Karadavi aslında kendisiyle tartışıyor

24.09.2008 16:45

Bülent Şahin Erdeğer

Son günlerde yaşanan kimi açıklamalarla gündeme gelen Üstad Yusuf el-Karadavi’nin söylemi bu bağlamda irdelenmeli. Tavrın altında elbette modernite öncesine uzanan tarihsel mezhebi bakış açıları da önemli bir faktör.

Hatırlanacak olursa Üstad Karadavi, Saddam Hüseyin’in idamının ardından yaptığı konuşmayla gündeme gelmişti. Karadavi Saddam’ın “şehid” olduğunu iddia ediyordu. Zalim bir diktatör’ün sünnilik muhafızlığına soyunup İran’la savaşa tutuştuğu günler yeniden hatırlanır olmuş, Saddam gibi bir insanlık düşmanının işlediği katliamlar bir anda unutulmuştu…

Karadavi, Sünniler içerisindeki ılımlı tavrıyla tanınıyor. Kendisinin Müslümanların birliği yönünde ve Emperyalizme karşı tek vucut olunması konusundaki çabaları takdire şayan olmakla birlikte yer yer açığa çıkan bu gibi söylemler kendi söylemiyle çatışmıyor muydu? Muhammed Avva ve Fehmi Huveydi gibi Sünni dünyanın önde gelen isimlerinden, Darut Takrib başkanı Ayetullah Teshiri ve Muhammed Huseyn Fadlullah gibi Şii dünyanın önderlerinden Karadavi’nin açıklamalarına tepkiler geldi.

Karadavi, Şiiler’in şiileştirme çalışmaları içinde olduğunu,  Sünniler’in şiileştirildiğini iddia etmekte buna son verilmesini şiddetli bir ses tonuyla istemekteydi. Ayrıca tepki getiren açıklamasında Karadavi, Şiiler’in “kafir” değil ama “sapık” olduklarını, Kurtulacak tek fırkanın Sünniler olacağını iddia etti…

Üstad’ın aslında Sünniliğin ılımlı kanadından tekfirci kanadına cevabı olan bu söylemi dahi ne denli dışlayıcı ve yaralayıcı olduğunun farkında değil.

Bilindiği üzere Sünnilik içerisinde Suudi Arabistan merkezli Selefiyye ekolü, Sünnilik içinde yer alan 4 mezhebi sapıklıkla itham ediyor ve tasavvufçuluğu kafirlikle tanımlıyor. Selefiyye’ye göre Şiiler de tıpkı sufiler gibi kafirler. Bunun karşısında ise Klasik Ehl-i Sünnet çizgisinin ılımlı söylemini sahiplenen Karadavi gibi isimler ise Klasik söylemi dillendiriyorlar. Nedir bu söylem?

Klasik Ehl-i Sünnet söylemine göre Müslümanlar iki gruba ayrılır. En büyük halka’da Tüm Müslümanlar yer alır. Bu halkaya Ehl-i Kıble denmektedir. Ehl-i Kıble dairesinin içerisinde yeralan küçük halka ise Sünniliktir. Kendisini kurtulacak tek grup (Fırka-i Naciye) olarak tanımlayan Sünnilik kendisi dışında kalan tüm İslami grupları bid’at ve dalalet ehli olarak tanımlar. Bu yaklaşıma göre Sünni olmayan herkes sapıktır ve kurtulmanın tek yolu Sünni olmaktır. Bu keskin ayrıştırmaya rağmen Sünni olmayanlar genel halkaya dahil olduklarından doğrudan kafir ilan edilmezler. Hatta İslam kardeşliği hukukunda içinde muamele görürler.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız söylemin kendi içinde çelişkiler barındırdığını ifade etmeliyiz. Madem tek kurtulacak fırka Sünnilikse o halde helak olacak fırkaların Müslümanlığının anlamı nedir? Madem diğer sünni olmayan gruplar da Müslümansa nasıl olur da “sadece” sünni olanlar kurtulur? Sonuçta hem Sünnilik=İslam/kurtuluş deyip sonra da Sünni olmayanlara kafir dememek açık bir çelişkidir.

Durum diğer tarafta çok mu farklı? Elbette hayır. Şia da aynı tutum içinde maalesef. 12 İmam’ın velayeti’nin Allah tarafından belirlendiği dolayısıyla bu hükmü kabul etmemenin küfür olduğu Şii akaid kitaplarında yazmaktadır. Velayeti imanın şartları arasına sokan Klasik Şii söylemi’ni en iyi özetleyen şey ise şu rivayettir: “Ehli Beytim Nuh’un gemisi gibidir. Kim ona binerse kurtuluşa erer kim binmezse helak olur” Elbette ılımlı çizgide olan son dönem Şii uleması arasında “Şii olmayanların aslında Müslüman olmadıkları” dogması sorgulanmıştır. Bu sorgulama sonrası ılımlı görüş tıpkı Karadavi’nin şiiler hakkında düşündüğü şeyi sünniler için düşünür olmuştur. Bu düşünceyi şöyle özetleyebiliriz: “Şiilik yani velayete iman edenler mü’mindir. Ama Şii olmayanlar Müslümandır. Yani sapık ama Müslüman/ kurtulamayacak ama tekfir etmeyiz” söyleminin aynısını savunur olmuşlardır. Biraz önce Sünni düşünceye yönelttiğimiz soruları burada şiilere de sorabiliriz.

Bu bağlamda baktığımızda gerek sünni gerekse de şii söylem aslında aynı şeyi iddia etmektedir: “Tek kurtuluş kapısı/ Gerçek İslam benim ve benden olmayan sapıktır”

Hem Şiiler hem de Sünniler böyle düşündüklerinden Sünniler yüzyıllardır yüzlerce cilt kitap yazarak Şiileri hak yola çekmeye çalışmışlar, çekemediklerine de “hidayete erdirilecek sapık” gözüyle bakmışlardır. Aynı şekilde Şiiler de tek kurtuluş kapısının Şii İslam’ı olduğu önyargısı sebebiyle Şiiliği yayma çalışmalarını gayri müslimlerden önce Sünni kardeşlerine yönelik bir kampanya biçiminde sürdürmektedirler. Bu sebeple İran’ı ve Hizbullah’ı sahiplenme erdemini göstererek sünniliğini değil İslami kimliğini öncelediğini gösteren Üstad Karadavi’nin “sapık” açıklaması kendi kişiliğini gölgeledi.

Bu tabloda Üstad Karadavi diyor ki “Şiiler Sünnileri şiileştirmeye çalışıyor” Oysa itiraz ettiği, endişelendiği şey Şiilerin sapık Sünniliğin de tek kurtuluş yolu olduğu önyargısının aynısının şiiler tarafından yaşatılmasıdır. Oysa Sünnileri şiileştirmeye çalışanlar Üstad Karadavi gibi kendilerin hak kendilerinden olmayanların sapık olduklarını düşündüklerinden bu ameli yapmaktadırlar. O halde yapılması gereken şey Daru’t Takrib’in ilk kuruluş feslefesinde de işlenen şeyi başarmaya çalışmak olmalıdır. Mezheplerin birer ekol olduğu ve usullerinin İslam’ın kendisi olmadığı, ancak İslam’ı anlama çabalarından sadece bir çaba olduğunu hatırda tutmak…

Bu sebeple kişinin hak üzerinde olup olmadığı hangi mezhebe tabi olduğundan değil, Kur’an’ın temel ilkeleriyle ne kadar uyumlu bir akide ve amel sahibi olduğuyla ilgilidir. Müslümanlar’ın ortak noktalarda buluşmaları ve ortak noktalarda diyaloğa geçmelerinin birincil şartı birbirlerini sapık, bid’at ehli gibi yaralayıcı ifadelerle tanımlamamalarıdır. Sen Müslümansın ama sapıksın dediğimiz biriyle ortak noktada nasıl diyaloğa geçebiliriz? Bu gibi bir söylem’in vahdet’e götürmeyeceği açıktır. Kur’an ve Sünnet’in hem Şiileri hem de Sünnileri buluşturan temel ilkelerinde ne kadar tutarlıyız? Bunu konuşmalıyız. Bu tutarlılık Güney Lübnan ile Filistin arasındaki farkı ortadan kaldırıyor. Bu sebeple Şiilik/Sünnilik/İbadilik/Zeydilik gibi İslam yorumlarının hepsinden alınabilecek güzellikleri miras olarak alıp hepsinde bulunabilecek sorunlu yönleri ayıklamakla mükellefiz.

Fadlullah’ın şiiliği ile Seyyid Kutub’un sünniliği arasında renk farklılığı olduğunu aslında İslamiliklerinin önde olduğunu görebiliriz…

  • Yorumlar 39
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim