1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Kadın ve Erkek İlişkileri Nasıl Olmalıdır?
Kadın ve Erkek İlişkileri Nasıl Olmalıdır?

Kadın ve Erkek İlişkileri Nasıl Olmalıdır?

Akhisar'da seminer programlarının bu ayki konusu "Sosyal hayatta kadın erkek ilişkilerinde ölçü" oldu.

A+A-

Özgür-Der Akhisar Temsilciliğince bayanlara yönelik olarak düzenlenen seminer programlarının bu ayki konusu "Sosyal hayatta kadın erkek ilişkilerinde ölçü" oldu. Seminer Zelihanur Sayın'ın sunumuyla gerçekleştirildi.

"İslamdan önceki devirlerde kadın, her türlü insani haklardan mahrumdu. Eğitim, öğretim, ticaret yapmak, mülkiyet sahibi olmak başta olmak üzere insani ve medeni haklarda kadınlar hep erkeklerin gerisindeydi. Vahiy öncesi arap toplumunda da bilindiği gibi kız çocuklarının doğumu öfkeyle karşılanır ve bir utanç kaynağı olarak telakki edilirdi." açıklamalarıyla konunun tarihi boyutunu aydınlatarak sunumuna başlayan konuşmacı, daha sonra özetle şunları anlattı:

"Sahip olduğumuz kimlik, toplumsal ilişkilerimizde kendini ele verir. Kimlerle nasıl ve ne şekilde ilişki kurduğumuz ve karşılıklı ilişkilerde takındığımız tavır ve kullandığımız üslup, kişinin hem şahsiyeti hem de kimliği hakkında önemli ipuçları verir. Yaşadığımız dünya ile sahip olduğumuz ilkelerin farklılığı ve karşıtlığı dikkate alınırsa, ailemizle, komşularımızla, dostlarımızla, işyerimizdeki amirlerimizle ilişkilerimizin niteliği, çözülmesi gereken birçok sorunu içinde barındırıyor. Bu noktada müslüman erkek ve kadınlar arasındaki ilişki ise ciddi endişeler taşımamızı gerektiren mecralara doğru kaymaktadır.

Geleneksel anlayış, kadın-erkek ilişkileri arasında aşılmaz sınırlar çizerek bir düzenlemeye gitmektedir. Ancak kadını şeytan, sesini haram, toplum hayatına katılmasını kerih gören bir anlayış realiteden uzak, dinin yasaklamadığı baskı ve sınırlamalarla kadın- erkek ilişkisini belirlemektedir. Geleneksel anlayışın biçtiği bu konumun, modernizm karşısında gün geçtikçe çözülmeye başladığına bakılırsa, bilinç düzeyinde kabullenilmeyen kurallar, uygun zeminler bulduğunda hiçte istenmeyen şekillerde ihlal edilebiliyor. Bu geleneksel değerlerle yetiştirilen gençlerin fırsatını bulduklarında sergiledikleri tavırlarla atalardan devralınan geleneğin insanı fıtratına yaklaştırmadığını, ancak günah ve yasak kavramlarıyla erdemli görüntüsü veren insanlar yetiştirdiğini gözlemleyebiliriz. Ancak geleneği eleştirirken dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta var. Elbette devralınan kültür, eleştiri süzgecinden geçirilir ve geçirilmelidir de. Ancak sahih davranış, geleneksel formların tam karşısında yer alan davranıştır gibi bir yargıya varmamak kaydıyla. Zira doğru davranış geleneğin karşıtı olan değil, Kur'an süzgecinden geçmiş olan davranıştır.

Batılı yaşam ve düşünce tarzının ifadesi olan modernizm ise geleneksel formlara rahmet okutturacak düzeyde değerler fesadını getirmiştir. Konunun bizi ilgilendiren yönü modernizmin çarkları arasına İslami motiflerin de katılmış olmasıdır Kendi işleyişine, içeriklerinden soyutlanmış görüntüleri alan modernizm elbetteki İslami öğelerden rahatsız olmayacaktır.

Günlük yaşamı özendiren, nefsi arzuları azdıran, idealleri fantazi olarak gören modern hayattan, içinde yaşadığımız toplumun İslami kesimleri de nasiplerini almış gözüküyor. Aksi takdirde pantolonlu ve makyajlı tesettürlü kızların sayısı bu kadar artmaz, Müslüman görünümlü kız ve erkekler mahrem davranışları sokaklara ve kafelere taşımakta bu kadar cesur davranamazlardı. Şimdilerde İslami evlerde gördüğümüz hoş sohbet, son derece şık giyimli tesettürlü bayanlar boy göstermekte, üniversitelerde hiç kimsenin haberi olmadan yapılan dini nikahlılar el ele gezebilmekte hatta flört, Müslüman tanımını üstlenenlerce de hoş görülebilmektedirTüm bu değişimleri, Müslümanlar da çağın gereklerini yerine getiriyorlar diye bir ilerleme olarak mı değerlendireceğiz yoksa erdem ve iffetin yoksunluğu olarak mı?

Kadın-erkek ilişkilerinin bozulmasında medya başrolü oynamaktadır. Tüm iffet duygularını bombardımana tâbi tutan medya özellikle TV  dizileriyle kız-erkek arasındaki cinsel eğilimleri özendirmekte ve abartmaktadır. Öyle ki bu dizilerle yetişen gençlik karşısındakini insan yerine öncelikle karşı cins olarak tanımlamaktadır. Dikkat edilirse bu yayınlarla birlikte toplumumuzda cinsel konulara merak sarma yaşı günden güne düşmektedir.

İslam, kadın ve erkeğin yaradılış itibariyle birbirlerine meyilli yaratıldıklarını bilir ve bunu evlilik dairesinde meşrulaştırır. Bunun dışında flörte gidebilecek her türlü davranış İslami kılıflarla meşrulaştırılamaz. ALLAH, mü'min erkek ve kadınların birbirlerinin velisi olduklarını ve birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten men ettiklerini bildirmektedir. (9/ 71) Bu durum karşılıklı ilişkiyi gerekli kılar ancak ölçüsüzlüğü değil.

Ölçü Kur'an ahlakı ile ahlaklanmak olmalıdır. Bu da kişiden kişiye değişen soyut bir kavram değildir. Bunu İslam'ı yaşamada samimi olan, fıtratlarını muhafaza edenler iyi bilir. Kur'an kadın-erkek arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğinin önemli ipuçlarını vermektedir. Kadın için tesettürü emreden (33/ 59) ve sözün çekici bir biçimde söylenmemesine vurguda bulunan (33/ 32) Rabbimiz, Müslüman kadının belli kıstaslara dikkat ederek toplum hayatına katılabileceğini göstermektedir. Mü'minlerin haram olan bakışlardan sakınmalarını belirten ayette (24/ 30) bazı sınırlamalar koymaktadır. Kur'an'ın istediği ahlâkı yaşamamız ayette belirtilen takva elbisesini giymekle sağlanacaktır: "Ey Ademoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır". (7/26) Bir Müslüman kız tesettürlü iken de dilerse cazibesini ön plana çıkarmanın yolunu bulabilir veya Müslüman görünümlü bir erkeğin zihni modern hurafelerle kirlenmiş olabilir. Bu yüzden önce takva elbisesini giymeli ve ahlaki davranışları zihinsel düzeyde kendimize mal etmeliyiz.

zelihanur_sayin2.jpg

HABERE YORUM KAT