1. YAZARLAR

  2. Umur Talu

  3. Kabul edilemez!
Umur Talu

Umur Talu

Yazarın Tüm Yazıları >

Kabul edilemez!

A+A-

GENELKURMAY’ın, “andıç yazarları”ndan ziyade “açıklama yazarları”na ihtiyacı var!

Bu yazarların, sık sık “hukuk, demokrasi, Anayasa, kurumlar arası güven” derken, manalarını iyi düşünmesinde yarar var.

Ortada vahim ihbar ve iddialar varken, bunların “varlık ihtimali” üstüne dahi tek kelime etmeyen, ihtimali kınamayan bir “demokrasi ve hukuka bağlıyız” tiradına ise bu ülkenin artık ihtiyacı yok!

*******

İnsanın içini en çok acıtan şu:

Gerek Genelkurmay Başkanı (her başkan gibi, tabii duruma göre başbakanlar filan gibi de), gerek Genelkurmay bildirileri hep şunun altını çiziyor:

“Konunun yargıdan önce basında yer alması kabul edilemez.”

Ben “demokrasiye, hukuk ilkelerine bağlı bir Genelkurmay Başkanı ” olsam, önce şunu derdim:

“Konunun gerçek olma ihtimali bile kabul edilemez... Gerçekse, sorumluların korunması kabul edilemez.”

********

Andıçların amacı hep “konunun yargıda değil, basında, kamuoyunda yer alması, yer etmesi” olmadı mı?

“Psikolojik harekât” nedir ki! Neydi “Genelkurmay’a bağlı” bağımsız gazeteciler, gazeteler, TV’ler marifetiyle “yayılan” haber, suçlama, karalama, itibarsızlaştırma “konular”ı.

Neydi Genelkurmay eliyle, “hür, dürüst, bağımsız, özgürlükçü medya” manşetlerine konuşlandırılmış “konular”.

Yargıya gitmemiş konularla, düzmece ifadelerle insanların hedef haline getirilmesi, aşağılatılması, hatta vurulması, tehditlere maruz kalması neydi?

Bugün bu hükümet döneminde de başkalarının da çok sık başvurduğu büyük ayıbı, yerli yersiz ve hukuksuz dinlemeyi azdırarak tehdit, şantaj ve itibarsızlaştırma bankası gibi çalışan üniformalılar neredeydi?

*******

“Konu”nun ana damarı şu:

Bu belgeler, planlar, niyetler, örgütlenmeler, bu hevesler, vatandaşına karşı tuzaklar, imzalar, bu iddialar gerçek mi, değil mi? Gerisi sonra: Konunun önce basında yer alması, birilerinin hesap yapıp şimdi sızdırması, hükümete yaraması, gündem değiştirmesi, belgeyi kimin sızdırdığı...

Tıkalı tali damara belki stent takarsınız, belki öyle bile idare edersiniz bir süre, lakin tıkalı ana damar acil by-pass ister!

Çünkü “konu doğru ise”; “kadro yok diye Şûra’da terfi ettirilmeyen” ama “konuya rağmen emekli de edilmeyen” ve ananevi “personelimizi koruruz” kadrosunda tutulan Albay Çiçek’in muhtemel ıslak imzasına yıkılamayacak kadar geniş kadrolu.

“Islaklık” gerçekse, belli ki “rutubet” yaygın... belli ki “suhunet” tavana vurmuş...

belli ki ömür bir çiçekle geçmemiş... belli ki durum, üç, beş er ifadesiyle yetinilemeyecek kadar “Emret komutanım”.

********

Belki, “cuntada yer alan ama pişman olan subay” artık emekli; belki de haziranda fotokopisi ortaya çıkan belgenin aslını sürmek için Şûra atamalarını bekledi...

Belki de değil.

Belki, haziranda “kuru imza” çıktıktan sonra, ağustosta Şûra’da, epeydir boş tutulan bir “orgeneral kadrosu”nun doldurulmasının bu süreçle ilgisi yok. Belki de “belge ortaya çıkarsa kimin başı yanabilir” diye hiç düşünülmedi.

Belki de, belgenin bir süre saklanması ve sonra ortaya çıkarılması kararı o kadar alt kademe bir süreç değil!

*********

Bir tuhaflık da hükümette tabii.

Sanki Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetler bana bağlı! “Başkomutan” da, Genelkurmay Başkanı’nın bağlı olduğu Başbakan da, MGK’nın tüm bakanları da aynı partiden olduğu halde, sanki “Fransız” gibiler!

Hep şaşırıyorlar, hep temenni ediyorlar, hep “konunun yargıdan önce basında yer alması”yla kifayet ediyorlar.

Belki de, 1950’de bir gece, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları dahil 15 general ile 150 albayı tasfiye eden Demokrat Parti’nin on yıl sonunda vardığı nokta, bu travma, bu ülkenin derin zihninden hiç çıkmıyordur!

HABER TÜRK

YAZIYA YORUM KAT