1. HABERLER

  2. HABER

  3. Kanlı 1 Mayıs Olayının İzini Sürmeye Devam
Kanlı 1 Mayıs Olayının İzini Sürmeye Devam

Kanlı 1 Mayıs Olayının İzini Sürmeye Devam

Güldal Kızıldemir ve İpek Çalışlar’ın kanlı 1 Mayıs üzerine 1986’da Nokta dergisi için hazırladıkları araştırma, olayın izini takip ediyor

A+A-

1977 1 Mayısında meydana gelen olaylarla ilgili tartışmalar sürerken Taraf gazetesi Güldal Kızıldemir ve İpek Çalışlar’ın 1986'da Nokta dergisinde yayınlanan araştırmasını yayınlamaya devam ediyor:

» Panzerlere emri kim vermişti

1 Mayıs’ın ardından basın ve görgü tanıkları ortak bir suçlamada bulundular: “Panzerler de ölüm kustu!” Cumhuriyet gazetesinden Şükran Ketenci olayı otelin önünden izlemişti:

“Taşkışla yolundan hızla iki panzer alana girdi. Sıkışmış olan kalabalığı, yeniden kürsüye doğru kaçmaya yöneltecek şekilde ucundan tarayarak ve otelin önünden geçerek Atatürk anıtına doğru hareket ettiler. Net olarak renkli giysili açık renk saçlı bir kadının panzer altında kaldığını gördüm. Panik ile kalabalığın dağılışı bundan sonra daha da süratlendi. Panzerler, aynı yöntemle birkaç kez geçtiler.”

Hürriyet gazetesi muhabiri Kasım Gence de hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadede, şunları söylüyordu: “Dışarı fırladığımız sırada, tam Kazancı Yokuşu’nun başında yatmakta olan kadın cesedini panzerin ezerek geçtiğini, halk ağlayarak dehşet içinde söyledi. Panzerin çarpmış olduğu kadını da gördüm. Gazetemizde resmi çıktı. Bu kadın Meral Özkol’du.”

Görgü tanıkları, panzerlerin ileri geri alanı dolanarak su sıktıklarını, gürültü bombası attıklarını ve panik yarattıklarını söylemekteydiler. Aslında, panik içindeki mitingcilerin dağıtılması için emir alan panzer şoförlerinin ifadeleri de farklı değildi.

Su panzerinin içinde bulunan panzer yedek şoförü Yıldırım Özkaraca halkı dağıtma yöntemlerini anlatıyordu:

“Ben su panzerindeydim. Olay başladıktan sonra, halkın sel halinde gelmekte olduğunu gördüm. Toplum Zabıta Müdürü emir verdi. ‘Alana girin, su sıkın’ dedi. Bunun üzerine alana girdim. Girdiğimizde bir kısım halk, abidenin etrafında çimene yatmışlardı. Bir grup insan da, ortadaki durakta mevzilenmiş Tarlabaşı tarafına doğru ateş ediyorlar, oradan da bu ateşe cevap veriyorlardı. Biz iki ateşin arasına girdik. Ve durağın oradakilere su sıkıyorduk. Su sıkmamız üzerine, bu gruplar dağıldı.”

Mehmet Emin Kayabal da telsiz emri üzerine harekete geçen 5 nolu panzerin yedek şoförüydü:

“Tarlabaşı’ndan alana gireceğim sırada küçük küçük grupların birbirleriyle sopalarla dövüştüklerini görünce, bu toplulukların dağılması için sis ve göz yaşartıcı bomba attık. Ben ön tarafta olduğum için kaç bomba atıldığını bilmiyorum.”

Panzerlerin ölü ve yaralı sayısını artırması konusunda önemli bir etken oluşturduğu gözlerden kaçmıyordu. İlk günlerde panzerlerin kimden emir aldıkları merak konusu olmuştu. Ancak bu da bir sır değildi.

Panzerlere telsizle emir veren Emniyet Müdür Muavini Salih Bora’ydı. Bora, “Öylesine silah atıldı ki can güvenliği söz konusuydu... Birkaç panzeri çatışmanın devam etmesi üzerine alana ve Continental Oteli’nin önüne hareket ettirdim. Panzerler, su sıkarak, ses bombaları atmak suretiyle çatışan grupların dağılmalarını teminen alanda harekete geçtiler.”

Emniyet Müdür Muavini Zeki Tamay, çatışmayı Inter Continental Oteli’nin 713 numaralı odasından Hükümet Komiseri Mustafa Tütüncü ile birlikte izlemişti. Görevi telsiz ve telefonla Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne alanda olup biteni haber vermekti.

Tamay katliam anını şöyle anlatacaktı: “3 el silah sesi duydum. Bunu müteakip otelin önünden ve Pamuk Eczanesi’nin civarındaki topluluklardan bir anda silahların arka arkaya patladığı ve bazılarının makineli tabanca şeklinde arka arkaya otomatik olarak ateş ettiği duyuldu... Abidenin civarında bulunan Toplum Zabıtası panzerleri harekete geçerek silah atanların bulunduğu zabıtaya yardım etmeye çalıştı. Siren çalarak, su sıkarak, anıtın etrafında dönmeye, grubu dağıtmaya başladı. Bu esnada da, gürültü bombası atmak suretiyle topluluğu ikiye böldü... Bu esnada telsizden Kazancılar Yokuşu’nda ve Sıraselviler’de silahların patlamaya devam ettiğini ve bazı vurulmalar olduğunu, hastaneye taşınan yaralılara da ateş açıldığını söylüyorlardı. Bu kısmı sevk ve idare eden arkadaşlar, bu mukavemeti kırmaya çalıştılar.”
 

98 kişi tutuklandı ama...

Nokta’nın 1977 1 Mayıs’ının tartışılan kısımlarına getirdiği açıklamalar bunlardı. Ne var ki, bunlar da olayın tümüyle aydınlanmasına yetmiyordu. Kanlı Bayram çok tartışılmıştı ama 9 yıl önceye bakıldığında tartışmadan öte bir çabanın gösterilmediği hemen ortaya çıkıyordu. Günün yetkilileri vardı, yetkileri daha sonra eline alanlar vardı. Olayın üzerindeki sis perdesinin kıpırdamazlığı o andaki ve sonraki yetkililerin katliamın üzerine gitmediğini gösteriyordu.

1 Mayıs günü, 98 kişi, olayın sorumlusu olarak tutuklanmıştı. Ancak, 1 Mayıs davası sanıklarının birinci derecede olmadığı ve katliamın bir tertip olduğu konusunda mahkeme heyetinden basında yer alan MİT raporuna kadar herkes hemfikirdi. Ancak, karanlıktaki sorular yanıt bekliyor, kanlı perde bir türlü aralanmıyordu.

Oysa ki, yetkililer ısrarlı suskunluklarını terk etmedikçe, katliamın üzerine inen kanlı perde kaldırılmadıkça, 1977 1 Mayıs’ı Türkiye tarihinde kara leke olarak kalacaktı.
 

» Beyaz Renault’yu kim kullanıyordu

1977 l Mayıs’ının başına “kanlı” sıfatının eklenmesine yol açan ölümlerin çoğu, Kazancı Yokuşu başında meydana gelmişti. Kanlı l Mayıs ertesinde “ölüm saçan esrarengiz Renault” olarak basına geçen bu beyaz otomobil, görgü şahitlerinin anlattıkları gibi gerçekten çevreye ateş etmiş miydi?

Köşe yazarları “esrarengiz beyaz Renault’yu olayın düğümünü çözebilecek bir ipucu olarak değerlendiriyor ve soruyorlardı: “Beyaz Renault’yu kullanan kimdi? Araba kime aitti?”

Polis memuru Ahmet Dalkılıç, olay gününde alanda görevlendirilen 700 polisten biriydi. Inter Continental Oteli’nin solunda, Osmanlı Bankası’nın önünde 7. Birlik’te görevliydi.

Tabancalar ateş aldıktan kısa bir süre sonra otelin köşesinden Kazancı Yokuşu’na saptı, duvar kenarına siper almak üzereydi ki, birkaç adımlık mesafede bir polis arkadaşının yerde yaralı vaziyette yattığını gördü.

“Sürünerek yanına gittim. Çektim, etraftan arkadaşlar da yardım ettiler, garaja soktuk.

Orada, beyaz renkli Birinci Şube’ye ait Renault otomobile bindirdik. Aşağıya hareket ettik. Yol kapalıydı. Geri döndük. Alanın kenarından Sıraselviler’e doğru hareket ettik. Yol kapalı olduğu için şoförün yanında oturan arkadaş tomsonu dışarı çıkarttı ve ateş etmedi.”

Polis memuru Dalkılıç’ın sözünü ettiği beyaz Renault, l Mayıs katliamının ardından sis perdesi altında kalan beyaz Renault’nun ta kendisiydi.

Dalkılıç beyaz Renault’nun 1. Şube’ye ait olduğunu söylüyor ama “Ateş etmedik” diyordu. Ne var ki Dalkılıç ile aynı Renault’da bulunan 7. Birlik görevlisi polis memuru Necati Tınaz ateş de ettiklerini söylüyor ve şöyle diyordu:

“1. Şube’nin beyaz Renault otosuyla yaralıların bir kısmını bizzat ben gördüm. Bu arada hastaneye giderken, beş kişilik bir grup Sıraselviler Caddesi, Alman Hastanesi önünde ellerindeki sopaları bizim arabaya attılar. Bu sırada, benim ve yaralıların korunmaları için müdürümüzün yanımıza verdiği makineli tüfek taşıyan bir arkadaşımız hücum edenlere, ‘çekilin yanımızdan, vururum’ ikazıyla birlikte havaya beş el ateş etti.”

Pek çok kişinin alandan hızla geçerken ateş ettiğini ileri sürdüğü beyaz Renault’nun 25 kişinin yaşamını yitirdiği Kazancı Yokuşu’ndan çıktığını gören sivil tanık Fevzi Karadeniz Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede Renault’nun esrarını şöyle anlatıyordu:

“Panik başladı, halk Kazancı’ya doğru hücum etti. Millet, Kazancı Yokuşu’ndan aşağı doğru kaçışırken, Pamuk Eczanesi’nin arkasındaki garaja park edilmiş bulunan beyaz renkli Renault’dan otomatik silahlarla ateş açıldı. Ve otomobil Sıraselviler istikametinde kaçtı.” Beyaz Renault’daki tomsonu ve içindeki yaralı polisi gören bir diğer görgü tanığı ise Türkiye Emekçi Partisi Genel Başkanı Mihri Belli’ydi.

“Bir panzerden yaylım ateşi şeklinde ve Kazancı Yokuşu istikametine doğru ateş edildiğini gördüm, Beyaz Renault’yu da gördüm. Ancak içinde bir yaralı polis vardı. Ki bu polisin ölen polis olduğunu sanmaktayım. Bu arabaya yol açmak için halka doğru ateş ediyorlardı. Ve otomatik silahla ateş edilmekteydi.”

Hazırlık soruşturması sırasında alınan bu ifadeler iddianamede yer almıyor, duruşmalar sırasında da gündeme gelmiyordu. Aradan geçen 9 yıl, beyaz Renault’nun esrarı konusunda ilk ifadelere yeni bir açıklama da getirmiyordu.

 

HABERE YORUM KAT