1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Kaddafi Sonrası Yeni Libya'da İç Dengeler
Kaddafi Sonrası Yeni Libyada İç Dengeler

Kaddafi Sonrası Yeni Libya'da İç Dengeler

Libya siyasetinin bundan sonra izleyeceği ana yapı kabilelerin tepkilerini belirleyecektir. Burada anahtar diğer bir kelime İslam'dır.

A+A-

Yeni Libya'da iç dengeler

Doç. Dr. Gökhan Bacık

Kaddafi rejiminin ortadan kalkması ihtimali üzerine öncelikle bir tespitte bulunmak gerekiyor: Şüphesiz Libya'ya kimse bir haftada demokrasi gelecek demiyor ancak hiçbir şey Libya'da Kaddafi'nin 40 yılı aşan baskıcı rejiminden daha kötü olamaz.

NATO, Soğuk Savaş sonrası döneme ait yeni ve büyük ölçüde başarılı bir stratejiyi Libya'da uygulamıştır ve büyük olasılıkla teşkilatın bundan sonra Ortadoğu siyasetine bu model ilham kaynağı olacaktır. Bugüne kadar Kaddafi, bir tek uçağını bile havalandıramamış ise bu, NATO güçlerinden kaynaklanmıştır. Öte yandan sokak sokak savaşarak Trablus'a giden muhaliflerin ellerindeki silah ve cephanenin kaynağı da büyük ölçüde aynı stratejidir. 'Devrilmek istenen rejimi bir alana hapset ve kuvvetlendirdiğin muhalefeti üstüne sal' modeli başka Ortadoğu ülkelerinde de işe yarayabilir. Eğer bir gün Şam rejimini devirmek için de 'tamam vakit geldi' denilirse ve uluslararası destek sağlanırsa NATO hemen hemen aynı taktiği uygulayacaktır.

Hemen bu bağlamda Türkiye'nin Libya konusunda aldığı tutumun da son derece doğru olduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak burada esas vurgulanması gereken, Türkiye-NATO ilişkileridir. Türkiye'de NATO meselesi oldukça gayri ciddi ele alınmaktadır. NATO hâlihazırda dünyanın en güçlü askerî teşkilatıdır ve Türkiye'nin bu örgütteki pozisyonu çok kıymetlidir. Türkiye, 1950'lerden beri NATO ile müttefiktir. Halbuki büyük muhalefet partileri dâhil pek çok çevre zaman zaman NATO düşmanlığı yapmaktadır. Şüphesiz NATO eleştirilebilir, hatta Türkiye isterse NATO'dan da çıkabilir. Ancak Türkiye, NATO içinde kaldığı sürece Batılı sistemin ana çekirdeğine üye olarak davranmak zorunda kalacak ve uzun vadede kendi tercihleri ile Batı merkezli sistemin tercihlerini mutlaka uzlaştırmak zorunda kalacaktır. NATO Genel Sekreter Yardımcısı'nın bir Türk vatandaşı olduğu düzlemde Tür-kiye'nin geleneksel Batılı çekirdekten "ayrı bir telden çalmasını" beklemek makul değildir.

Muhalifler ve Libya siyaseti

NATO'nun önemli desteğini de almış olarak muhaliflerin şimdiye kadar başarılı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bingazi'de başlayan ve Trablus'a kadar uzayan yaklaşık 900 kilometrelik mesafeyi silahlı milislerle aşmak ve sonunda başkente ulaşmak, bu arada toplumsal muhalefeti de yönetmek, belirli bir idari yetenek gerektirmektedir. Aynı zamanda muhalefetin dış siyaseti de başarılıdır. Libya Ulusal Geçiş Konseyi'nin önemli isimlerinden Mahmud Cibril, geçen mayıs ayında Washington ve Paris ziyaretleri yapmıştır. Bu ziyaretler, son derece üst düzey ziyaretlerdir. Paris'te Cibril, Sarkozy ile de görüşmüştür.

Başka bir ifadeyle, muhalefetin çekirdek kurumu olan Libya Ulusal Geçiş Konseyi hem yerel hem uluslararası düzeyde yüksek meşruiyet sağlamıştır. Hatta Libya tahtına vâris olduğunu iddia eden Muhammed el Senusi, dahi Konsey'i desteklemiştir. Konsey aslında tipik bir proto-hükümet olarak kurgulanmıştır. Bir başkanı ve değişik alanlardan sorumlu üyeleri bulunmaktadır. Mesela Abdülkasım Nimr, çevreden sorumlu üyedir, Süleyman el Sahli ise eğitimden sorumlu üyesidir. Konsey, genel olarak bürokratik bir mantıkla kurgulanmış ve politik tartışmaları bir kenara atarak muhalefeti temsil etme iddiasında kurulmuş yapı görünümündedir. Diğer bir deyişle Libya'da potansiyel olarak var olan politik ve kabilesel sorunların ertelenmesi ve Konsey'e geçici bir süre yetki verilmesi ilkesine göre çalışmaktadır.

Ancak Konsey yine de belirli bir ölçüde farklı kesimlerden güçlü destek alabilecek konumdadır. Mesela Konsey'in en önemli isimlerinden birisi olan Mustafa Muhammed Abdülcelil, Libya Üniversitesi Arap Dili ve İslami Çalışmaları Fakültesi'nin şeriat ve hukuk bölümünden mezun olmuştur. Abdülcelil, geleneksel Sünni bakış açısına sahip alanında uzman ve dinî hassasiyetleri yüksek düzeyde olan bir hukukçudur. 2007 yılında Adalet Bakanlığı'na atanan Abdülcelil, isyanı bastırması için gönderildiği Bingazi'de ordunun şiddetini görünce taraf değiştirip muhaliflerin liderliğine soyunmuştur. Konsey'in diğer bir önemli ismi ise dış ilişkileri yürüten Mahmud Cibril'dir. Cibril, Kahire Üniversitesi'nde iktisat ve siyasi bilimler eğitimi almış, daha sonra Pittsburgh Üniversitesi'nde doktora yapmıştır. Halihazırda Cibril, Batılı ülkelerin favori ismidir. Abdülcelil gibi muhafazakâr isimlerin Libya'yı İslamileştireceği 'endişesi' Cibril'i öne çıkarmaktadır. Öte yandan Cibril, Kaddafi'nin oğlu Seyfül İslam ile beraber yürütülen ekonomik reformlar projesinde de yer almıştır. Bir bakıma Cibril, Batı'nın gözünde "aşırılıklara kaçmadan geçiş yapabilecek ve ülkeyi Batılı çizgide tutacak lider" unvanına sahiptir. Şunu unutmamak gerekir ki; bugüne kadar muhalifleri bir arada tutan, Kaddafi düşmanlığıydı. Kaddafi sonrası dönemde muhalifler arasındaki politik farklılıkların anlamı büyüyecektir.

Daha geniş olarak bakarsak Libya'da pek çok muhalif örgüt bulunmaktadır. Müslüman Kardeşler örgütü (Libya İslami Cemaati) ve Libya Milli Kurtuluş Cephesi (İnkaz) en önemli iki muhalif güç olarak anılmalıdır. Bunun yanında Libya İslami Hareketi Birliği, Muhalefet Konferansı, Libya Komisyonu, İslami Cihad, Entelektüel Birlik gibi daha pek çok örgüt bulunmaktadır.

1970'lerin sonunda kurulan Libya İslami Cemaati, dinî kaynakları referans alan bir siyasal düzeni hedef haline getirmiştir. 90'lardan itibaren Müslüman Kardeşler olarak anılmaktadır. Kaddafi rejiminin baskıcı siyaseti diğer örgütler gibi Müslüman Kardeşler'in de gizli kalmasına yol açtı. El Hıfsi, El Medhun gibi isimler bir anlamda yeraltında örgütü yönlendirdiler. Günümüzde Abu Sin gibi isimlerin de liderlik için ismi geçmektedir. Yusuf el Magarif'in 1981 yılında Sudan'da kurduğu teşkilat olan İnkaz, günümüzde sürgünde yaşayan Abdülaziz Sahad tarafından idare edilmektedir. 1980'lerde örgüt Trablus'ta Kaddafi'nin de hedef olduğu bazı silahlı saldırılarda bulunmuştur. Ancak bütün bu çabalar sonuçsuz kalmış, rejim her bir silahlı saldırıdan sonra binlerce kişiyi hapsetmiş ve onlarca kişiyi asmıştır.

Kabileler meselesi

Devlet televizyonundan sesli olarak mesajı yayınlanan Kaddafi, isimlerini saydığı kabilelerin Trablus'u kurtarmasını istemişti. Acaba günümüzde kabile siyaseti Libya'yı nasıl etkiler? İlk olarak şunu vurgulamak gerekir: Libya'da kabileler arası fark konusu Irak'taki Kürt ve Arap yahut Sünni ve Şii ayrımı gibi değildir. O nedenle kabileler arası çatışma daha ziyade politik ve ekonomik çizgilerde giden mezhebe, etnisiteye uzanmayan bir durumdadır. İkinci olarak, genel haritaya bakınca kabile yapısı Libya'da Kaddafi sonrası döneme çok büyük çatışma ile aktarılmayacak durumdadır. Batı'nın önemli kabileleri Zintan, Busayf, Ar-rujban ve Maslata zaten şu ana kadar muhaliflerle büyük ölçekli işbirliği yapmıştır. Doğu'daki önemli kabileler Bani Salim ve Az Zuveyya da denge siyaseti izlemiştir. Temel sorun Orta Libya'daki Kaddafi yanlısı Al Kaddafa ve Al Megrahi kabileleridir. Kaddafi'nin kendisi zaten Al Kaddafa'nın mensubudur. Sirte ve Sabha civarındaki bu kabilenin siyasi pozisyonunu takip etmek gerekiyor. Aynı biçimde eski Başbakan Jallud'u çıkaran Al Megrahi ise tarihsel olarak Kaddafi ile ittifak yapan bir kabiledir. Libya siyasetinin bundan sonra izleyeceği ana yapı kabilelerin tepkilerini belirleyecektir. Burada anahtar diğer bir kelime İslam'dır. Yeni dönemde Libya siyasetinin, İslam ile daha barışçıl ilişki kurduğu sürece kabilelerin desteğini almakta da işi kolaylaşacaktır.

ZAMAN 

HABERE YORUM KAT