1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Kanadoğlu'nu böyle anlatmamışlardı
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Kanadoğlu'nu böyle anlatmamışlardı

A+A-

Önceki gün ve dün bazı gazetelerde son derece ilginç ve önemli bir "hatırlatma" yer alıyordu.

Hatırlatılan konu, bir "Haber Analiz"in başlığında güzel özetlenmişti: "Kanadoğlu, Susurluk'u örttü mü, cezalandırdı mı?" (Zaman, 11 Ocak)

Kanadoğlu adının eski (?) özel harekatçı İbrahim Şahin ile aynı çemberde anılmasına itiraz edenlere bir cevap teşkil etmesi amacıyla kaleme alınan bu analizde dile getirilenler –bana göre- Susurluk-Ergenekon çizgisine ilişkin –belki de- en önemli imâ, iddia ya da tezdi.

Konunun önemi Kanadoğlu'nun şahsıyla sınırlı değil tabii ki. Konu önemli, çünkü öne sürülen –ya da hatırlatılan- iddialar-tezler sonuç olarak Yargıtay gibi bir kurumdan hareketle ülkenin adalet dağıtan sistemine ilişkin "korkunç" denebilecek yorumlar yapmamıza yol açıyor.

Tamam, bugüne kadar ülkedeki Yargı'nın "sütten çıkmış kaşık" olduğunu iddia etmedik. Ancak "Medyada Ergenekon", "MİT'te Ergenekon", "TSK'da Ergenekon", "Mafyada Ergenekon", "Emniyet'te Ergenekon" gibi artık neredeyse sıradan hale gelen birliktelikler arasına bir de "Yargıtay'da Ergenekon" gibi bir sayfanın girmesi işin zirvesidir herhalde.

Bugüne kadar ne Yargıtay kararları gördüğümüzü uzun uzun hatırlatmaya gerek yok.

Ama isterseniz –hiç değilse- son üç gündür köşemin boş kalmasına neden olan yurtdışı yolculuğunda tesadüfen hatırlamak durumunda kaldığım bir "dosya"dan kısaca söz edeyim de, hangi adalet terazisinde tartıldığımızı unutmayalım. Bir zamanlar "TBMM'de Pankart Davası" adıyla konuşmuştuk dosyayı. Bir grup üniversiteli genç TBMM dinleyici sıralarında YÖK'ü protesto eden bir pankart açınca, adalet terazimiz yerel mahkemesi ve Yargıtay'ı ile birlikte hayatı çocuklara zehir etmişti. Hesap edin, ortadaki "suç", "pankart açmak"tan ibaretti. Bu "büyük suç"a ilişkin "suç ve ceza" dengesini masadaki gençlerle konuşurken, bu dengenin başka muhtemel suçlara ilişkin nasıl kurulacağı yolunda tahminlerde bulunup epeyce eğlendik de. Mesela, ya bu "pankartçı gençler" işi biraz daha ileriye götürüp paltoları altına gizledikleri yaş pastayı TBMM'de bir devlet büyüğünün yüzüne yapıştırsalar sonuç ne olurdu? Masanın üzerinde hemfikir olduğu ceza şu idi: Ağırlaştırılmış müebbet!

Kanadoğlu'na dönecek olursak:

Sözünü ettiğim analiz ve birkaç köşe yazısında hatırlatılan konunun özü şuydu:

İbrahim Şahin'in de içinde yer aldığı 14 Susurlukçu hakkında 12 Şubat 2001'de DGM'de verilen cezalar "eksik soruşturma" gerekçesiyle 8. Ceza Dairesi tarafından bozulunca, o dönem Yargıtay Başsavcısı olan Sabih Kanadoğlu bu karara itiraz etti. Bu itirazı görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, Kanadoğlu'nun itirazını yerinde bularak sanıklara verilen cezayı onadı.

Peki, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'ndan 2001'in Aralık ayında çıkan bu karar bugün niçin hatırlatılıyor? Tabii ki, Kanadoğlu'nun 8. Ceza Dairesi'nin DGM'nin kararını bozan kararına yaptığı itiraz ile davanın yeteri kadar ileriye götürülmesine fırsat vermeyerek bir bakıma "Susurluk'u örtme" gayreti içine girmiş olduğunu "ima etmek" için.

"Analiz"deki cümlelerle söyleyecek olursak, Kanadoğlu, "Yargıtay'ın 'usulden bozma' kararına itiraz etmiş ve İbrahim Şahin ve Korkut Eken'in sadece 6 yıl ceza almasını sağlamıştı."

Görüyorsunuz, ortaya atılan iddia bayağı korkutucu. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararının açıklandığı gün (12. 12.2001) tamamen aksi yönde, yani "Yargıtay da 'Çete var' dedi" gibi başlıklarla haber yapılan bir gelişme bugün neredeyse Susurluk çetesi ve Yargıtay işbirliği gibi sunulmak isteniyor.

Hemen yukarıda yer alan "Yargıtay da 'Çete var' dedi" haber başlığını, o dönem Radikal'in Ankara'da yargı kararlarını kovalayan değerli muhabiri Adnan Keskin atmış. 12.12. 2001 tarihli bu haber Genel Kurul kararını son derece olumlu bir gelişme olarak duyuruyor.

Mesela şu değerlendirmeler: "Böylece, İstanbul DGM'nin 'En tehlikeli çete' diye cezalandırdığı sanıkların yeniden yargılanıp beraat etme, davanın zamanaşımına uğratılma umutları büyük ölçüde suya düşmüş oldu." / "Bu karar, Yargıtay'ın davayı etkilemeye yönelik çabalara yanıt oluşturduğu gibi, dosyayı bu noktaya taşıyan Yargıtay Başsavcısı'na da açık destek oluşturdu. 9'a karşı 16 gibi yüksek bir oranla alınan karar, ceza mahkûmiyetinin 'gizli duruşma' istemiyle bozulmasının önünü de kapattı."

Günün diğer gazetelerine göz attım. Buralarda da benzer bir hava hakim. Mesela Milliyet'in haberinde "Kulislere rağmen hukuk" ara başlığı altında şunlar yazıyor: "Davanın sanıklarıyla birlikte ismi dosyada geçen, ancak dokunulmazlığı nedeniyle sanıklar içine alınamayan İçişleri eski Bakanı Ağar'ın, Ceza Genel Kurulu'na katılan bazı yargıçları ziyaret etmesi ve bu yargıçların aleyhte oylarına rağmen Kanadoğlu'nun isteminin kabul edilmesi, hukuk çevrelerinde 'Her şeye rağmen hukuk galip geldi' şeklinde yorumlandı."

Günün gazetelerini tararken, hakkında konuştuğumuz "analiz"in yayımlandığı Zaman gazetesini atlamak olmazdı. Ona da göz attım.

Zaman'ın o günlerde yaptığı yayın da pek farklı değil. Bugün "Kanadoğlu'nun, Susurluk'un örtülmesini amaçladığı" iddiasından söz eden gazete o günlerde yapılan itirazı ve çıkan kararı hiç de bu gözle okumamış. Hatta sayfalarında, Haluk Kırcı'nın avukatının Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin kararını "medyanın yönlendirmesi ile ortaya çıkmış bir karar" olarak değerlendirmesinin haberi bile yer alıyor.

Sonuç olarak şu soruya cevap arayalım: Bu hikayeden nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?

Şu ihtimaller herhalde:

1- Zaman'ından Radikal'ine kadar "Türk medyası"nın tamamı yedi yıl kadar önce Yargıtay'da yaşanan bu gelişmeleri tamamen yanlış yorumlayarak tamamen yanlış sonuçlar çıkartmıştır. Dolayısıyla bu fasılda onlara hiç güvenilmez.

2- Kanadoğlu'nun itirazını 9'a karşı 16 gibi yüksek bir oyla kabul eden Yargıtay Genel Ceza Kurulu da önlerindeki dosyadan habersizdir.

3- Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun itiraza katılan 9 üyesi de Başsavcı gibi "Susurluk'u örtmeye" çalışmıştır.

4- Kimileri yedi yıl boyunca bütün enerjilerini "Susurluk" üzerinde yoğunlaştırıp sonunda bilmeceyi çözmüşlerdir.

5- Ya da (son olarak), ülkedeki sistemin –her şeyiyle- çivisi çıkmıştır.

Sizi bilmem ama benim gönlüm 5. seçeneği karalamak yönünde…

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT