıllarına ait!

Söyler misiniz “367 tartışmaları” ile ilgili konuşmalar, “Cumhurbaşkanı seçimi” ile ilgili konuşmalar, “ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu ile ilgili diyaloglar” vesaire, 1994-1998 yıllarına ait konuşmalar olabilir mi?

Konuşmalarda Erkan Mumcu’nun sıfatı, ANAP Genel Başkanı olarak geçtiğine göre, herhalde hiç kimse, Erkan Mumcu’nun, 1994-1998 yıllarında ANAP Genel Başkanı olduğunu iddia edecek değildir!

Yine 1994-1998 yıllarında, 367 tartışması olduğuna ilişkin iddiada bulunacak bir insan da yoktur herhalde!

Cumhurbaşkanlığı seçimi, 1999 yılında da yapıldı ama, o tarihte Abdullah Gül’ün aday olmadığını da bilmeyen yoktur sanırım..

O halde?

O halde niçin savcılık, Karadayı hakkındaki dosyayı Askeri Savcılığa gönderiyor ki?

Genelkurmay Başkanlığı’ndan 1999 yılında ayrılan bir orgeneralin, 2007’de yaptığı konuşmaları, o konuşmalarda geçen suç itiraflarını, askeri savcı nasıl takip edecek? Nasıl soruşturacak?

Yoksa, hayatının bir döneminde subaylık yapan herkes, artık tüm ömrü boyunca askeri savcının yetkisine mi giriyor?

Böyle saçmalık olur mu?

İşin daha vahim bir yanı var..

Askeri yargıda yıllardır tartışılan bir sorun var..

“Genelkurmay başkanları hakkında, soruşturma nasıl yapılır” hususu, kanunda bir boşluk olduğu gerekçesi ile, tartışılıp duruyor!

Kimisi “Genelkurmay başkanları hakkında ne suç işlerlerse işlesinler, soruşturma yapılamaz” görüşünde.

Bu kesimin taraftarları, “kanunda kuvvet komutanları için, askeri savcının yapacağı soruşturmanın, Genelkurmay Başkanı’nın iznine tabi olduğu”nu hatırlatıp, ekliyorlar: “Kuvvet komutanları için bir düzenleme var. Ancak Genelkurmay Başkanı için izni kimin vereceği, kanunda düzenlenmemiş. Dolayısı ile kanunda boşluk var.. Kanundaki boşluk doldurulmadan, Genelkurmay başkanları hakkında soruşturma açılamaz.”

Kimisi ise, kanunun gaye açısından yorumlanmasını önerip, Genelkurmay başkanları için de soruşturma açılabilineceği kanaatinde. Bu kesimin görüşü ise, “Hukuk devletinde hiç kimse yargıdan muaf olarak düşünülemez. Dolayısı ile, Genelkurmay başkanları için de, mevcut Genelkurmay başkanı izin vermelidir. Eğer mevcut Genelkurmay başkanı hakkında soruşturma açılması gerekiyor ise, görev süresi dolup, bir başka komutan o göreve geldikten sonra izin verilerek soruşturma açılması mümkündür!” şeklinde..

Olaya neresinden bakarsanız bakınız, sivil savcılığın “görevsizlik kararı” ile birlikte, olay kilitlenmiştir.

Bundan sonra askeri savcılığın, Hakkı Karadayı hakkında dava açmasını kimse beklememelidir!

Ancak küçük de olsa bir ihtimal var..

O da, görevsizlik kararına itiraz edilerek, kararın bozulmasını sağlamak.

Görevsizlik kararı bozularak, sivil savcılığın yetki alanında olduğu kabul edilirse, bu durumda “Genelkurmay Başkanı için izni kim verecek” tartışmasına da gerek kalmamış olacaktır.

Bakalım, görevsizlik kararına itiraz gelecek mi?

Devamında Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz hakkında ne karar verecek?

Sivil yargı, kendisini “yetkisiz” görerek, konuyu askeri yargıda unutulmaya mı terkedecek, yoksa elini taşın altına sokup, gerekeni mi yapacak?

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT