Ahmet Altan

Ahmet Altan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kafes

A+A-

Daha geçen yıla kadar Mısır’ın “hâkim-i mutlak”ı olan Mübarek şimdi bir kafes içinde yargılanıyor. Yirminci Yüzyıl, önce Avrupa’da sonra Ortadoğu ve Afrika’da “diktatörler çağı” oldu. Sanırım ilerde tarih yazacak olanlar Yirminci Yüzyıl’ı insanlığın bir aşamadan bir aşamaya geçişinde “köprü yüzyıl” olarak değerlendirecekler.

Benim görebildiğim kadarıyla insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan üç büyük değişim yaşandı bu yüzyılda.

Büyük savaşlarda birbirlerini yenmek isteyen “gelişmiş” ülkelerin çabaları teknolojik ilerlemeyi olağanüstü hızlandırdı ve insana “uzay teknolojisinin” yolunu açtı.

Medya aletlerinin yaygınlaşması, siyaseti şeffaflaştırdı ve halkın siyasete katılımını sağladı.

İnsan bedeninin üretimdeki rolü azaldı ve insan “düşüncesi” yeryüzünün en fazla para getiren enstrümanı oldu.

Bu üç büyük adım, insanlığın beş bin yıllık yazılı tarihinde eşi görülmemiş değişimler...

Yirminci Yüzyıl’ın başlangıcıyla bitişine baktığımızda, tek bir yüzyılda, binlerce yılda gidildiğinden daha uzun bir mesafenin kat edildiğini görürüz.

İnsanın ancak kendi parçasını yok ederek ilerleyebilen “vahşi doğası” gereği, en büyük değişimlerin yaşandığı yüzyıl, tarihin de en kanlı yüzyılı oldu.

İki büyük “dünya savaşı”, sayısız miktarda savaş ve iç savaş yaşandı.

“Batı” dünyası kendini “gelişimin” akıntısına bırakarak, kanı, vahşeti, savaşı, diktatörlükleri, ilkellikleri yaşayıp, yaşarken değişerek Yirminci Yüzyıl’dan geçip Yirmi Birinci Yüzyıl’a, bu yeni çağa en uygun siyasal ve sosyal yapıya sahip olarak vardı.

Elbette Batı’da geçen yüzyılın tortuları var ama genel yapısı bu yeni döneme uygun.

Özellikle Ortadoğu ve Afrika ise yeni bir yüzyıla girmemekte direnç gösterdiler, dünyanın bir tür “apandisiti”  halinde, işlevini yitirmiş, enfeksiyonlu bir organ gibi sürekli sancıyarak varlıklarını sürdürdüler.

Ama yeni yüzyılın ilk on yılını arkamızda bıraktığımız bu dönemde, bu “apandisit toplumların” sancısını bütün insanlık çekmeye başladı.

Bütünleşen dünyanın içinde “mikrop kapmış bir organ” olarak yaşayan bu toplumlar şimdi insanlığın ortak “operasyonuyla” ayıklanıyor.

Bir bakıyorsunuz, “hiç değişmez” sanılan ülkelerde arka arkaya halk ayaklanmaları başlıyor.

Diktatörler birer birer devriliyor.

Devrilmeleri de mukadder.

Hiçbir kurtuluşları yok.

Çünkü varlıkları, tarihin gelişimiyle çatışıyor.

Ne yazık ki birçoğu bu değişimi göremediği için “silahlı” bir direnişle gelişimi engelleyebileceklerini sanıyorlar ve “bitmiş” bir dönemin son kanları onların topraklarında dökülüyor.

Bu manasız direncin bedellerini de genellikle ağır ödüyorlar.

Mısır diktatörü Mübarek, muhalifleri için kendi yaptırdığı “kafesin” içinde yargılanıyor.

Büyük bir ihtimalle başına ne geldiğini, niye kendi yaptırdığı kafese girdiğini anlayamıyor.

Aslında, onun kafesteki resimleri bütün diktatörlere ve dikta heveslilerine örnek olacak bir görüntü.

Türkiye ise Yirminci Yüzyıl’ın acılarını çektikten sonra “hayati bir refleksle” bu değişime “kansız” ayak uyduracak bir kıvraklık gösterebildi.

Henüz bir Yirmi Birinci Yüzyıl ülkesi değiliz ama geçen yüzyıldan kalan “askerî vesayeti” temizliyoruz, demokrasiye doğru koşmasak da yürüyoruz.

Bizim dikta heveslilerinin önemli bir bölümü, “muhalifleri” için icat ettikleri “uzun tutukluluk” yönteminin kendilerine uygulanmasının şaşkınlığını ve çilesini yaşıyorlar.

Eğer Türkiye, askerî vesayeti ve gizli bir diktatörlük dönemini kapatmakta gösterdiği aklı ve kararlılığı, Kürt meselesini demokrasiyle çözmekte de gösterirse, yeni yüzyıla biraz gecikerek de olsa atlamayı başaracak.

İnsanlık, yeni bir döneme geçti.

Geçmişte kalmakta ısrar, ısrar eden herkesin büyük bir bedel ödemesine yol açar.

Yeni çağı inkâr etmeye çalışan herkes Mübarek’in kafesteki resmine bakmalı bence.

Ve bilmeli ki Mübarek o kafesi yaptırırken bir gün içine gireceğini hiç düşünmedi ve bu öngörüsüzlük sonunda onu o kafese soktu.

ahmetaltan111@gmail.com

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT