Kahraman Bir Mücahid: Naser Oriç

14.06.2015 07:47
Kahraman Bir Mücahid: Naser Oriç
'Srebranitsa'nın Öyküsü' isimli önemli kitabında İsnam Taljic'in kurduğu şu cümleyi okuyalım: 'Naser burada olsaydı, kendilerini neyin beklediğini bilen çetnikler saldırmaya asla cesaret edemezlerdi.'

İsmail Kılıçarslan / Yeni Şafak

Tarih, 28 Haziran 1989. Osmanlı'nın Sırpları ezici bir üstünlükle yendiği Kosova Savaşı'nın 600. yılı. Osmanlı, Sırpları tam da bu meydanda, yani Gazimestan'da yenmiş. Sırp lider Miloseviç, on binlerce Sırp'a tam bu meydanda konuşma yapıyor ve şöyle diyordu: 'Herkesçe bilinen meşhur Kosova Savaşı zamanı insanlar yıldızları yardıma çağırmış. Bugün 6 yüzyıl sonra yine yıldızlara bakıyor ve zafer istiyorlar. Eskiden ayrılık, nefret ve hileye izin veriyorlardı; çünkü küçük bir âlemde ve gevşek ilişkilerle yaşıyorlardı. Bugün bu gezegenin sakinleri olarak, eğer birleşmezsek birlik ve kardeşlik içinde yaşamazsak ne bu gezegenin ne de yarın diğerlerinin akıbetini kontrol edemeyiz. Onun için dünyanın hiçbir yerinde beraberlik, kardeşlik ve işbirliği sözleri burada, ayrılık ve ihanetin sembolü Kosova meydanında olduğu kadar önem taşımıyor.'

Açıkca 'büyük Sırbistan'ı ne pahasına olursa olsun kuracağız' diyen bu gözü dönmüş herifin o günkü konuşmasını dinleyenler arasında, Yugoslavya polis akademisini büyük bir başarıyla bitirmiş, özel kuvvetlerde yer almış, sonunda Miloseviç'in yakın koruması olmuş bir isim de vardı.

Bu isim, 1967 yılında Srebrenitsa yakınlarındaki Potoçari'de doğmuş bir Boşnak olan Naser Oriç'ten başkası değildi. O konuşmayı dinleyene kadar 'tüm halkların kardeşçe yaşadığı büyük Yugoslavya ideali' ile bir alıp veremediği olmamıştı Naser'in. Ama o gün o konuşmayı dinlediğinde adına 'büyük Yugoslavya' denilen şeyin aslında sadece bir 'büyük Sırbistan' olduğunu ve büyük Sırbistan'da Boşnaklar başta olmak üzere hiçbir Müslüman halkın yerinin bulunmadığını anlamıştı.

Derhal firar etmişti ordudan. 3 yıllık kaçak hayatında, güvenebildiği her Boşnak'a 'Sırplar büyük bir etnik temizlik peşindeler' diyordu. Ne ki bu sözlerine, bir avuç insan dışında kimseyi inandıramamıştı.

1992 yılına gelindiğinde Miloseviç isimli akıl hastasının önderliğinde Sırplar Boşnaklara karşı büyük bir soykırım harekâtı başlattılar. Ve Naser, zaten hazır olduğu savaşa, Srebrenitsa cephesinin komutanı olarak katıldı.

Savaşın hemen başında Sıplar, doğu Bosna'nın en stratejik şehri olan Srebrenitsa'yı, üstelik ağır silahlarla ele geçirdiler. Naser, oluşturduğu direniş kuvvetiyle şehri kısa zamanda Sırplar'dan geri aldı ve sonraki 3 yıl boyunca Srebrenitsa ve civarında kuş uçurtmadı. Şehri ele geçirmek isteyen Sırplar her seferinde karşılarında bu sert kayayı buldular.

Bir not: Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç isimli iki alçak kasabın 1992'den itibaren hep bir 'yakalanıp öldürülecek isimler listesi' olmuştu. Ve 1992 yılından itibaren bu listenin birinci sırası hiç değişmemişti: Srebranistsa'yı Sırplar'a dar eden Naser Oriç.

Tarihler 1995'i gösterdiğinde, Naser'in 3 yıldır hâkim olduğu ve Sırplara kök söktürdüğü Srebranitsa, Birleşmiş Milletler tarafından 'güvenli bölge' ilan edildi ve güya silahtan arındırıldı. Bu karar üzerine Naser, birliğiyle birlikte bir başka savaş bölgesine, Tuzla'ya kaydırıldı.

Bosna'da rüzgar değişmiş, 3 yıldır soykırım yapan Sırplar durdurulmuş, hatta üstünlük yavaş yavaş Boşnaklara geçmeye başlamıştı. Hatta Hırvatlarla Boşnakların olası bir 'tam ittifakı', Sırpların sonunu hazırlayacak bir gelişme olarak değerlendirilmeye başlanmıştı. Banya Luka, Goradze, Tuzla gibi cephelerden zafer haberleri geliyordu.

Tam böylesi bir atmosferde Sırplar, Birleşmiş Milletler'in 'güvenli bölge' ilan ettiği Srebranitsa'da 20. yüzyılın gördüğü en büyük soykırımlardan birini yaptılar. 3 gün içerisinde on bini aşkın insanı katlettiler.

Tam burada duralım ve 'Srebranitsa'nın Öyküsü' isimli önemli kitabında İsnam Taljic'in kurduğu şu cümleyi okuyalım: 'Naser burada olsaydı, kendilerini neyin beklediğini bilen çetnikler saldırmaya asla cesaret edemezlerdi.'

Katliam haberini alan Naser, yıldırım gibi döndü Srebranitsa'ya. Ve dendi ki, Naser Srebranitsa'ya döndükten sonra katliama katılan hiçbir Sırp sağ çıkamadı şehirden.

Savaş sonrası, savaşta rol alan Sırp komutanlar tavuklardan daha korkak şekilde saklanırlarken Naser 'tarifeli uçakla' Lahey'e gitti ve yargılandı. Burada önce 2 yıl hapse mahkum edilse de bütün suçlamalardan beraat etti.

Peki, ama Naser'i size niçin şimdi anlatıyorum? Çünkü 2014 Şubatı'nda Sırbistan'da bir mahkeme Oriç'in 1992 yılında Sırplara karşı savaş suçu işlediğini iddia etmiş ve Oriç'in yakalanmasını istemişti. İnterpol, bu istek doğrultusunda önce bir tutuklama kararı çıkarmış; sonra bu kararı geri çekmişti. Ancak komutanımız Oriç, iki gün önce gittiği İsviçre'de gözaltına alındı. Yasal süre bittiğinde 14 gün ek gözaltı süresi işletilmeye başlandı. Şimdi Oriç, niçin Sırbistan'a iade edilmemesi gerektiği yönünde bir savunma verecek. Tabii Sırplar da, Oriç'i niçin yargılamak istediklerini anlatacaklar.

Bence komutan Oriç, şöyle demeli savunmasında: 'Bir suçum var evet. Siz 1992 yılında halkımı tarih sahnesinden silip bize soykırım uygulamaya karar verdiğinizde karşınıza dikildim ve 3 yıl boyunca size dünyayı dar ettim. Siz kadınlarımıza tecavüz ederken, evlerimizi yakarken, bebeklerimizi öldürürken ben sizin askerlerinize dünyanın kaç bucak olduğunu gösterdim.'

Ve biz, tam da bugün komutanımız Oriç'in yanında durmalı ve sesimizi yükseltmeliyiz. Çünkü Naser tutuklanırsa Sırplar bir psikolojik üstünlük elde etmiş olacaklardır. Çünkü Naser tutuklanırsa Sırpların yaptıkları yanlarına kar kalacaktır. Çünkü Naser tutuklanırsa Bosna mezarlarında yatan şehitlerimizin ruhları muazzep olacaktır. Çünkü 'kahraman' dediğin sokakta bulunmaz ve çünkü seneler önce Saraybosna'dan aldığım bir tişörtün üzerinde de yazdığı gibi: 'Naser is a hero.'

Etiketler: ,
  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim