Kahramanlar giderken!

11.07.2008 05:26

Umur Talu

Anlayan şıppadanak anladı.
Kusura bakmayın.
Ben şimdilik çözemedim! Saldırının "polise" mi, "ABD'ye" mi, "ABD'yi koruyan Türk polisi"ne mi, "ABD'yi koruyamayan Türkiye'ye" mi,
"El Kaide tarafından"mı, "Ergenekoncuların uzandığı El Kaidecilerce" mi, "aslında içeri girmek için" mi, "aslında içeri girmemek için" mi, "ateş edip kaçmak üzere" mi, "orada intihar eylemi düzenlemek üzere" mi, "Türkiye'yi karıştırmak amacıyla" mı, "Türkiye ile ABD'nin arasını bozmak maksadıyla" mı, tam tersine "iki ülkeyi birbirine daha yakın düşürmek de olabilir" mi...
Bilemedim.

Ama bildiğim şu:
Dün Türkiye...
Ağrı Dağı'nda üç turist kaçırılmış, dağa tırmanışı yasaklamış...
İstanbul'da ABD temsilciliğine saldırıda üç polisi öldürülmüş...
Konsolosluk önünde üç "terörist" cesedi bulunan...
Hakkâri'de mayın tuzağında 5 askeri yaralanmış...
Başbakan'ı hemen yanı başında, işgal, terör, iç savaş arenası olmuş Bağdat'a giden...
Eski komutanları "terör örgütü" zannıyla tutuklu bulunan...
O komutanların Genelkurmay Başkanı, darbe girişimleri için "Var da yok da diyemem" dedikten sonra Çankaya'ya çıkmış...
Eskiden Emniyet Müdürü, bakan, parti lideri olmuş bir ismi "Susurluk ile çete" davasında mahkemeye düşmüş...
Bir ülkeydi aynı zamanda.
Mutlaka hayatımızda iyi şeyler de vardır ama öyleydi işte.


Ve medyada, bu olayların ülkesinde, içtenlikle şu başlıklar atıldı:
"Kahraman şehitlerimizi uğurluyoruz."
Henüz 21 yaşında, henüz 15 günlük bir polis...
Henüz yeni evli de, eşini memlekette ailesi yanında bırakmış bir polis.
Bir başka genç polis daha.
Ölümden ötesi yok.
Acının daha büyüğü yok.
O acıyı milyonlar halinde paylaşmış olanlara da ne denebilir ki?

Belki şu:
"Kahraman şehitlerimiz"i uğurlamakta birbiriyle duygu yarıştıran devlet ile siyaset (millet bir yana), onların hayatları için pek bir şey yapmıyor!
Gözyaşlarının, kanı yerde kalmayacakların, bayrağa sarılı tabutların, içten üzüntülerin, samimi kınamaların, kalpten başsağlığı ve metanet dileklerinin, ölüye ve varsa duluna, öksüzüne, yetimine sahip çıkmanın hemen arka yüzünde...
"Vazifelerini ölümle kardeş kıldıkları"na, onların sıradan hayatlarına, devlet, siyaset ve Meclis'in bir türlü damardan sahip çıkmaması var.
Yeni evli polisin eşinin neden memlekette, ailesinin yanında kaldığını merak ettiniz mi?
Sorun...
Binlerce polis, binlerce uzman çavuş ile uzman jandarma, binlerce astsubay size aynı cevabı verecektir:
Ölmek bir yana... İstanbul'da, asıl yaşamaktan korktukları için.
Upuzun ama karşılıksız mesailer, lojmansızlıktan kiraya kaptırılan yarı maaş, ateş pahası mutfak, çocukların okulları, ihtiyaçları, özlemleri, bakakaldıkları... Saatlerce yolculukla, bitkin ve bıkkın bedenlerle ulaşılan kirası nispeten düşük, uzak bakımsız evler.

Bu memleketin en büyük ikiyüzlülüklerinden biri işte bu:
Sık yazıyorum ve kimileri bunun da bir cumhuriyet, demokrasi, insan hakkı, adalet ve samimiyet meselesi olduğunu idrak edemediği için, kimi etmek istemediği için, kimi en ikiyüzlü halleriyle "kral çıplak" kaldığı için köpürüyor.
Onbinlerce "alttaki" ise anlıyor; giderek daha fazla anlıyor:
"Kahraman şehidinin ölümü"nü bunca kutsayan devlet, siyaset, Millet Meclisi ve de millet... Onun canlı hayatına adeta tükürebiliyor.
Birer kurum olarak Silahlı Kuvvetler ile Emniyet yüceltiliyor, tamam...
Ama bu iki kurumun onbinlerce "çalışanı"nın en temel insani ve mesleki hakları yok sayılıyor, adeta köle yerine konuyor, eziliyor, hırpalanıyorlar; onurlarıyla oynanabiliyor, mesleki korkular ile geçim endişelerinin şiddeti altında ufalanıyor, kırgın ve kızgın düşüyorlar.
"Kahramanlarınız", işlerinin gereğinin ötesinde, iş ortamında "siniyor", medeni cesaretini yitiriyor, çoluk çocuğu adına korkular içinde yaşamaktan bunalıyor... Ey devlet ile millet!
İktidar ve muhalefet eğer samimi iseler...
Genelkurmay ile Emniyet samimi iseler...
Kahraman ya da değil; bu insanların insan ve çalışan olarak hayati sorunlarını gündeme alıp biraz çözmeye çalışsınlar...
Meclis'te bekleyen teklif ve tasarıların tozlarını azıcık alsınlar.
Yok öyle, 21'lik gençleri, 25 yıllık askerleri, karısını köyde bırakıp da İstanbul'da vazife yapanları, ailesinin hayatını kollayamadan bir sürü şeyi ve insanı korumaya yollananları, başı örtülü ve örtüsüz onca ananın evladını, sadece ölünce "kahraman" diye uğurlamak!

SABAH

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim