1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Kadir Özbek'e Soru: Tetikçi kim?
Kadir Özbeke Soru: Tetikçi kim?

Kadir Özbek'e Soru: Tetikçi kim?

Kadını erkek, erkeği kadın yapma dışında hâkim ve savcılar üzerinde her türlü tasarrufta bulunma yetkisi olan HSYK'nın Sayın Başkan Vekili, hukuk devletlerinde yazdığı iddianameden dolayı bir savcının mesleğine son verildiği başka bir örnek gösterebilir m

A+A-

Tetikçi kim? / Reşat PETEK

Unvanlı hâkim ve savcılarla ilgili kararname taslağının Adalet Bakanlığı tarafından geri çekildiğinin açıklanması üzerine HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek, basın mensuplarının sorularını cevaplarken "Birtakım eski hukukçu arkadaşlarımız, kendi sıfatlarını kullanarak, sanki yargıya karşı tetikçi gibi kullanılmaktadır." diyor.

Öyle anlaşılıyor ki, HSYK'nın Sayın Başkan Vekili, son yıllarda Anayasa ve kanunları bir tarafa bırakarak verdikleri kararları, yaptıkları haksızlıkları ve hukuksuzlukları hukuki zeminde tartışma gücünü kendisinde bulamadığı için, perde arkasını deşifre eden açıklamalardan ciddi anlamda rahatsız olmuşa benziyor. Ne de olsa bir hukukçu olan Başkan Vekili'nin eleştirileri duymuş olmasını önemsiyorum. Kurulu ve kendisini eleştirenlere hakaret teşkil edecek açıklamalar yapmak yerine, eleştirileri haksız görüyorsa bunun gerekçelerini kamuoyu ile paylaşsaydı daha doğru hareket etmiş olurdu.

HSYK Başkan Vekili'nin tahammül edemediği eleştiriler neler, kısaca onları hatırlayalım: HSYK her şeyden önce Adalet Bakanlığı ile ilişkilerini kamuoyuna yanlış aksettirmektedir. HSYK'nın başkanı adalet bakanıdır. 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 9. maddesine göre "Kurulu temsil ve Kurul adına beyanda bulunma yetkisi başkana aittir". Yani adalet bakanına aittir. Yasa böyleyken adalet bakanı da görevdeyken, Başkan Vekili'nin başka hukukçuları suçlamak yerine öncelikle Anayasa ve yasalardan almadığı bir yetkiyi nasıl kullandığını açıklaması gerekmez mi?

Kadir Özbek, kendini başkan yerine koyarak açıklama yapmakla kalmıyor, siyasi parti lideri gibi açıklamalarda bulunuyor. Hatırlarsanız Anayasa paketi az bir değişiklik ile Anayasa Mahkemesi'nden geçince Başkan Vekili Kadir Özbek, basının karşısına geçti ve, "Dün akşam timsah gözyaşlarını izledim. Hükümet kanadının saygıdeğer mensuplarının yüzleri gülüyordu." diyor. Böyle bir açıklamayı yapan kişinin, tarafsız olması gereken bir Kurul'un mensubu olması düşünülebilir mi? Olsa olsa muhalefet partisinin başkanı ya da bir mensubu bu açıklamayı yapabilir.

Kadını erkek, erkeği kadın yapma dışında hâkim ve savcılar üzerinde her türlü tasarrufta bulunma yetkisi olan HSYK'nın Sayın Başkan Vekili, hukuk devletlerinde yazdığı iddianameden dolayı bir savcının mesleğine son verildiği başka bir örnek gösterebilir mi acaba? Zaman zaman hukuki sorumluluğu hatırlayanlar, haksız yere mesleğinden ihraç ettikleri meslektaşları hakkında haksız kararlara imza atarlarken hangi karanlık düşünceler içindeydiler ki, Anayasa ve kanunları görmediler? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da aydınlanmalarına yetmedi mi dersiniz? Hâlâ AİHM kararlarını uygulamayarak hukuksuz kararlarında direnmiş olmuyorlar mı?

Mahkeme kararlarının uygulanmaması bu zihniyette olanları nasıl rahatsız etmez anlamak mümkün değil. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 102 sanık hakkında verdiği yakalama kararı 15 gün infaz edilmiyor. Mahkeme kararlarını uygulamamak için fiili bir durum oluşturularak sanıklar görevlerine devam ettikleri halde yakalama işlemi yapılmıyor. Bu sanıklar darbe yapmaya teşebbüsle suçlanıyor ve ordunun komuta kademelerinde hâlâ görevdeler. Hukuka adeta meydan okuyorlar. Ama HSYK'dan tek bir açıklama yok. Yargıtay sessiz, Danıştay suskun. Açıklama yapmaktan çekindiklerinden değil. Dokunulmazlıkları sağlam, istediklerinde hemen açıklama yaparlar. 10. ve 42. madde değişiklikleri TBMM'den 411 oyla kabul edildiğinde, '411 el kaosa kalktı' diyen koroya iştirak etmekte sakınca görmezler. Yüksek mahkeme başkanları yaptıkları ortak açıklamada, "Önlenemez bir şekilde anayasa değişikliği süratle Meclis'ten geçti." diyerek, yapılan yasama faaliyetine müdahil olmaktan belki de onur duyuyorlar.

Faili meçhul cinayetlerin ortaya çıkarılması için yasal görevi çerçevesinde soruşturma yapan ve Şemdinli sanıkları hakkında dava açarken devlet içindeki illegal bağlantılara işaret ederek Genelkurmay Askerî Savcılığı'na suç duyurusunda bulunan Savcı Ferhat Sarıkaya'yı bir kalemde meslekten ihraç ederler ama hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan tutuklama kararı verilmiş bir başsavcıyı meslekten ihraç etmek şöyle dursun, soruşturmanın selameti açısından açığa almayı bile düşünmezler. Ya ne yaparlar? 'Neden bu soruşturmayı başlattınız' diye Erzurum özel yetkili savcılarının yetkilerini alırlar. Yerlerine görevlendirdikleri savcılar kaldığı yerden soruşturmayı devam ettirir, hukuk işler, HSYK'nın istediği gerçekleşmez. Bunun da çaresi vardır. Yüksek yargı dayanışması devreye girer ve CD kayıtları, fotokopi belgelerle yetkili mahkemelerin dosyaları ellerinden alınır ve sanıklar tahliye edilir. Terör örgütü üyesi olmakla suçlanan savcı kaldığı yerden faaliyetine devam etsin diye aynı göreve gönderilir. O başsavcı da 'Nerede kalmıştık?' diyerek masasına oturur.

Mahkemelerin ifade için davet ettikleri bazı şüpheli ve sanıkların mahkemelere gelmemesinden hiç rahatsızlık duymaz HSYK. Hâkim ve savcıları karşılaştıkları baskılarda yalnız bıraktığı gibi bizzat baskı yapmaktan geri durmaz. Erzurum savcılarının yetkilerini alan HSYK'ya tebriklerini ve desteklerini iletmeye gelen yüksek yargıçlara, 'yaptığınız doğru değil, ihsas-ı reyde bulunuyorsunuz' demek HSYK'nın Sayın Başkan Vekili'nin hiç aklına gelmez doğrusu. Hatırlattığınız zaman da rahatsız olur ve hukuku hatırlatanlara 'tetikçi' diye hakaret edip sorumluluklarından kurtulmaya çabalar. Bir de 'bu hukukçuların dosyaları arşivlerimizde var' diyerek aklınca konuşmalarını delillendirmek ister. Var dediği o dosyaları açıklama cesareti olsa da HSYK'nın hangi hukuksuzlukları yaptığını millet Başkan Vekili'nin ağzından öğreniverse. Neyi açıklayacak merak ediyorum.

1999 yılında bu satırların yazarı il cumhuriyet başsavcısı iken, başörtülü öğrencilerin eğitim özgürlüğünü engelleyen rektör ve dekan hakkında dava açtığı için, defaatle yapılan soruşturmalarda bir suç bulamadık ama böyle emredildiği için görevden aldık mı diyecekler? 12 Eylül darbecileri yargılansın diye dava açan savcıyı meslekten ihraç ettik mi diyecekler? (Bir tokat gibi yüzlerine vurulan AİHM kararını da bir yerlere gizlerler sanırım.) Mahkemenin 39 yıl ağır hapis verdiği Şemdinli sanıklarına 'iyi çocuklar' diye sahip çıkanların derin örgüt bağlantıları soruşturulsun diyen Van savcısının da acımadan görevine son verdik mi diyecekler?

HSYK bu haksızlıkların hesabını nasıl verir, bu sorulara ne cevap verir bilemem ama, bu soruların makul, mantıklı, hukuki dayanakları olan cevapları verilemediği sürece kimse HSYK'nın tarafsız olduğunu bana söyleyemez. Burada muhatap sadece şimdiki Kurul Başkan Vekili ve üyeler değil kurula hakim olan zihniyettir. Hukukun üstünlüğü anlayışı içinde hâkim ve savcıların haklarını koruyamayan bu zihniyeti ve haksızlıklarını vicdanlarına sığdıramayan, hukuka saygılı bir heyet hâkim ve savcılardan özür dileyerek yeni bir başlangıç yapmadığı sürece hiç kimse Kurul'un hakkaniyete uygun karar verdiğini iddia edemez. Bu erdemli davranışı gösteremeyenler, ayıplarını örtmek için başkalarını 'tetikçi' diye itham etmekle bir yere varamazlar. Hukuksuzluğu ve tetikçiliği kimin yaptığı belgeleriyle ortadadır. Kem söz de sahibine aittir.

ZAMAN

HABERE YORUM KAT