Kapitalizmde kurban...

29.11.2009 01:17

Atilla Özdür

Çocukluğumun kurban günlerinde dedemle birlikte Fatih Camii’nin avlusuna giderdik...

Sur içindeki sayısı üçü beşi geçmeyen satış yerlerinden birisi de Fatih Camii avlusu idi...

Harp evveli ve sonrası yıllarında Türkiye daha henüz kapitalizmle tanışmamış ve halkın aile yapısı da incelmeye başlamamıştı...

Kurbanda mükellef olmaya başladığım yıllar 60’ların sonlarına düşer. Kurbanlık için Yedikule’den sur dışına çıkıp Topkapı Edirnekapı’lara doğru uzanırdık. İlk zamanlarda büyükbaş satanlara rastlanamazken, daha sonraları yavaştan yavaşa küçükbaş gübreleri sığır gübreleriyle karışmaya başladı...

Bu dönem, köyden şehre akış ile birlikte vahşi kapitalizmin de kıçını yere sağlamcasına yapıştırma çalışmalarını hızlandırdığı dönemdir...

Bu dönemde gecekondulaşma ivme almış, aile yapımız da ufalma sürecinde epeyi mesafe kat etmiştir...

12 Eylül ve Demirel Süleyman’ın ona çanak tutan 24 Ocak kararları, eski Türk seciye ve ahlakıyla Müslümanın da tabii, aile yapısının iflah etmez tefessühünün alt yapısını hazırladı...

Birkaç yıldır görünen odur ki, büyükbaş, kurban pazarlarının mutlak hakimi olmuş... Büyük aile ölüp gitmiş, mezarında otlar bitmiş....

Huzurevi yetmezliği de, memlekette, kronik hal almış...

¥

Müslümanlar, tek parti yasakları altında yaşadıkları ve pazarın da kapitalizm tarafından bozulmadığı yıllarda, yoksulluk ve yoksunluk halkın müşterek ve karşı konulamaz kaderini oluşturmaktaydı... İşte harp öncesinin ve hemenki sonrasının o karanlık günlerinde, Müslümanlar, büyük aile hayatını yaşadıkları için, köy ve kasabalardaki büyük ailenin üç beş ferdi birleşerek büyükbaş keserdiler... Tek ev, tek mutfak, tek ocak ve tek ailenin tek kileri...

Ve tek kurban, çoğunlukla da büyükbaş...

Kimsenin payı kimsenin hırs ve hasedini çekmiyeceği için, tek büyükbaş kesildiğinde, kurban ibadetinin de sıhhatine su kaçmazmış... Şehirlerde ise, sakinlerinin mali ve fiziki gücü büyükbaşı haklamaya kifayet etmediğinden ve de boğazlama işlerinde tecrübesinin de bulunmadığından, mükellefler, küçükbaşa yönelirlerdi...

Şimdi insanlarımızın homos ekonomikus’yanı kabarık durumda... Birbirimizin malını, parasını, post üzerindeki pozisyonunu, cirosunu, karısını kızını demeyelim amma ortak işlere kalkıştığımızda karşımızdakilerin payını kıskanmadan edemez hale düştük, düşürüldük...

Asker darbelerinin en büyük kötülüğü, alevlendirdiği bu kıskançlık damarından ötürü mükellefin büyükbaşa yönelmesi olmuştur... Buna bağlı olarak da dahası, bu kesimlerin ibadet olma vasfını da lekeleyip yok ettirmiş olmasıdır... Hiç değilse bu darbelerin daha önceki yıllarda nisbeti çok düşük olan bu ihtimali anormal denecek biçimde artırmasıdır...

¥

Sadede gelelim...

Kapitalizm, daha doğrusu Türkiye’nin kendi içine yönelik kendi halkını sömürücü nitelikteki vahşi kapitalizmin eski Türkiye’nin ahlak, kültür ve estetik normlarını altüst ederek kendine göre yeniden şekillendirip karakterize ettiği insanların ortaklaşa büyükbaşa yönelmeleri, kendi kendilerini aldatmaktan öteye gidemez...

Demek istediğimizin açıkçasına gelelim... Büyükbaş kesenler, yaptıkları bu işleriyle kurban ibadetini yerine getirdiklerini sanarak avunuyorlar.

Şehirlere büyükbaş girişi yasaklanmalı...

Bu yasak, bilhassa köylük yerlerde pek yaygın olan erkek egemenliğini Müslümanlığın şanından sanıp karısına etmediği zulmü bırakmama geleneğinden mülhem işkence alışkanlığının şerrinden koruması bir yana, takke tesbih düşmanlarının Müslümanın şahsında İslâm’a hırlama fırsatını da ellerinden almış olur...

Tek tek de olsa, kesim panayırlarında meydana gelen vahşet, fırsat düşkünü ehli cenabet objektifinden arenalara yansıtılmış erkek egemen kepazeliklerinden başka bir şey değildir...

Kepazeliklerin Müslümanla ilgisi, Müslümanlıkla da her hangi bir bağı yoktur...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim