‘Kara Propaganda’ ve ‘kabakuvvet’ gösterisi ve de İran..

16.06.2009 17:27

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

TSK bünyesi içinde, ‘irtica ile mücadele’ adı altında hazırlanan kimbilir nice yüzlerce-binlerce örnekten bir diğerinin daha varlığı, medyaya yansıyınca..

Hiç değilse şimdi biraz, TSK’nın bu gibi çalışmalarına karşı toplumda bir tepkinin oluşup gelişmekte olduğundan sözedilebilir.. 

Halbuki, aynı medya, 27 Mayıs 1960’dan bu yana, her sosyal huzursuzluk ve karışıklık zamanında, hemen, silahların gölgesine sığınarak, kalemiyle, aynı suçlamaları kalemleriyle, mikrofonlarıyla, kameralarıyla yaparlardı.. Bunun son örneği, zamanın Gen. Kur. Başkanları ve diğer önde gelenlerinin ağzından, ‘1923’ten beri hep var olduğundan ve 1000 yıl süreceği’nden sözedilen 28 Şubat Zorbalığı günleri ve sonrası idi..

Açığa çıkan ‘irtica ile mücadele planı’nda çok ilginç tesbitler var.. ‘Ergenekon Yargılaması’nın sulandırılması, bazı cemaat evlerine baskınlar yapılarak, silah bulunduğuna dair, düzmece tertib ve haberlerin yayınlanması, AK Parti iktidarının yıpratılması içinkara propaganda’ya ağırlık önem verilmesi ve diğer hangi entrikaların tezgahlanması gerektiğine dair, Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanlığı’ndaki bir Kur. Alb.’ın imzasını taşıyan son belge, aslında hiç de şaşırtıcı değildir..

Son 50 yılı dikkatle takib edenler, bu gibi çalışmaların hep varolduğunu görürler..

Ama, bu kez, Gen. Kur. yaptığı açıklamalarda, geçmişi görmezlikten gelmek ve temizlemek dikkatini gösterse de, en azından bu çalışmayı kabullenmeye cesaret edemedi.. Yaptığı açıklamalar, bu çalışmayı yalanlamayıp, medyaya yansıyan ‘bu belgenin, TSK içinde hazırlandığına dair bir kanaatin oluşmadığı ve tahkikatın sürdüğü’ gibi, ‘aman bana bulaşmasın..’  korkusunu taşıyan bir tepkiyle karşılaşmıştır..

Tabiatiyle, bu arada Başbakan Erdoğan’ın, sırf konuyu görüşmek üzere, Genel Kurmay Başkanı’nı Başbakanlık’a çağırıp, kendisiyle uzuuuun bir görüşme yapması da, gelişmelerin ardında sürüklenmemek ve inisiyatifi kaybetmemek dikkatinin bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir ve bu tavır, bir çok entrikayı etkesiz bırakabilir..

*

Bu konuya daha sonra yazıda değinmek üzere, şimdi, İran’daki seçim sonrası gelişmelere ve sosyal gerilime değinelim:

12 Haziran günü, İran’da seçimlerin başladığı ve neticesinin açıklanmasından 24 saat öncelerde, şu değerlendirmeyi yapmıştım:

(.....‘Ve henüz bir ay öncelerde, seçimin favorisi olarak Ahmedînejad gösterilirken, şimdi durum sanki dengelenmiş gibi.. Ahmedînejad ile, Mûsevî arasında geçeceğe benziyor, asıl rekabet..

Ben rekabet diyorum, ama, tekrar ediyorum, Ahmedînejad, dışsiyasetteki gerilim siyasetini iç siyasete de taşıdı ve kendisine de, halkla yapılan meşveret uygulaması olarak nitelebilecek seçim kampanyalarına da,  kin, tahrik, bühtan ve -hattâ-, ‘aslında benim rakiblerimin zindana atılmaları gerekir..’ gibi tehdid argumanlarını soktu, iktidar için her şeyin mübah sayıldığı demokratik atraksiyonların yolunu açtı..

O böyle yapınca, halk kitlelerinin, nasıl davranacağı da tahmin edilebilir.. ..

Bugünkü seçimlerde ne olabilir?

46 milyon seçmen.. Genç bir kitle.. İşsizlik oldukça yüksek.. Gerçi borcu olmayan bir ülke.. ama, imkanlarını seferber etmekte çok başarılı olduğu söylyenemez.. Savaş sonrasında Refsencanî’nin başlattığı ‘yeniden yapım’ın ötesinde, toplumun hayatında hissedilecek şekilde fazla birşey yapılmış değil.. Ekonomi hâlâ da tabiî rayına oturmuş değil.. Enflasyon, resmî rakamlara göre yüzde 25.. Petrol fiyatlarının son yıllarda korkunç şekilde artması, Ahmedînejad’ın elini açtı.. Taşraya, köylere, küçük şehirlere büyük yardımlar yaptığı ve onun için, taşrada çok desteklendiği biliniyor.. Ancak, bu yardımlar yapılırken, taşraya, ‘tutulan balıkları vermek yerine,  balık tutma yönteminin öğretilmesi’ gerekirken, bunun yapılamadığı iddiası üzerinde de durmak gerekiyor.. Öte yandan, İran’da 75 milyon nüfusun yüzde 70’inin, üçte ikisinin şehirlerde yaşadığı de unutulmamalıdır..

Bu arada, İran’ın nükleer teknoloji yolundaki çalışmalarını dış dünyaya gürültülü bir şekilde yansıttığı için, bu çabaları Ahmedînejad’ın yaptırdığı havası etkili olabilir, kitleler üzerinde.. (....) Eğer, bugünkü seçimin sonucunda, Ahmedînejad, yüzde 50’yi aşarsa, mes’ele yok.. Bu, tamamen ihtimal dışı da değildir.. Onun kazanması durumunda, diğer rakibler ve onların tarafdarlarının bir problem oluşturması beklenmez..

Ancaaak,  eğer Ahmedinejad kılpayı kaybederse, tarafdarlarının kontrol edilmesinin zorlaşabileceği unutulmamalıdır.. Çünkü, 30 yıllık bir geçmişle hesablaşmaya hevesli tahrikçilerin devreye girmesi ihtimali vardır.. Ve asıl gücünü taşradan aldığı anlaşılan Ahmedînejad’ın da önlemeye yetmiyeceği gerilimli durumlar ortaya çıkabilir.. Çünkü, o kitleler Ahmedînejad tarafından o derecede gerilimli bir duruma getirilmiş bulunuyor..

Bugünkü seçimde yüzde 50’yi hiç bir aday aşamazsa, bir hafta sonra yapılacak olan seçimde, en fazla yüksek oyu alan iki aday arasında yapılacak olan ikinci merhale seçimde, Mir Huseyn Mûsevî’nin kazanma ihtimali artabilir..

Ne var ki, kim kazanırsa kazansın, bu seçimlerin yöneticilerin seçimi konusunda, halk kitleleri ile, İslamî mânada yapılan bir meşveret yöntemine iyi bir örnek olmaktan epeyce uzak olduğunu, tipik bir ‘demokratik’ mahiyet gösterdiğini üzüntüyle tekrar vurgulamak gerekiyor..

Kurulması için yüzbini aşan kurban verilen ve 8 yıllık savaşta da yüzbinlerce kurban verilerek korunan İran İslam Cumhuriyeti’nin; bu seçimlerden zarar görmeden çıkması ve ‘iktidar için her yolun mübah sayıldığı’ anlayışların bir daha hayat bulamaması temennisiyle.. )

*

Evet, seçim öncesindeki tesbit ve değerlendirmelerimin bir kısmı böyleydi..

Ve seçimler, yapılan resmî açıklamaya göre, yüzde 63 gibi bir açık ara ile, Ahmedînejad’ın kazanmasıyla neticelenmiş durumda..

İşin doğrusu, Ahmedinejad’ın birinci merhalede kazanması ihtimali öngörülmüştü, ama, bu kadar açık bir başarı, -bana göre- ihtimal dışıydı..

Birinci yanılgım burada..

İkinci yanılgım da, seçimin ‘Ahmedînejad tarafından kılpayı kaybedilmesi durumunda, hele de onun tarafdarlarının tepkilerinin kontrolünde zorluk çekilebileceği ve diğerlerinin sonuçları sukûnetle karşılayacakları’ yönündeki kanaatimin doğru çıkmamasıyla ortaya çıktı.  Çünkü, seçimi, bu kadar açık bir farkla kaybedeceğine asla ihtimal verilmeyen Mûsevî tarafdarlarının böylesi şiddetli tepki ve hattâ tahribata varan şiddet gösterilerini öngörmemiştim..

Bunlar bana aid yanılgılar..

*

Başkalarına aid yanılgılar, hatalar yok mu?

Önce... Seçim sabahı, İİC sistemi içindeki en yüksek makam sahibinin, oy verirken yaptığı ve  televizyondan da verilen konuşmasında,  halkın, İslam dünmanlarını sevindirecek şekilde oy kullanmamaları’ hatırlatmasından başlayalım..

Yüzlerce aday arasından, süzgeçten geçirilerek 4’e indirilen adayların ‘hangisi kazanırsa kazansın, İslam İnkılabı’nın temel ölçü ve değerlerine bağlılıkları ve zarar vermiyecekleri’  kabul edilir.. Esasen, o filtrasyon, o süzgeçten geçirme de bunun içindir.. 

Böyleyken.. Bu 4 adaydan bazılarının kazanması halinde İslam düşmanlarının sevineceğinden söz edilecek idiyse, o zaman, bu süzgeç ne demekti?

Kaldı ki, süzgeçten geçirilip, halkın tercih ve reyine sunulan 4 adaydan hele de Ahmedînejad dışındakiler, İslam İnkılabı’nın 30 yıllık geçmişinde, en üst seviyede ağır sorumluluklar yüklenmiş, en çetin mücadeleri omuzlamış isimlerdi.. Onların o en yüksek sorumlulukları taşıdıkları dönemde, Ahmedînejad’ın esamesi okunmazdı, bile..

Bir diğer konu.. Seçim hilelerinin olup olmadığı üzerinedir..

‘Asla olmamıştır’, demek, ‘mutlaka olmuştur’ demekten daha kolay değildir.. Her şeyden önce, hukûken muteber olan maddî delillerini ortaya koymak , bir çetin mes’eledir..

Ayrıca bu gibi dönemlerde yapılan ‘kara propaganda’ taktikleri ve kaba kuvvet gösterilerinin devreye daha  karmaşık yöntemlerle girmesi de kaçınılmazdır..

Ama, hele de yüksek gerilimli ve sosyal saflara bölünmenin şiddetli gerilim zamanlarında, hukuka uygun birçok hile veya manipulasyonların olabileceğini baştan kabullenmek gerekir..

Kaldı ki, bir takım şeklî seçim zaafları var ki, bunlar, gerilimin yüksek olmadığı zamanlarda önemsenmeyebilir.. Ama, bu gibi gerilimli hallerde, bu zaaflar ihtimalleri güçlendirici etki yapar.. Meselâ, oy sandıklarının büyük çapta, mühürlenmiş olsalar bile, basit bir iple sarılı mukavva kutular olması, bu gibi ihtimallerin güçlenmesine daima zemin hazırlar..

Ancak, bu gibi ihtimaller, sadece seçimi kaybedildikten sonra değil, daha baştan, görülmeli, görülebilmelidir..

Keza, oy verilmesi sırasında, çoğu yerde yaşanan şeffaflık ve oy sayımında ise, kısmî bir gizlilik de şaibelere vesile olabilir diye önceden görülebilmeliydi.. Seçime katılanların gözlemcilerinin sandık başında ve sayım ennasında bulunmasına karşı psikolojik baskı unsurları ve ayrıca, seçim işlerinin iktidardaki İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir kurum tarafından düzenlenmesi, en büyük zaaflardan..

Bir diğer konu, seçim sabahı, İnkılab Muhafızları Ordusu’ndan ‘İnkılaba zarar vermeye kalkışabilecek kıpırdanışlar olursa, bunların ezileceği’ şeklinde, bizdeki acaib muhtıraları andıran bir açıklamanın yayınlanması..

Bu gibi açıklamaların, bir takım korkular, endişeleri içerdiği tahmin edilebilir ve tazyik olunan şey, genişler.. Nitekim, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra, Tahran’da Mûsevî’yi desteklemek için yapılan gösteriye yüzbinlerin ve hattâ, milyonların katıldığı bildirilmekte.. Bu arada, Ahmedînejad’ın en hızlı tarafdarı olan Kayhan gibi bazı gazeteler, Mûsevî’yi, kocaman başlıklarla, tahribçilerden uzak durmaya çağırırken, ağır ve üstü kapalı ithamlarla suçlamayı sürdürüyorlar..

Bu arada Mûsevî’ye destek veren kesimin içinde, İnkılab’a karşı temelden karşı çıkanların daha fazla olduğu gibi bir görüntü de bir ayrı konu.. Aslında Mûsevî’nin inanç ve düşünce dünyasına da karşı çıkan kesimlerin bile, Ahmedînejad ve etrafında şekillenen kesimlere karşı, Mûsevî’nin şemsiyesi altında toplanmayı kabullenmesi, ona sığınmaları düşündürücüdür ve üzerinde düşünülmelidir.. Çünkü, hangi kesim olursa olsun, o itiraz edenler de milyonlar halinde, o ülkenin halkıdırlar..

Şimdi, Mîr Huseyn Mûsevî’nin yaptığı itirazlar üzerine,  İnqılab Rehberi’nin desturuyla, ‘Şûrâ’y-ı Nigehban’ (İslam Cumhuriyetini Gözetleme Şûrâsı), bazı yerlerde oyların yeniden sayılmasını kararlaştırmış bulunuyor.. Ancaak, Mûsevî, bu uygulamadan ümidli gözükmediğini, çünkü bu hey’etin, Ahmedînejad’a açık destek veren kimseler olduğunun bilindiğini açıkça belirtiyor..

Şiddet yöntemli protesto gösterilerinin, hadiselerin gelişmesi halinde, seçimlerin yenilenmesi gibi bir noktaya varılabilir mi?

Bu, çok uzak bir ihtimal ise de, imkansız denilemez.. olar

Çünkü, çok kesin ve dirayetli kararlar alabilen yönetim, geçmişte, Prof. Hâşim Agacerî hakkında kesinleşen, amma, dönemin C. Başkanı M. Khâtemî’nin kesinlikle karşı olduğunu açıkladığı bir idâm hükmünü, üniversitelerde meydana gelen büyük karışıklıkları takiben, beklenmiyen bir şekilde,  yeniden yargılanmasına hükmederek, konuyu yatıştırmanın yolunu denemişti.. Şimdi de, gelişmeler kontrolden çıkacak gibi olursa, seçimlerin yenilenmesine bile giddilebilir.. Ancaak, yukarda saydığım mahzurlar giderilemezse, bırakınız dışarıyı, içerde de tartışma konusu olursa, o yenileme de fayda vermeyebilir ve İnkılabın temel değerleri ve Velayet-i Faqih başka olmak üzere temel kurumların yönetim mekanizmasının işleyişi zarar görebilir ve dahası, yenilen her tarafın, seçimlerin sonucunu kabul etmemesi gibi bir sosyal laçkalaşma yolu da açılabilir..

  • Yorumlar 7
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim