1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Kaos Senaryolarının Çözümü Korku Senaryoları mı?
Kaos Senaryolarının Çözümü Korku Senaryoları mı?

Kaos Senaryolarının Çözümü Korku Senaryoları mı?

Batılı kaosçular dışında ne fail bırakıyorsunuz ne de çözüm adresi gösteriyorsunuz. Herşey havada ve buharlaşmaya mahkum, bu kaos senaryoları karşısında.

A+A-

HAKSÖZ HABER

İslam dünyasında yaşanan kaosa ilişkin tahlillerde “Kaos Senaryolarının Çözümü Çözümsüz Korku Senaryoları mı?” dedirten cinsten tespitlere şahit olunmakta.  Batılı ülkelerin İslam dünyasındaki gelişmelerde merkezi güçleri güçsüzleştirip, örgütler üzerinden kaos projeleri yürüttüklerine ilişkin senaryolar hakkında yazıp çizenler hem yerel failleri masumlaştırdıklarının, hem de direnişçi güçlere olan mesafeleri ve “güvensizlikleri” üzerinden, mezkur coğrafyalara “çözümsüzlük” önermekten başka bir işlev görmediklerini fark edemiyorlar.

Batılı güçlerin gelişmelerle bağlantılı olmak kaydıyla değil de, daha en başından “üst akıl sahipleri”nin ürettikleri kaos projelerini harekete geçirdiklerini öne sürenler içerisinde, bu kaosun aynı Batılı güçlere nasıl bir maliyet tablosu çıkardığını hesaplayanına bugüne dek rastgelmedik.

“Mısır ve Yemen Suriyelileştirilmek isteniyor ve sıradaki ülke Türkiye” diye bir tahlil yaptığınızda bunun elbette ki tartışmaya açık yönleri vardır. Ancak “Yemen’de ABD ve Fransa mı yoksa İran ve Suud mu etkili? Varolan örgütlü yapıları buralarda kim destekleyip besledi? Suriye’yi kaosa Esed ve İran mı yoksa ABD-Batı mı sürükledi? Ya Irak’ta, kimin cürmünün bakiyesini devraldık?” soruları bu durumda havada kalıp buharlaşmaktadır. Üstelik buralarda mücadele veren örgütleri tamamen “piyonlar” hükmüne koyup olan biteni kavrayamayan “varoşların kullanışlı gençleri” konumuna oturtmak, bu yüksek stratejistlerin çıkmaz sokağı gibi görünmekte. O sokağı terk etmeye hiç niyetlerinin olmaması bir yana, tıpkı Mısır’da olduğu gibi “Peki ne çözüm öneriyorsun?” sorusu da kaçınılmaz olarak akıllara düşüyor. Çünkü Batılı kaosçular dışında ne fail bırakıyorsunuz ne de çözüm adresi gösteriyorsunuz. Herşey havada ve buharlaşmaya mahkum, bu kaos senaryoları karşısında.

Mısır örneği de tam buna denk düşüyor. İhvan geleneğinde yüzlerce binlerce şehit de verilse zinhar isyan, ayaklanma, şiddet yoktur; o halde son günlerde yapılan açıklamalar da siyasi olarak ciddiye alınmamalıdır. Çünkü bu ortama girildiği takdirde, maazallah Sisi dönemini bile arar hale gelebilir Mısır halkı. Madem ki kaos senaryolarında sıra Mısır’a gelmiştir; o halde İhvan “sabrı” kuşanıp oturmalıdır oturduğu yerde!

İbrahim Karagül’ün alıntıladığımız yazısı bizlere bunları hatırlattı:


Yemen ve Mısır’ı Suriyeleştirmek..
İbrahim KARAGÜL

Nijerya’dan Afganistan’a kadar “örgütler üzerinden yürütülen” bir tür coğrafya savaşı yaşanıyor. Kimsenin pek dikkat etmediği bu gerçek aslında, 21. yüzyıla dönük yıkım veya kaos senaryosunun en önemli ayağıdır.

Yeryüzünün ana eksenini oluşturan ve genel hatlarıyla “Müslüman kuşak” olarak tanımladığımız bölge; enerji kaynaklarını, enerji koridorlarını, deniz ticaret yollarını ve kara ticaret yollarını barındırıyor.

Yani yeryüzünün kaynaklar ve jeo-ekonomik koridorlarının ağırlıklı bölümü bu kuşakta yer alıyor. Sadece bu yönüyle bile merkez güçlerin olağanüstü nüfuz ve güç kavgalarına sahne olurken, hemen her ülke bu kuşakta bir ileri cephe inşa ediyor.

Bu cepheler, eski otoriter rejimler yani eski dostlar, dışarıdan müdahaleyle oluşturulan, Mısır cuntası gibi, eski moda iktidarlar ve en önemlisi de bütün bölgeye saçılan örgütler üzerinden inşa ediliyor. Zayıflayan rejimler ya gözden çıkarılıyor ve örgütlerin insafına terkediliyor ya da, Mısır’da olduğu gibi, eski moda darbelerle, ayakta tutulmaya çalışılıyor.

Kaos senaryosunun asıl sebebi

Ağırlıklı olarak Batılı ülkelerin, söz konusu kuşağa Birinci Dünya Savaşı’ndan çok daha baskın bir şekilde müdahale ettiğini, ülkeleri parçaladığını, istikrarsızlaştırdığını, şehir devletleri ölçeğinde devletçikler inşa etmeye çalıştığını, gelecekte birçok ülkenin benzer senaryolarla yüzleşmek zorunda kalacağını not etmekte yarar var.

Kaynaklar ve ekonomik koridorlar üzerinde yürütülen paylaşımdan çok daha önemli bir müdahale sebebi daha var: İslam kuşağının 21. yüzyıla dönük bütün küresel iktidar hesaplarını altüst edecek bir söyleme, bir itiraza ev sahipliği yapıyor oluşu. Bugün yaşadığımız, gelecekte çok acımasız örnekleriyle yüzleşeceğimiz müdahalelerin asıl sebebi aslında budur.

Birinci Dünya Savaşı sonrası ilk kez bir başkaldırı, ilk kez bir özgürleşme bilinci gelişti ve bu bilinç, siyasi ve ekonomik bütün hesapları bozacak bir güce ulaştı. Eskimiş yerel iktidarlar artık vesayet aracı olarak yeterli olmuyor. Bu rejimleri revize etmek de kitleler için ikna edici olmuyor.

Özgürlük, refah ve adalet uğruna yürütülen mücadeleler ise en büyük tehditlerden biri olarak algılanıyor. Çünkü bu hareketlerin amacına ulaşması ile, 20. yüzyıl boyunca devam eden vesayet kökünden sarsılacak, Batılı ülkeler ilk kez bölge dışına itilmiş olacak.

Şu an için, bölgeye yönelik müdahalenin ana ekseni, merkezi güçleri eritip, iktidar alanlarını dağıtıp, uzun süreli bir kaos dönemi oluşturmaktır. Dikkat ederseniz, sözünü ettiğim harita içinde bulunan her ülkede örgütler alabildiğine öne çıkmakta, güçlenmekte, kaos senaryosuyla örtüşecek şekilde çatışmaları genişletmektedir.

Özgürlük mücadelesi mi, örgütler mücadelesi mi?

2003 Irak işgali sonrası merkezi iktidar alanı zayıflatıldı ve Irak tamamen örgütlerin inisiyatifine terkedildi. Bu ülke için hiçbir şekilde çözüme ve istikrara odaklı bir girişim olmadı. İşgalden bu yana on iki yıl geçti ve Irak’ta örgütler savaşı inanılmaz can alıyor. BM verilerine göre sadece Ocak ayında, 790’ı sivil bin 375 kişi hayatını kaybetti, 790 kişi yaralandı. Ancak bu sayı başta IŞİD olmak üzere, örgütlerin verdiği kayıpları içermiyor. Toplam rakamın beş binin üzerinde olduğunu iddia edenler var.

Aylık bu kadar insan kaybı yaşanan bir ülkede devlet olduğundan söz edilebilir mi? Bu yönüyle Irak kaos senaryosu için rol-model ülke haline getirildi.

Benzer hatta daha kötü bir durum Suriye’de söz konusu. Şam rejimi ve muhalefet arasındaki savaş bir süredir iki cepheli savaş olmaktan çıktı, örgütlerin hakim olduğu bir savaşa dönüştü. Ülke, Hizbullah üzerinden İran’ın, IŞİD üzerinden başka güçlerin çarpışma alanı oldu. Suriye, özgürlük mücadelesinden uzaklaşıp örgütler mücadelesine teslim oldu.

Hem Irak hem de Suriye’de durum, daha uzun bir süre böyle devam edecek. Dikkat ederseniz, bölgeye müdahil olan güçlerin iki ülke için de hiçbir çözüm önermediğini, istikrar projesi olmadığını, bir yandan örgütleri desteklerken diğer yandan aynı örgütlere karşı mücadele görüntüsü verdiğini göreceksiniz. İşte tam da burası, bu ikili oyun, kaos teorisini ortaya koyuyor.

Örgütler savaşının üçüncü kurbanı Yemen olacak..

Önümüzde Suriyeleşme tehdidiyle yüz yüze iki ülke daha var. Eminim, birkaç yıl içinde iki ülke de hızla bu atmosfere sürüklenecek. Bunlar; Yemen ve Mısır.

Geçtiğimiz günlerde İran destekli Husilerin darbesine sahne olan Yemen, uzun süredir İran-S. Arabistan güç mücadelesine sahne oluyordu. S. Arabistan’ın doğrudan müdahale ettiği zamanlar da oldu. Ancak mücadele genel anlamda örgütler üzerinden yürütüldü.

Önümüzdeki günlerde Yemen’de olağan dışı gelişmeler olabilir ülke, karşıt örgütler veya güçlerin müdahalesine sahne olabilir. Ardından karşılıklı çatışmalar bir sarmala dönüşecektir ve uzun yıllar bu kaos devam edecektir. Yemen’deki rejimin devrilmesinin önüne geçen ABD ve Batılı ülkeler işte tam da bu ortamı hedeflemekteydi. Kaos senaryosunun üçüncü kurbanı Yemen olacaktır.

Mısır’a özellikle dikkat, İhvan bu tuzağa düşmez

Bugünlerde belki de en fazla dikkat etmemiz gereken ülke, Arap Baharı ve Tahrir isyanına sahne olan ancak elbirliği ile demokrasi ve özgürlük mücadelesi engellenen, bir uluslararası müdahaleye sahne olan Mısır’dır. Müslüman Kardeşler’in demokrasi söylemi yerine cuntayı tercih edenler, ülkeyi Suriyeleştirmenin ilk adımını atmış oldu.

Son zamanlarda “aktif direniş” adı altında sahibi belirsiz bir söylem öne çıktı ve İhvan’ın “silahlı direnişe geçeceğine” dair iddialar ortaya atılır oldu. Oysa İhvan, Nasır döneminde, Enver Sedat döneminde, Mübarek döneminde de çok ağır bedeller ödedi. Kendisinden ayrılan gruplar silahlı mücadeleye girişti ancak İhvan demokratik söyleminden hiç vazgeçmedi. Bu yönüyle de Sudan’dan Irak’a kadar bütün bölgede elverişli muhalif hareket olarak güç kazandı.

Şimdi birileri İhvan üzerinden Suriye ve Irak’ta olduğu gibi örgütsel çatışmaların kapısını aralamaya çalışıyor. Mısır için en büyük tehlike burada. Her ne kadar cuntaya karşıysak, Mısır’ın özgürleşmesini sonuna kadar savunuyorsak, İhvan’ın verdiği şehitlerin yanındaysak da böyle bir çatışma halinin Mısır’ı o korktuğumuz kaos ülkelerinden birine dönüştüreceğini biliyoruz. Bu yola giren İhvan’ın da bir çeşit IŞİD rolü üslenmiş olacağını da. İhvan bu tuzağa düşmeyecektir ancak kendisinden uzaklaşan yeni yapılar böyle bir senaryonun aracına dönüşebilir.

Sina Yarımadası’nda yaşanan çatışmaları da bu yönde tehlikeli bir örtülü operasyon olarak algılıyorum. Bölgenin merkez ülkelerinden Mısır’ın da kaos senaryosuna meze yapılması, sıranın Türkiye ve İran’a geleceğinin işaretidir.

Türkiye’yi 5. Ülke yapmak..

Birkaç yıldır Türkiye’de sahneye konulan iktidar değiştirme senaryoları boşuna değildi. “Ukrayna yapalım, olmazsa Mısır yapalım o da olmazsa Suriyeleştirelim” ifadeleri kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Oysa biz tam tersine, Türkiye’yi bu yıkıcı senaryolara karşı dimdik ayakta tutmaya, bölgeye yönelen uğursuz rüzgarları tersine çevirecek bir güce dönüştürmeye çalışıyoruz. Türkiye’den yükselen siyasi söylem kaos senaryosuna karşı en güçlü iradeyi temsil ediyor. Dolayısıyla bu söylemin başkentini vurmaya dönük hesapların da yedekte bekletildiğini bilelim.

Çünkü başarırlarsa beşinci kurban olarak Türkiye’yi seçmeye çalışacaklarını çok iyi biliyoruz.

YENİ ŞAFAK

HABERE YORUM KAT

2 Yorum