Kadınlar ve Erkekler İçin Zeytin Dalı

18.06.2009 02:57

Sümeyye Demir

“Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.” (4/1)

İnananların imtihan dünyası olarak kabul ettikleri bu alemde, aynı kaynaktan vücut bulan, aynı kaynaktan beslenen, erkekle beraber aynı sınava tabi tutulan, aynı şartlarda cennetle ödüllendirilen veya cehennemle korkutulan, dünyada da, ahrette de yaptıklarından birebir sorumlu olan bir beşerdir kadınlar.

“Erkek olsun kadın olsun, inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4/124)

Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkekler, Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (33/35)

Kadın, tek bir nefisten yaratıldığı eşiyle birlikte Rabbine karşı gelen ve cennetten çıkarılmakla cezalandırılan ilk insanlardandır.

Uğruna cinayetler işlenen, savaşlar çıkarılan, imtihanda en önemli ‘ayak kaydırma’ süsü ve vazgeçilmez tutku olarak sunulan bir varlıktır.

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katındadır.” (3/14)

Kralları, padişahları, nemrutları, firavunları, karunları, prensleri, prensesleri, imamları ve peygamberleri doğuran bir anadır kadın.

 Kendinden emin, dik duruşuyla nebiye ilk iman edendir.

Nefreti gözlerini kör eden, istediğini elde etmek için her türlü entrikayı çevirmekten çekinmeyen bir ustadır.

Sadece çocuk doğurmakla kalmayan, gerektiğinde ölümü göze alıp, cengaverce kılıç sallayandır.

Rabbi için ölüme gülümsemeyi bilendir. Saltanatı ve dünya zevklerini, ölümüne elinin tersiyle itebilendir.

Hüseyin olamasa da, Zeynep olup, tüm çağlara zulmü haykıran, nesillere yön verendir.

Teslimiyet, adanmışlık, cefakarlık timsali Hacer’dir, Hanne’dir, Meryem’dir, Fatıma’dır, Asiye’dir, Sümeyye’dir, Sena’dır.

Savaşta ve barışta, iyi günde ve kötü günde, her zaman tampon öğe, yardımcı eleman ve destek kuvvettir.

Evinde, çocuklarının önünde dövülüp öldürülen/rencide edilendir.

Kocası tarafından her türlü sövgüye, hakaretamiz cümlelere, aşağılanmaya maruz kalan, ardından hiçbir şey olmamış gibi kendisinden aynı yastığa baş koyması istenen, bir kalbi olabileceğine ihtimal verilmeyen, üzülmeye, tavır almaya hakkı olmayan eşrefi mahlukattır kadın...

Ve, iyi veya kötü daha pek çok şeydir kadın, erkeklerin olduğu gibi. Ancak, dünya genelinde kontrolü elinde bulunduran erkekler, kadınlarla aralarında yıllar yılı süren bu husumete son verme kudretini de yine kendi elleri arasında tutmaktadır. Mevla’nın takdiri gereği, düğmeye dokunmak, onarmak veya tahrip etmek kabiliyeti ve yetisi erkeklere bahşedilmiştir. Onlar sınıf başkanıdırlar…

Hal böyle olunca, meselenin çözümünde de önemli rol onların omuzları üzerindedir. Yani zeytin dalını uzatmak, erkeklere düşmektedir. Kadınların ‘hamileri’, ‘koruyup-gözeticileri’, ‘emanetçileri’ ve ‘tarla’ sahipleri olarak onlara hoşgörülü, müşfik ve gerçekten koruyucu olmak zorundadırlar. Yapı itibariyle duygusal olan kadınlar, huzurhaneleri olarak benimsedikleri evlerinde, kendilerine değer verildiğini, önemsendiklerini, sözlerinin itibar gördüğünü, hayat yolunda gerçek birer ortak olduklarını hissettiklerinde, verebileceklerinin daha fazlasını verebilmek, erkeklerini mutlu edebilmek için adeta çırpınırlar. Bu konuda onların fedakarlıkları, hatırşinaslıkları, özverideki erişilmezlikleri tartışma götürmez bir hakikattir.

Kadınlar, zoraki düzeltilmeye gelemeyen, törpülenmeye çalışıldıkça kıymıkları belirginleşen varlıklardır. Rasûlüllahın söylediği gibi, onları güzel yönleriyle kabullenip takdir etmek, her eş sahibinin, hayırlı kadınlar edinmelerine vesile olacaktır. O peygamber ki, ümmetinin bu zaafını bilmesinden olsa gerek, kadınların korunması hakkında pek çok sözler sarf etmiştir. Erkekleri onlar hakkında uyarmıştır.

“Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Çünkü sizler onları Allah’ın emanetiyle aldınız./ Kadınlar hakkında size hayrı vasiyet ediyorum./ İki zayıf hakkında sizi uyarıyorum: Yetim ve Kadın./ Sizin hayırlı olanınız ailesine hayırlı olandır. Ben ailesine en hayırlı olanınızım./ Kamil imana sahip Müslüman ahlâken güzel olandır. En hayırlı mü’min de eşine karşı ahlâkı en iyi olandır./ Cennet anaların ayakları altındadır./ Hediyede çocuklara eşit davranın. Eğer ben birisini hediyede üstün tutacak olsaydım kızları tutardım.”

Yüce Allah da, yarattıkları arasında ihtilafların olmaması, güçlünün zayıf olanı ezmemesi için kullarını uyarmış, onlara nasihatler vermiştir.

“Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle (örfe göre ve ma’ruf üzere) geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.(4/19)

Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir. (4/32)

Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: 'Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap'ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (4/127)

(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir.” (65/6)

Boşanma hallerinden miras hukukuna, hayızlıktan (âdet) toplumsal yaşantıdaki birlikteliklere, kadınlara karşı takınılması gereken tavırlar ayetlerle açıklanmıştır. Erkeklerin baskıcı bir şekilde ve bir takıntı olarak ‘aile reisliği’ diktatörlüğü kisvesine bürünmeleri, ayetlerle örtüşmemekte, bu yolda gerçekleştirdikleri eylemler, mü’min kimliğe yakışmamaktadır.

Aile reisi olmak, dövmek, hakaret etmek, aşağılamak, günaha girmediği halde kadınını pek çok şeyden men etmek, ‘ben sizin babanızım’ diyerek baskı yaratmak, zevklerinden, sevdiklerinden, beklentilerinden mahrum bırakmak, fikrini almamak, son sözün sahibi olma şerefine(!) nail olmanın hazzını yaşamak gibi gayri İslamî tavırlar sergilemek değildir.

Aile demek, birbirini tamamlamak, bir bütün olmak, iki eksik parçayı bir araya getirerek asıl gerçekliği oluşturmak demektir. Kadının varlığı, bu noktada ehemmiyet kazanmaktadır. Kadın, nefsin huzur bulması, hayırlı nesillerin devam etmesi ve gönüllerin rahata ermesi içindir. Kılavuza aykırı davranır, elinizdeki reçeteyi yanlış uygularsanız, şifa bulmak yerine, felaketle yüz yüze gelirsiniz.

“... Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz...” (2/187) / “Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/21) / ... birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız...” (4/ 21)

Kadınlar, erkeklerin yanında takviye kuvvettirler. Bir liderin, bir komutanın emri altındaki erler gibidirler. İyi komuta edilirlerse zafer, kötü yönetilirlerse hüsran getirirler. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır atasözü, onları tanımlamak için çok isabetlidir. Kadınlar tatlılıktan, yumuşaklılıktan, sevilmekten, güzel sözden, anlaşılmaktan hoşlanırlar. Onlarla bu dili konuşmak, onları dışlayıp hakir etmekten ziyade, yaratıcı gibi şereflendirmek, arzulandığı gibi kul-köle olmalarına yetecektir. Seven kadın gönülden sever ve bağlanır, nefret eden kadının şerri ise düşman başına kabilindedir.

“Kadının gözünde imparator kocadır.(Byon)/ Kadın birlikte yaşadığı erkeğin aynasıdır.(O.Halier)/ Bir kadını anlamanın tek yolu onu sevmektir...Ve daha sonra onu anlamaya gerek kalmaz.(Sydney J. Haris)/ Kadının kötüsü kadar kötü, iyisi kadar da iyi bir yaratık yoktur. (Euripides)” Bu sözlerin sahipleri erkeklerdir.

Kadınlar, eşitlik veya üstünlük mücadelesine girmeden, yardımcı kuvvetler olduklarını unutmadan, Rabbin katında aynı sorumluluklara sahip, cennet veya cehennem ehli olmaya erkekler kadar aday, yaptıklarının karşılığını şahsi olarak alacak/ödeyecek olduklarının bilincinde, eşlerine saygılı, hayırlı evlatlar yetiştirmenin sancısını çeken, ilim öğrenmekten geri durmayan varlıklar olduklarını kabullenmek/kabul ettirmek zorundadırlar.

Erkekler, diktatör olmaktan, kadınları kullanmaktan, onlar üzerinde menfaat sağlamaktan, haklarını gasp etmekten, kişiliklerini yok saymaktan, kendi vazife ve sorumluluklarını kadınların yapmasını beklemekten/buna zorlamaktan, saygı beklerken saygısızlaşmaktan, sevmeden sevgi beklemekten, kendine istediğini eşinden/kadınlardan esirgemekten vazgeçmek zorundadır. Rabbin gözünde, kadın da, erkek de birdir.

“Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun Katındadır.” (3/195)

Özellikle de İslami hassasiyeti olan erkekler, kadınlarının Fatıma olmalarını beklemektedir. Oysa ki, erkekler Ali olamadıkça, kadınlar Fatıma olmayı beceremeyeceklerdir. Ne zaman ki erkekler peygamber (s.a) gibi ‘ailesine en hayırlı olanlardan’ olmayı öğrenirler, işte o zaman kadınların düşürülmeye çalışıldığı tuzaklar geri tepecektir. Kadını evinden ve kadınlığından uzaklaştırmaya çalışan emperyalizm, kapitalizm, materyalizm,feminizm, şovenizm gibi bilumum izmler tepe taklak olacak, tefrite kaçan ve fıtratının dışında eylemlere girişen kadınlar, fıtratlarına döneceklerdir.

Bir örnekle söylemek istediklerimi neticelendirmek isterim: Elinden bir şey gelmeyen, işini kaybetmiş bir erkeğe, yapabileceği bir iş olarak ‘elle çamaşır yıkama’ imkanını sunsanız, (şerefim, haysiyetim diyerek) asla kabul etmeyecek/etmek istemeyecektir. Aynı şartlarda çaresiz bir kadına ‘eline kazmayı verip madende çalışma’ fırsatını sunsanız, tereddüt etmeden atlayacaktır üzerine. Bu vahim (kadının her işi yaparım zihniyetinin) tablonun iki sebebi var:

Birincisi, anaç ruhlu yaratılmış olan kadının, ailesine, çocuklarına ekmek götürebilmek için, kendinden vazgeçip, her zorluğu göğüslemeye hazır olacak kadar fedakar, merhametli ve azimli olmasıdır. Erkeklere oranla tahammül alanları daha geniştir.

İkinci sebep ise, içlerinde biriktirdikleri, nesilden nesile, kendilerinin ta en ücra köşelerindeki hücrelerine kadar işleyen aşağılanmış, küçümsenmiş, ikincil sayılmış, önemsenmemiş kadınlık gururlarını kurtarmak adına, ‘elimden her iş gelir, erkeğin yapıp da benim yapamayacağım hiçbir iş yoktur’ psikolojisine kapılması ve hattı zatında haddini aşmasıdır.

İslam, kişiler arasında ve aile içinde hoşgörüyü, fedakarlığı, anlayışı, sabrı, iyiliği, güzelliği, merhameti, sevgi ve saygıyı öncelemektedir. Her kişi, kendi adına bunu yapacağına söz verdiği anda, sorunlar ortadan kalkacak, her iki cins de, özlerinin farkına varacaktır. Saygının ve hoşgörünün bittiği yerde, kaos ve huzursuzluk kendini gösterir. Özellikle de evlilik için vazgeçilmez şartlardandır bunlar. Kendilerine aşılanan bu aşağılanma psikolojisinden kurtulmak adına, kadınlar uçuruma doğru sürüklenmekte, pek çoğu uçurumdan aşağı düşmektedir. Değişim kolay ve çabuk olmayacaktır. Ancak, yüreklerimizde başlatırsak bu mücadeleyi, ‘doğru yola, kendilerine nimet verilmişlerin yoluna’ koyulmuşlardan oluruz.

“Ve onlar: ‘Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,’ diyenlerdir.” (25/74)

Selam ve dua ile.

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim