Kapatma dâvâsının perde arkası

20.03.2008 08:45

Hasan Celal Güzel

AK Parti hakkında kapatılma dâvâsı açılmasıyla, Türkiye'de 'Yeni İttihatçı' cuntanın maskesi düştü. CHP tek parti faşizminden beri devam eden oligarşik tahakkümün oyunları açıkça ortaya çıktı.
27 Mayıs Darbesi'nde, muhalefetteki CHP'nin Millî Birlik Komitesi cuntasıyla ilişkileri bilinmekteydi. Milletin büyük çoğunluğunun sevgisine mazhar olan Menderes ve iki değerli bakan, alçakça şehit edilmekten kurtulamadılar. 27 Mayıs'ta, askeri darbe cuntası, Yassıada Mahkemesi, darbe sonrasında bakan yapılan fetvacı profesörler ve basın işbirliği vardı. 1961 Anayasası, millî iradeyi kısıtlamak için çıkarılmış bir
darbe anayasası idi.
12 Mart Muhtırası da, ordunun içine sızan marksist darbecilerle CHP'lilerin işbirliğiyle verildi ve 1969'da halkın büyük çoğunluğuyla seçtiği AP, bu ittihatçı jakobenlerin dayatmasıyla iktidardan uzaklaştırıldı.
12 Eylül Darbesi, Millî Güvenlik Konseyi cuntası tarafından yapıldı. Bu darbede de, gene eski CHP'lilerin tahriki ve basının desteği vardı. Darbecilerin âleti olan bir kısım hukukçular, millete bir
dayatma olarak 1982 Anayasası'nı hazırladılar.
28 Şubat Darbesi, muhalefetteki CHP/DSP'lilerin Batı Çalışma Grubu cuntasıyla işbirliği neticesinde ortaya çıktı. Baykal'ın, Cunta'nın ikinci adamı Çevik Bir ile temasları bilinmekteydi. Cuntacılar, Genelkurmay'daki irtica brifinglerine yüksek yargı kuruluşlarının mensuplarını, savcıları, hâkimleri çağırdılar ve onları tesir altına alarak politikalarına âlet ettiler. Zamanın Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, cuntayla temas hâlindeydi. Sonunda, halkın oylarıyla birinci parti olan RP'yi sudan sebeplerle kapattılar. Daha sonra, yerine kurulan FP de kapatılmaktan kurtulamadı. Tabii, gene bazı üniversite mensupları ve medya, bu antidemokratik dayatmaları desteklediler.
***
AK Parti, 2001'de kuruldu. Cumhuriyetin ilkelerini ve laikliği benimseyen 'muhafazakâr demokrat' bir siyasi parti oldu. Kurulduktan yaklaşık 15 ay sonra 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri'nde yüzde 34,5 oranında oy alarak tek başına iktidara geldi. Artık Türkiye'de, eşi başörtülü olan başbakanlar ve bakanlar vardı. Yeni ittihatçı despotlar, bu durumu aslâ hazmedemediler. AK Parti İktidarı, halk çoğunluğunu memnun eden önemli reformlar ve icraatlar gerçekleştirdi. Türk demokrasisi artık rayına oturmaya başlamıştı. Ancak bu olumlu gidişat, başta Cumhurbaşkanı Sezer olmak üzere bütün demokrasi aleyhtarlarını rahatsız etti. YÖK isyan bayrağını açtı. Fetvacı kara cübbeliler 'İstemezük' diyerek ayaklandılar. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay iktidara cephe aldılar. CHP, her zamanki gibi askeri tahrike başladı. Medya da cazgırlığını unutmadı. Ancak, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün demokrasiden yana tavır almasıyla bir darbe önlendi.
2007'de Cumhurbaşkanı seçiminde, CHP, 'son kale' olarak tanımladığı Cumhurbaşkanlığını elinden kaçırmamak için, İttihatçı geleneği icabı, ülkedeki bütün jakoben güçleri örgütledi. Anayasa Mahkemesi üzerinde baskı kurularak, hukuk tarihimize '367 ayıbı' olarak geçen 9-2'lik siyasi karar alındı. Bununla da yetinilmedi. 27 Nisan 2007'de gece yarısı 'internet muhtırası' verildi. Artık, seçimlere gitmekten başka çare kalmamıştı.
22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri'nde, bu antidemokratik dayatmaların da tesiriyle, AK Parti bu defa yüzde 47 oranında oy alarak tekrar seçimi kazandı. 550 milletvekilinin 340'ını almış ve tek başına iktidara gelmişti. Artık İttihatçı oligarşi için AK Parti'yi kapatmaktan başka 'çare' kalmamıştı. Üç yıl öncesinden Yargıtay Başsavcısı Nuri Ok'un açtığı kapatma dosyasının tamamlanmasına hız verildi.
Jakoben oligarşinin kapatma kararı, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle perçinleşti. Özal'dan sonra bir halk çocuğunun daha bu makama gelmesi hazmedilememişti. Oligarşik zorbalığın hırsı o derece fazlaydı ki, kapatma iddianamesinde Cumhurbaşkanı'nın isminin yer almasındaki hukuksuzluğa bile aldırmamışlardı. Çağdışı 'başörtüsü yasağı'nın
kaldırılması için Anayasa'nın değiştirilmesiyle, İttihatçı azınlık düğmeye bastı. Bu, milli iradeye ve milli egemenliğe karşı hazırlanan bir komplo idi.
***
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa'nın, Özkök Paşa gibi, demokrasiden yana tavır koyması ve başörtüsü konusunda CHP'nin beklediği desteği vermemesi, AK Parti'nin kapatılması senaryosunun âcilen uygulamaya konulmasına yol açtı. CHP 'liler, bir yandan kara harekâtını bahane ederek Büyükanıt Paşa'yı yıpratmaya çalışırken, diğer yandan da askerin içindeki müdahale taraftarı odaklarla ilişkiye geçtiler.
Ankara kulislerinde, eski Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun bu istikametteki faaliyetlerinden söz ediliyor. Bu arada, Yargıtay Başsavcısı'nın da CHP, asker ve bazı AYM üyeleriyle temasından bahsediliyor. Anayasa değişikliğinin onayı sırasında, Cumhurbaşkanı Gül'e kanunu iadesi konusunda baskı yapıldığı da anlatılıyor. Ayrıca, darbe öncesi ortamı hazırlamak için eylemler yapan 'Ergenekon Çetesi'nin de konu ile bağlantısı ileri sürülüyor.
***
Hedef açıktır: Sezer'in atadığı AYM üyelerinin de desteğini alarak AK Parti'yi kapatmak... Bunu yaparken asıl hedefin, yasaklı hâle getirerek Erdoğan'ın liderliğini bitirmek olduğu gün gibi âşikârdır. Böylece, AK Parti yerine kurulacak partinin de önü kesilmek isteniyor. Bu arada, kapatmaya engel olmak için yapılacak anayasa ve kanun değişikliklerinin de Anayasa Mahkemesi'nden döneceği, daha şimdiden ilân ediliyor.
***
İşte, AK Parti'nin kapatılma dâvâsının perde arkası... Lâkin
bu oyunlar, zorbalıklar, dayatmalar hiçbir netice vermeyecektir. Önünde sonunda Türk Milleti, milli egemenliğine sahip çıkacaktır.
Bana söyler misiniz, 70 milyonluk nüfusu Arabistan çöllerine sürüp Fransa'dan laikçi bir halk mı ithal edeceksiniz?!..

Radikal gazetesi

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim