1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "Kader Meselesi ve İnsanın Sorumluluğu"
Kader Meselesi ve İnsanın Sorumluluğu

"Kader Meselesi ve İnsanın Sorumluluğu"

Akhisar Özgür-Der temsilciliğince bayanlara yönelik olarak düzenlenenseminerlerinin bu ayki konusu Emine Düzgün'ün sunumuyla gerçekleştirildi.

A+A-

Akhisar Özgür-Der temsilciliğince bayanlara yönelik olarak düzenlenen alternatif eğitim seminerlerinin bu ayki konusu olan "Kader meselesi ve insanın sorumluluğu" başlıklı seminer Akhisar'dan Emine Düzgün'ün sunumuyla gerçekleştirildi.

"İnsan bir takım fiiller işlerken, kendisinin dışında bir gücün zorlaması altında mıdır? Yoksa özgür hareket etme gücüne sahip midir? şeklindeki soruların ilk kuşak müslümanlar zamanından beri Müslüman düşünürleri uğraştırdığının ve bu konuda eserler yazmalarına, polemiklere girmelerine neden olduğunun altını çizerek başlayan Düzgün, daha sonra sunumunda özetle şunları anlattı:

"Kur'an'da Kader"in anlam sahası:

Kader; ölçü (Talak/3), zaman ve zeminini tayin ve tesbit etme (Mürselat/23), kararlaştırmak, takdir etmek, sınır koymak, ölüm (Vakıa/60), kıymet biçmek, hüküm vermek (Kadir/1), plan proje, düzen ve nizam (Kamer/49-Müzzemmil/20), insanın yaratılışı (Abese/19) gibi anlamlarda kullanılmıştır. Kadere iman da; Allah'ın tüm mahlukat için bir ölçü, bir nizam ve intizam, bir düzen, bir zaman ve mekan, bir hedef ve gaye, bir ilke ve kanun belirlediğine, hiçbir şeyi gayesiz, ölçüsüz, tartısız, gelişigüzel yaratmadığına iman etmektir. Kadere iman, anarşiyi, tesadüfü, haddi aşmayı, gayesizliği, en geniş anlamıyla zulüm demeye gelen taşkınlık ve aşırılığı inkar ve reddetmektir. Kadere iman, Allah'ın dini ve dünyevi, bireysel ve toplumsal, kevni ve Kur'an'i tüm yasalarına uymayı, özetle sünnetine teslim olmayı gerektirir.

Müşriklerin kader inancı

"Eğer Allah dilemeseydi, biz ondan başka şeylere tapmazdık!" Nahl- 35. Müşrikler, Allah'tan başka şeylere tapmanın faturasını Allah'a çıkarıyorlar. Bir nevi Allah'ı ve kaderini suçluyorlar. Günümüzdeki bazılarının "eğer Allah dilemese biz bu halde olmazdık! Eğer Allah dilemezse onlar bizim yerimizde, biz onların yerinde olurduk!" gibi sakat düşünce ve inanışlarıyla, Kur'andaki bu ayetlerdeki müşrik inancı nasıl da benzeşiyor!

"Şirk koşanlar diyecekler ki, eğer Allah dileseydi, ne biz ne de babalarımız şirk koşmazdık!" Enam suresi-148.

Yahudi, Hıristiyan ve şirk koşanların hepsi şirklerini ve küfürlerini Allah'ın takdirine fatura ediyorlar. En basitinden Allah'a iftiradır bu! Şirk mantığıyla kadere anlam veren, şirk koşanlar, saadet asrından sonra, saltanat dönemlerinde tekrar İslam toplumunun gündemine oturmuşlardır. "İslam tarihinde Raşit halifelerden sonra yönetimi ele geçiren Emeviler, Mürcie ve Cebriye eliyle zulüm ve taşkınlıklarını, Allah'a fatura ederler. Mesela, İbni-i Ziyad, Resulullah'ın ehl-i beytinin kesik başını, Hz. Zeynep'in önünde kanlarını savurarak boşaltırken "gördün mü? Allah Ehl-i Beytine ne yaptı?" diye alay eder. Sanki bu olayda kendisinin hiç suçu ve eylemi yokmuş gibi konuşur. Yezit ise, Hz. Hüseyin için şöyle demişti; "İbni Ziyad acele edip ona saldırdı. Allah da Hüseyin'i öldürdü!" Sanki Hüseyin'i öldürme emrini kendisi vermemiş gibi, Allah'ı suçluyor o da! Saltanat dönemlerinden beri, Müslümanların başlarına gelen her türlü musibet, zulüm, haksızlık -hâşâ- bu Allah'ın kaderidir diye halklarımız uyutuldu! Yapılan tüm zulümlerde sanki yöneticilerin hiçbir suç ve günahı yokmuş gibi, hep Allah'ın kaderi suçlanıp işin içinden sıyrıldılar.

İman ve amel konusunda da bu yanlış tavır, toplumdaki ahlaki hassasiyetin zayıflamasına sebep olmuştur. Bu düşünce kişisel ahlakta da yıkım yaratmıştır. "insan her türlü ahlaksızlığı yapsa bile imanına halel gelmez!" diyen ve insanın iradesini kullanmayı hiçe sayan düşünceler arttı. Böylece toplumda ahlaki davranan, bir nevi "enayi" gibi görülür oldu. "İyi ile kötü, çalışkan ile tembel, zalim ile mazlum arasındaki farkı sıfırlayan bu tip kader anlayışları, Kur'an'a taban tabana zıt anlayışlardır! Müşriklerin yanlış anlayışlarına göre, sadece yaratılanlara "zorla yaptıran" bir Allah vardır! Tüm fiillerin faili Allah'tır. Yaptıran vardır, yapan bir hayaldir suçu yoktur! Hezeyanları alıp başını gitmiştir. "Bu aykırı düşünceler, Müslüman toplumlarını tembellik ve miskinliklerini kader olarak telakki etmeye götürdü. Başarısızlıklarını, ezilmişliklerini, zelil ve hakir bir biçimde yaşamalarını "kadere" bağlar oldular!

Doğru Kader İnancı

Allah size seçmeyi, iradenizi kullanmayı kader olarak seçti. Yani insanın kaderi seçimidir! Nasıl bir seçim yapıyorsanız, Allah ona göre yollar açıyor önünüze... İnsan kendi özgür iradesiyle, seçimiyle baş başadır.

"De ki Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin!" Kehf suresi- 29. Eşref-i mahlûkat olan insanın kaderi, kendisine verilen akıl ve irade ile seçimini yapmasıdır!"

"İnsan neyi seçecek? İyiyi ya da kötüyü, hakkı ya da batılı, aydınlığı ya da karanlığı, hakikati ya da yalanı, kalıcı olanı ya da geçici olanı. Ama her halükarda seçmeyi insanın kaderi yapan Allah, insanı seçtiğinden sorumlu tutuyor. Çünkü insana hür iradesini vermiş, aklı ile seçme hürriyetinde onu serbest bırakmıştır! Zorla bir seçim yaptırmıyor. Aksine insanın kendi seçimini, kendisinin yapmasını dilemiş ve insanı seçiminin sonucundan da sorumlu tutmuştur."Toplumların değişiminde bile bu sünnetullah vardır. "Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah o toplumun durumunu değiştirmez!" Rad suresi- 11.Demek ki bir toplumun bireyleri tek tek iyiye, güzele, doğruya yönelmeyip değişmezlerse, o toplum da değişmez.

Yine sınanmak, imtihana çekilmek, denenmek, imanının sınavını vermek Cennet'e girmenin kaderidir. İman iddiasını ispatlamadan, imtihana çekilmeden Cennete giremezsiniz!

"İnsanlar yalnız inandık demekle, denenmeden bırakılıvereceklerin mi sandılar?" Ankebut suresi- 2

İnsanın kaderi seçmektir. Seçimini iradesiyle, aklıyla yapar. Ve bunda tamamen serbesttir.

Hak ve batıl apaçıktır birbirinden ayrılmıştır. Furkan olan Kur'an, her şeyi bildirmiştir ve bir tek açık da bırakmamıştır. Buna göre insan dilerse küfrü seçiyor, dilerse imanı... Seçimlerinin sonuçlarıyla ise hem bu dünyada, hem de öte dünyada karşılaşacaktır. 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum