1. HABERLER

  2. HABER

  3. Kanal A'da Gündem Değerlendirildi (VİDEO)
Kanal Ada Gündem Değerlendirildi (VİDEO)

Kanal A'da Gündem Değerlendirildi (VİDEO)

Kanal A televizyonunda Basın Gündemi programının bugünkü konuğu Özgür-Der Başkan Yardımcısı Kenan Alpay'dı.

A+A-

Kanal A televizyonunda Fatih Şahin'in hazırlayıp sunduğu Basın Gündemi programının bugünkü konuğu Özgür-Der Başkan Yardımcısı Kenan Alpay'dı.

12 Eylül yargılamaları ve Türkiye-İran ilişkileri ve Kürt sorunu üzerine bazı değerlendirmeler yapıldı.

Programda 12 Eylül referandum süreci, davaya müdahil olan siyasi parti ve çevrelerin tutarsızlıkları, Suriye'de yaşanan sürecin Türkiye-İran ve Kürt sorununa etkisi konuşuldu.

Kenan Alpay'ın Fatih Şahin'in sorularına cevaben ifade ettiği bazı vurguları şunlardı:

12 Eylül yargılamaları kirli ve acı dolu bir tarihle yüzleşmektir. Hem hukuken hem de siyaseten önemi tartışma dışıdır. Sadece Evren ve Şahinkaya değil bir dönem ve zihniyetin yargılanıp mahkum edilme imkanı vardır. Muhtemelen dava ek iddianamelerle genişleyerek devam edecektir. 

İşkence ve zulümlerin ifa edilmesinde rol alanlar asker, polis, hakim, istihbarat hatta doktor da olsalar mutlaka yargılanmalılar. Hem geçmişin kötülüklerini izole etmek hem de bugünümüzü dahi ipotek altına alan yansımalarını temizlemek mecburiyetindeyiz. Siyaset ve toplum 12 Eylül davasının sıkı bir takipçisi olmak durumundadır. 28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerine giden yolu açmak için ciddi uğraşlar vermemiz gerekiyor.

12 Eylül sadece devlet ve askerden ibaret değil. Bugünlerde müşteki olarak davaya müdahil olanların önemli bir kısmının da öz eleştiri yapmasında fayda var. Ölümlere yol açan çatışmalarda ısrarla rol alanların böylece 12 Eylül darbesine zemin hazırlayanların da işkence ve hapishanelerde yaşanan dramlardan bahsetmesiyle sıkıntılar giderilemez. Üstelik daha dün denecek kadar yakın bir zamanda darbe mağduru bu sol-sosyalist kesimler "referanduma hayır" veya "referandumu boykot" için kampanyalar düzenliyorlardı.

AK Parti Hükümeti için, "Evren ve askeri darbeyi yargılayamazlar" diye süreci tahfif ediyorlardı. Bugünse hiç bir şey olmamış gibi mahkeme önüne koşuyorlar, gösteri yapıyorlar ve "asıl mağdur biziz" diye yarışa giriyorlar. Tutarsız olduğu kadar samimiyetsiz ve ciddiyetsiz bir siyasal söylemdir karşımızda duran.

Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran, Mamak Askeri Cezaevi'nde Albay Raci Tetik gibi bizzat devlet personeli olan TSK mensupları tarafından sistematik olarak işkence yapılıyordu. İşkence ve kötü muamele münferit ve istisna değil sistemli ve istikrarlı olarak icra ediliyordu.

Anayasa, TCK, Partiler Yasası, TSK İç Hizmet Kanunu, MGK gibi darbe ürünü olan veya darbeye imkan sağlayan bütün unsurların ortadan kaldırılmasına odaklanmamız gerekiyor.

Kürt sorununun kökleri Cumhuriyet tarihinin Türkçü-Türkleştirici inkar ve asimilasyon politikalarına kadar dayanıyor.

Ama Diyarbakır cezaevi ve 12 Eylül politikaları bu sorunu büyüten, kitleleştiren ve çözümsüzlüğe doğru sürükleyen kritik bir rol oynamıştır.

Uludere'de yaşanan ve 34 insanın ölümüne yol açan saldırının üzerinden 100 gün geçti fakat ciddi bir gelişme katedilemedi. Hala bombalama emrini kimin verdiği bile açığa çıkmadı. AK Parti Hükümeti bu sürecin uzamasına müsaade etmemeli. Süreç netleşmeden uzadıkça iktidar zafiyeti olarak algılanıyor. Açılım politikaları devam etmeli. Yani anayasa süreci ve Kürt sorununun halli tek başına AK Parti'nin halledebileceği, üstesinden gelebileceği bir şey değil. Ancak Hükümetin muhatapları ne anayasa ne de Kürt sorunu meselesinde anlaşma, uzlaşma meselesinde aynı frekanstan ve literatürden konuşmuyorlar.

Türkiye-İran ilişkilerinde Füze Kalkanı veya Nükleer enerji meselesi değil Suriye konusunda yaşanan ihtilaf belirleyicidir. Hükümet, Esed ve Baaslı bir çözüme tamamen karşı iken İran ise Esed ve Baassız bir çözümün telaffuz edilmesinde dahi razı değil. Suriye meselesi bölgesel ölçekte önemli bir kırılma ve ayrışma noktasıdır.

Haksöz Haber

HABERE YORUM KAT

2 Yorum