1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. K.Çekmece Özgür-Der Seminerleri Başladı
K.Çekmece Özgür-Der Seminerleri Başladı

K.Çekmece Özgür-Der Seminerleri Başladı

Küçükçekmece Özgür-Der eğitim seminerlerine başladı.

A+A-

Asr-ı Saadetten günümüze örnek şahsiyetler üst başlığı adı altında Hz. Ömer’in hayatı, kişiliği ve mücadelesi Hüseyin Özhazar tarafından sunuldu. Programa Abdullah Yusufoğlu tarafından okunan Kuran-ı Kerim ve mealiyle başlandı.

Konuşmacı Özhazar Hz. Ömer konusuna girmeden önce bir tarih algısına sahip olmamız gerektiğine dikkat çekerek, bir Müslüman’ın tarih algısının nasıl olması gerektiğinden bahsetti. Hz. Âdem’den bu yana her insan yaradılış olarak aynı özellikleri taşır. Bu durumu farklılaştıran bizim tarihe bakış açımızdır. Örneğin: Eğer bir kişiyi yüceltilmiş olarak görmek istersek bu kişinin hayatı boyunca yaptığı güzel amellere bakarız. Yine bir kişiyi karalamak istersek de bu kişinin hayatı boyunca yaptığı kötü işleri gözümüzün önüne getiririz. Müslüman tarihe bakarken insan olgusunu dikkate almalıdır. Eğer tarihi bu etkileşim yani insan olgusu ile birlikte ele alırsak kendi tarihimizle ilgili zaaflarımızı gidermiş oluruz. Bu yüzden tarihteki bütün şahsiyetleri incelerken insan unsurunu göz ardı etmemeliyiz. İnsanın çamurdan bir yanı olup hata yapabileceğini de, Allah’ın ruhu ile güzelliklere de yönelebileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Tarihe bakışımız bu perspektiften olursa Kuran kıssalarına dair okumalarımız daha gerçekçi olur. Bu yüzden tarihi şahsiyetlerimizi anlamaya çalışırken ne yüceltme yapılmalı; ne de karalamaya gidilerek değersizleştirilmemelidir. Bu tarz yaklaşımlar tarih okumamızın zaaflarıdır.’’Andolsun onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. Bu Kur’an düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı her şeyin çeşitli biçimlerde açıklanması ve iman edecek bir toplum için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf-111)

Hz. Ömer 581-644 yıllarında yaşamıştır. Nübüvvetin 6. yılında Müslüman olmuştur. Ömer’in Müslüman oluş süreci bildiğimiz gibi Hz. Muhammed’i öldürmeye giderken, birisinin “Önce sen kendi akrabalarına bak.” Demesi üzerine hiddetle kız kardeşinin evini basıp onları Kuran okurken görmesiyle başlar. Ömer eniştesini ve kız kardeşini hırpalar. Kız kardeşi bu zamana kadar Ömer’e hiç itiraz etmemiştir. Fakat söz konusu inancı olunca Ömer’in şiddetine kendini siper eder. Bu mücadele sayesinde Ömer Müslüman olmuştur. Ömer’in İslam ile buluşması Müslümanlar için büyük bir kazanımdır. Bu olay Müslümanlara büyük bir moral kaynağı olmuştur. Ömer’i Ömer yapan gerçek bu süreçle başlar. Cahiliye döneminde kız çocuğunu diri diri gömen Ömer artık adaletin savunucusu olmuştur. Ömer’in öne çıkan en önemli yanı söylemleriyle tavrının birliğidir. Ömer’in kalbinden geçenler, eylemlikle can bulur. Açık sözlüdür: Peygamber bir gün Hudeybiyede Ömer’i yanına çağırır ve şöyle der: “Senin barış görüşmelerine gitmeni istiyorum.” O sıralarda Hudeybiye görüşmeleri olacaktır. Ömer ise: “Şayet sen savaş istiyor isen benden daha iyisini bulamazsın oraya gönderecek, fakat sen barış istiyorsan beni değil Osman’ı gönder.” der. Kendini iyi tanıyordu. Bu yüzden hakkını veremeyeceği bir işi kabul etmek istemiyordu. İleri görüşlüydü bunun en güzel örneğini onun şu tavrından anlayabiliriz. Peygamber vefat etmiştir. Ensar, Benu Saide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhâde'yi Peygamberden sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebubekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benu Saıde'ye gittiler. Orada Ensar ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebubekir, Ömer ile Ebu Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebubekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebubekir'e bey'at etti ve "Ey Ebubekir, Müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz. Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi. Ömer’in bu davranışı Müslümanlar arasında çıkabilecek bir itilafın önünü kesmiştir. Tartışmaların uzamasının sorunu bir çıkmaza sürükleyeceğini ve Müslümanları birbirine düşüreceğini gören Ömer Ebubekir’e bey’at ederek bu sorunun gündemden kalkmasını sağlamıştır.

Hz. Ebubekir’in vefatından sonra hilafete 634- 644 yıllarında Ömer geçmiştir.  Hz. Ömer kendi mizacını bildiği için hilafet makamına gelip bey’at aldıktan sonra şu duayı yapıyor: “Ya Rabbi ben sert mizaçlıyım, beni yumuşat; zayıfım, beni güçlendir; cimriyim, beni cömert yap!” Ömer ile birlikte İslam Devleti daha örgütlü hale gelmiştir. Hz. Ömer devlet başkanlığı ve bu devlet başkanlığı sırasında, gerek Müslüman, gerekse gayrimüslim olan reayasına uyguladığı adalet, tarihin örnek sahifelerinden birini teşkil etmiştir. Mesela tayin ettiği valileri göreve göndermeden önce ve görevi bıraktıklarında mal beyanlarında bulundurmuştur ki bu şekilde yöneticinin halkı sömürmesini, haksız kazanç elde etmesini ve halka tahakküm etmesini engellemiştir. Yine Ömer döneminde fetihler hız kazanmıştır. Hz. Ömer (r.a), İslam Devlet Başkanı olur olmaz. Beytulmalı daha kurumsal hale getirip memurlar tayin edip devletin işleyişine düzen getirmiştir. İslam orduları Başkomutanı olan Halid b. Velid’in görevini değiştirdi ve yerine Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı tayin etmiştir. Bu değişiklik Ömer’in, Halid b. Velid’in üst üste kazandığı zaferlerden dolayı, esas görevi devlete hizmet olan ordunun, şımararak sultalaşmasını istemiyordu. Zira böyle bir durumda, İslâm’ın tatbikatı için var olan devletin, ordunun emrine girme ihtimali belirebilirdi ki bu, İslâm Devleti’nin bekâsı nokta-i nazarından fevkalâde tehlikeli bir husustu, Hz. Ömer ile Mısır, Suriye, İran ve Irak bölgeleri Müslümanların kontrol altına girmiştir. Hz. Ömer posta teşkilatı, ikta sistemi gibi devlet teşkilatlanmasını güçlendirecek adımlar atmıştır. Yine Kuran’ın çoğaltılması konusunda önemli adımlar atmıştır. Ömer’in bütün mücadelesi, derdi adaletten uzaklaşmamaktı. En önemli öngörülerinden birisi devlet işlerine hiçbir akrabası ve yakınını görev vermemesidir. Bu nasıl bir öngörüdür diyenlere Hz. Osman döneminde başlayan fitne ve ihtilaflara bakmalıdırlar. Ümeyyeoğullarının saltanatının başlangıcı o dönem olmuştur. Seminer dinleyicilerden gelen soru ve katkılarla sona erdi. 

huseyin-ozhazar-01.jpg

huseyin-ozhazar-02.jpg

HABERE YORUM KAT

1 Yorum