1. HABERLER

  2. HABER

  3. ANALİZ

  4. Kabuğun Kırılması Kürde Biçilen Kılıfa Bağlı
Kabuğun Kırılması Kürde Biçilen Kılıfa Bağlı

Kabuğun Kırılması Kürde Biçilen Kılıfa Bağlı

​​​​​​​Yeniden ulusalcılığın güvenlikçi çizgisinin dayanılmaz hafifliğine teslim olan Ankara, ulusalcılık ile güvenlikçi politikaların çekim alanında zihin bulanıklığı yaşıyor.

19 Eylül 2017 Salı 22:04A+A-

Zafer Burakmak’ın yorumu:

Hiçbir yanlış yaşandığı ana sığmaz. Hele ki milyonları ilgilendiren sosyopolitik yanlışların etkilerine sınır yoktur. İlk düğmenin yanlış iliklenmesi misali hatalar silsilesi sürer gider en son ana kadar. Ta ki fark eden biri düzeltene ya da o hata failini boğana kadar.

Bu gerçeği göz önüne almayan bir analizin Türkiye’nin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin referandum kararına gösterdiği tepkiyi anlamlandırması yetersiz kalacaktır. Irak Kürtlerinin referandum kararları yanlış olabilir. Zamanlaması, usulü, yaklaşımları hatalı olabilir. Evet, sonuçları itibariyle bölgede yıkıcı bir etki de yaratabilir… Ancak Türkiye’den yükselen tepkilerin hiçbiri varsayılan bu gerekçelere dayanmaz. Türkiye’nin tepkisi özgün bir siyasetten değil daha çok kendi korkusu üzerinden yükselir.

Yeniden ulusalcılığın güvenlikçi çizgisinin dayanılmaz hafifliğine teslim olan Ankara, ulusalcılık ile güvenlikçi politikaların çekim alanında zihin bulanıklığı yaşıyor. Ve maalesef koca bir toplumu da sürüklemeye çalışıyor. Buna karşın bu yörüngeye girmeyen kimi yazarlar, Türkiye’nin Barzani’ye karşıtlığına bir anlam veremiyorlar. Öyle ya;

-İran’ın hakimiyetindeki bir Irak’tansa Türkiye’nin çekim kuvvetindeki bir Kürt devletinin nesi yanlış?

-Ya da Haşdi Şabi’nin eline geçecek bir Kerkük’ün Kürt yönetiminde olmasının faydası niye görünmez?

-Yine petrol ticaretini dahi kimseye danışmadan Türkiye ile yürütmeye çalışan bir Kürt yönetiminin devlet olunca kazandıracağı ivmeye kör olmak niye?

-Zaten bir realite olarak kabul görülen uzun vadede kurulacak bir Kürt devletinin, PKK yerine Barzani yönetiminde kurulmasının Türkiye’ye artısı hiç mi hesaplanmaz?

--- …

Listeyi ne kadar uzatırsanız uzatın ikna edemeyeceğiniz bir önyargı var kamuoyunda. Çünkü analizlerin çoğu Türkiye'nin kadim korkusuna çarpıyor. Dikkat edin referanduma karşı çıkmayıp, hükümeti aklıselime çağıran yazarların Kürt korkuları yoktur. Ulusalcılığın sert duvarlarına yaslanmadıkları için ufuklarını kapatacak bir gölge de çökmemiştir üzerlerine. Bu nedenle uzak durdukları ulusalcılık gölgesi, uzun vadeli siyasetlerini de karartmaz. Çünkü Kürde henüz verilmemiş hakların olduğunu kabul eder ve teslim edilmesi gerektiğini vurgularlar. Bu yüzden de korkmazlar gelecekten.

Ancak Kürtlerin tüm haklarının verildiğini savunanlar, aynı zamanda en büyük korkuyu yaşayanlardır. Aslında sorunun bitmediğini kendileri de bilirler. Zira ileride Diyarbakır’daki Kürtlerin de bağımsızlığa dahil olacağından korkanlar, aslında Kürtlerin haklarının verilmediğini zımnen kabul de etmiş oluyorlar. Diyarbakırlıların yaşadıklarına razı olmadıkları ön kabulüyle önlerine çıkacak yeni bir alternatifi, Türkiye’yi terk etmeyle sonuçlandıracaklarından korkmaktadırlar. Kürtlerin haklarına karşıtlıktaki ısrar adeta siyasetlerini ve geleceklerini esir almıştır. Ulusalcı aklın, Kürtlerin bölgede söz sahibi olmasına itirazları Türkiye’yi ulusalcı çizgide sürdürme sevdalarından kaynaklanıyor. Ve kendilerince haklılar; Kürtlerin haklarının verilmeyeceği bir Türk ulus devleti için Kürdün söz sahibi olması bir risktir. Ancak Kürt Sorunu’nu halletmiş bir Türkiye, Kürt potansiyelinden yararlanma ufku geliştirebilir. Fakat bunun için korkuların aşılması gerekiyor. Verilmiş haklarıyla tatmin edilmiş bir Diyarbakırlının Türkiye’den ayrılacağını düşünmek, ancak haklarının verilmemesini istemekle mümkündür. Yoksa bir Vanlının Duhok’la kurduğu duygusal bağ, İstanbul ile kurduğu bağdan çok daha zayıftır. Bu sarih gerçeği ancak Vanlı ile herhangi bir bağ kuramayanlar göremez. Bu kadar can kayıplarına rağmen Türklerle yaşama iradesi gösteren Kürtler, Türkiye’den niye ayrılsın? Bunca badirelere, kışkırtmalara rağmen bile bırakın bağımsızlığı “Demokratik Özerklik’e bile destek vermeyen bir Kürt, sınırı niye değiştirsin?

Kabul etmek gerek ki; Türkiye, korkudan başını gömdüğü yorganı kaldıramayan çocuğa benziyor. Bir yandan ulusalcı kabı kıramadığı için Kürtlerin haklarını vermiyor, öte yandan hakkının bir kısmını vermediği vatandaşının her an gitmesinden korkuyor. Bu da koca ülkeyi siyaset üretemez hale getiriyor.

Ulusalcılık, önce Kürdü ‘resmi Türk kimliği’ kılıfına sonra da kendisini Kürt korkusu kabuğuna sıkıştırdı. Ne resmi elbise Kürde uydu ne de bu kabuk Türkiye’ye yeterli geldi. Türkiye’yi daha etkin bir güç yapmaya niyetli Ak Parti liderliği bunu fark etmişti. Bu nedenle önce Kürdün kılıfını sonra da ülkenin kabuğunu kıracak hamlelere yönelse de başarılı olamadı. Çözüm Süreci’nin akameti Türkiye’nin de tökezlemesine neden oldu. Kürt Sorunu, her ne kadar iktidar partisi tarafından bittiği söylense de farklı bir ton ve derinlikte devam ediyor. En büyük kanıtı ise hükümetin Irak Kürt Bölgesi’ndeki referanduma yaklaşımı ve söylemi. Ve Türkiye’nin ısrarla sürdürdüğü Kürt Sorunu, bugününü de yarınını da ipotek altına almış durumda. Bu prangadan kurtulamayan Türkiye toplumu ve siyasetinin, bölgedeki herhangi bir büyük değişime özgün bir politikayla yaklaşacağını beklemek nafile. Hele ki bu değişim bağımsız bir Kürdistan'ı doğuracak ise…

Kaynak: Yöneliş Haber

HABERE YORUM KAT

3 Yorum