1. YAZARLAR

  2. Namık Çınar

  3. Kapitalizm, emperyalizm ve sol
Namık Çınar

Namık Çınar

Yazarın Tüm Yazıları >

Kapitalizm, emperyalizm ve sol

A+A-

Taraf, nasıl ki devletin, bu vakte değin âdetâ açık denizlerdeki gerçeklerden kaçırarak saklayageldiği yalan yüklü teknelerini artık o bahane koylarında tutamayacak olmasına sebep olduysa; onun şimdi de sığınak barındıran tüm toplumsal kesimlerinin ve bu arada “sol”un, kendisini sorgulayıp yüzleşmesine katkıda bulunmasında yadırganacak bir hâl görmüyorum ben. Aksine, tersi olsa şaşarım.

Bakmayın, kim olsa tedirgin olurdu ilkin, istifinin bozulup keyfinin kaçırılıyor olmasına. Lâkin önemli olan, mazide ne olduğunun âtî tarafından doğrulukla bilinmesi değil midir? Zira miras usule değil, füruğa doğru yürür çünkü. Ayıptır söylemesi, meselâ ben dahi zaten o tutuculara değil, onların çocuklarına ya da torunlarına ve tabii ki değişime kapalı olmayan dostlara yazıyorum, diyeceklerimi.

Hiçbir şeyin sabitesi yoktur, bana göre. Bir parametre değişmişse, bütün sistem değişecek demektir. Tüm yapı a’dan z’ye o değişken üzerinden yeniden ele alınmazsa, bundan böyle mesken tutacağımız yer sadece yanılgı batağı olacaktır.

Tartışılmasına izin dahi vermediğiniz çoğu doğrunuzun yalan yanlış bilgilerle donanıp donanmadıklarını nasıl anlayacağız?

Örneğin sol’un en rahat ettiği masun koylardan biri de “emperyalizm” barınağıdır. Tarihimizin bütün çıkmazlarını buraya yığabilir; sorunların müsebbibi olarak dış düşmanları işaret ederek, popülizm yapabileceğiniz alanınızı, şirin görünmek üzere geniş tutabilirsiniz.

“Geçimlik Ev Ekonomisi” düzeyinden öteye gitmeyerek, “Pazar İçin Üretim” yapmayan bir Osmanlı coğrafyasının, dünya emperyalizminin at koşturduğu 18. ve hâttâ 19. yüzyıllar boyunca, kapitalizmin küresel ölçekteki gelişmelerinin kapsamlarına alınmadan nasıl sömürülebildiği, açıklanmaya muhtaç bir konu olarak durmuyor mu karşımızda?

Osmanlı’nın dış ticareti bir sömürge ticareti olmadığına ve ayrıca, dünyanın o sıralardaki hegemonik gücü olan İngiltere’nin toplam dış ticareti içindeki payı bile yüzde 1’in altında kaldığına göre, siz bu durumda geri kalmışlığımızı nasıl olur da kalkıp emperyalizme fatura etme kolaycılığına kaçarsınız?

Emperyalizm kasıp kavurdu kavurmasına ortalığı da, sizi değil ama. Sizi sömürmeye değer bile bulmadı, doğrusunu isterseniz. Toplumlar, sömürülerek ve her türlü zenginlikleri yok pahasına talan edilerek geri kalırlar; fakat bir de, hiç uğranmayarak, dünyanın ticarileşme trafiklerine sokulmayarak, kendi kapalı ekonomisiyle bir başına bırakılıp etrafından dolaşılarak da geri kalırlar.

İyi bir halt yemişiz gibi, biz de zaten bir yandan, tarihsel egemenlik alanımızdaki bu topraklara, hiç kimsecikleri sokmadığımızla böbürlenerek, yalnızlıklar senfonisini öğretip durmuyor muyuz, okullardaki çocuklarımıza? Ekonomi ile ilgisi, sadece kendi hazinesine giren paraların mali sonuçlarıyla sınırlı kalan ve öve öve yere göğe koyamadığımız fiskalistik yapıdaki Osmanlı’nın; kontrolünde tuttuğu toprakların her biri karışında güvensizliğin kol gezdiği, o yüzden de kendisinden kaçılan boğucu bir atmosferi içerdiği, bugün dahi doğru dürüst görülüp söylenebilmiş değildir henüz.

Günümüz Türkiye’sinde bile, çoğu kimsenin tüylerini her şeylerden daha çok diken diken eden “liberal değerler”in naifliği ve bilinmezliği, bu yurdun en yabancı kaldığı yaşam anlayışlarının “özgürlüklere dayalı dünyalar” olduğuna en önemli karine sayılsa yeridir bana göre. Ve Türkiye insanının en nefretle baktığı milletlerin dahi Amerika ve İngiltere gibi, liberal değerlerin beşiği olan yerlerden çıkıyor olması da bir rastlantıya delâlet etmez, kanımca.

İşte bu düşüncelerin ışığında olarak, 16. yüzyıldan bu yana aşama aşama gelişen kapitalizmin işbölümü süreçlerinde, topraklarımıza tekabül eden hangi tarımsal ve sınai ürünler ve de hammadde rezervleri dünya pazarlarında sömürü metaı olmuşlardır; ortaya koymak gerekmez mi bütün bunları?

Kapitalizmi anlamadan; hâttâ “vahşi kapitalizm” diye kestirip atmayıp yeryüzünde bir sürü kapitalizmler olduğunun ayırdında olmadan; hâttâ ve hâttâ var olan ekonomilerin tümünün de aslında sadece kapitalizmler olduklarını görmeden, nasıl sosyalist olabilesiniz ki? Küresel çevrimin kapitalistik olduğu bütünsel bir çerçevede, öyle dendi diye, sizinki gibi bir çizgide sosyalist olunacağına kanmak, bilgisizliktir olsa olsa.

Sömürü sözcüğünü de o kadar olur olmaz, o kadar yerli yersiz kullanıyorsunuz ki; bu yolla körpecik beyinlere, uluslararası ilişkilere ihtiyatla bakacakları ve sadece Kuzey Kore’ye imrenecekleri bir alan bırakıyor gibisiniz âdetâ.

Düşünülmeden sarfedilmiş bir yalnızlık imgesiyle malûl, lâkin kulağa pek hoşmuş gibi gelen “tam bağımsızlık” düsturuyla, meselâ Cumhuriyet boyunca, Levant’ın kapısını dünyaya açan tarihsel önemdeki İskenderun Limanı’nı Suriye istedi diye korkulara sararak, kapatıp köreltiverdik, kendi içimizde. Aynı şeyleri Edirne ve Kırklareli’ne de uygulayıp; düşmana “yaklaşma istikameti” olur kaygısıyla, oralara yol dahi yapmadık, daha düne kadar. O yüzden de, asıl düşmanımız olan “yoksulluk” kol gezdi karış karış, yıllarca bu ülkede

Eğer bir nebze olsun canlandı ise, Menderes-Özal-Erdoğan süreçlerindeki liberasyonlarla kıpırdadı da canlandı bu memleket. Ama bu süreçlere, emperyalizmin uşaklıkları gözüyle bakıyorsunuz, sahi siz.

Buna rağmen size önerim, çağlar boyuncadır tutsağı olunan ve birey olarak sizi de yok sayan o mendebur kolektivizmden yakanızı kurtarabilmenizdir, bir an önce. Özgür bir birey olmadan, geçin sosyalistliği, hiçbir şey olunamaz çünkü.

cinarnamik@hotmail.com

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT